Bir zamanlar Türkiye’nin Ortadoğu diplomasisinin merkezinde yer alan Suriye, Başbakan Erdoğan’ın kötüleşen en büyük başağrısına, Türkiye’yi yeni ve daha güçlü bir başkanlık sistemiyle yönetme emelini etkileyebilecek bir liderlik testine döndü. Daha fenası, Suriye iç savaşının nasıl ve ne zaman sona ereceği de belli değil ve Esad’ın ayrılışıyla neticelense bile belirsiz ve istikrarsız olma ihtimali olan yeni Suriye devleti, Türkiye’nin kendi istikrarını etkileyebilecek ve onu tatsız bir dahiliyete sürükleyecektir.

Suriye iç savaşı Türkiye’yi eşsiz bir cephe ülkesine çevirdi: Esad’ın ateşli bir tenkitçisi, mülteciler için etkileyici bir cennet, Esad’a karşı muhalefeti seferber edici bir aktör, ayaklanmacılara silah ulaştırma yolu ve Esad’a karşı dizilmiş bir koalisyonun başlıca sesi.

Suriye’nin Türk jetini düşürmesi ses seviyesini yükseltmekle kalmayıp Türkiye’nin doğrudan askeri müdahale ihtimalini de artırdı. Bu muhtemel değil – tıpkı ihtiyatlı ordusu gibi Türkiye’deki çoğunluk buna karşı – ancak beklenmedik sonuçlar kanunu devreye girebilir. Türkiye’deki otuzüç bin mülteciye Suriyelilerin kitleler halinde katılması, bardağı taşıran son damla olabilir ki Suriye’de güvenli alanların oluşturulmasına yol açabilir bu. Savaş her hâlükarda Türkiye’nin iç durumunu, Batıyla, Rusya’yla ve komşularıyla (özellikle İran ve Irak’la) ilişkilerini etkileyecektir. Ayrıca Erdoğan’ın, Türkiye’nin en âcil sorununa yani Türkiye’deki Kürtlere odaklanma ve etkin bir şekilde meselenin üstesinden gelme kabiliyetini de zora sokacaktır.

Erdoğan’ın iktidarda olduğu on yıl boyunca Türkiye hem ülke içi meselelerde hem de dış politikada hız şeridinden ilerledi. Erdoğan’ın amansız derecede faal oluşu, dinamizmi, ekonomik başarısı ve dış politikadaki başlangıçları Türklere gurur verdi ve Erdoğan’a uluslararası beğeni kazandırdı.

Erdoğan dış politikasının ilerleyişinde ve Türkiye’nin dünyadaki değişen rolünde bir dizi vaka hassaten göze çarpıyor:

İkinci Körfez Savaşı’nın başında Türkiye’yi ABD’den uzak tuttu. Bunun sebebi kısmen ideolojikti; kısmen de Soğuk Savaşın bitmiş olmasıydı. Türkiye’nin bağımsız duruşu ülke içinde revaçta; doğrusu, Irak Savaşı, Türk halkını ABD’ye karşı çevirdi ve bu hissiyat sadece mütevazı ölçülerde azaldı. Erdoğan, Nato bağını tehlikeye atmama hususunda dikkatli davrandıysa da başlangıçtaki çabaları, Amerikalı muhafazakârlar arasında Türkiye’nin Batıyla bağlarını kopardığı ve bir İslam devletine sökün ettiği hissine yol açtı. ABD’yle ilişkiler 2007’ye dek yani Türkiye’nin Kuzey Irak’taki PKK üyelerine karşı savaşta Washington’un eyleme geçirilebilir istihbarat verme sözü verdiği ve Irak’ta Sünni unsurları desteklediği yıla kadar iyileşmedi.

En dikkat çekeni de Türkiye’nin Ortadoğu’ya ilerlemesiydi ki Türkiye’nin Batıdan daha da koptuğu şeklinde algılandı.  Bunun yeni pazarlar arayışı olduğu ifade edildi fakat bu ilerleyişin, Türkiye’nin Müslüman Ortadoğu’yu reformdan geçirmek ve bölgede Batı hâkimiyetini azaltmak istediği şeklinde ideolojik ve dini bir tınısı da vardı. Türkiye, Suriye-İran-Irak’la ilişkilerini genişletti. Nükleer müzakerelerde oldukça iddialı bir rol üstlenerek İran’la gerilimi azaltmaya baktı. Irak’ta, Bölgesel Kürt Yönetimiyle ilişkileri iyileştirdi. Demokratik ve otokratik arasında fark gözetmedi yalnız. Bu politika, Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından “komşularla sıfır sorun” olarak anıldı. Sadece İsrail açıkta bırakıldı. Erdoğan ve dışişleri bakanı, Filistinlilere muamelesi ve Türk ordusuyla ilk başlardaki yakın ilişkilerinden dolayı İsrail’e karşı derin bir art niyet besliyorlar. İsrail’in dokuz Türk’ü öldürdükten sonra filo olayını yanlış bir şekilde ele alarak yaptığı stratejik hata, lime lime olmuş ilişkileri derin dondurucuya kaldırdı. Erdoğan’ın İsrail karşıtı duruşu bölgedeki popülaritesini artırdı. Washington bundan hoşlanmadı ancak uzlaşma kelimesini homurdanarak akıllıca uzak durdu.

Arap Baharı hem Batıya hem de Türkiye’ye sürpriz yaptı.  Türkiye bazı çalımlı ayak hareketleri yaptı. Erdoğan, demokrasi yanlısı hissiyatını ileri sürdü ve tarzını değiştirmesi için çabaladıktan sonra artık Esad’a saldırdı. Ancak Sudan veya İran’ı demokrasi odağına yerleştirmedi. Çok az kişi fark etmiştir, fena halde siyasi değişime ihtiyaç duyan bir bölgede tüm bölgesel dikkat “Türk modeline” çevrildi. Bölgeyi sürekli ziyaret eden ve cezbedici bir hitabeti olan Erdoğan bölgede neredeyse rock starı haline geldi. Bir politika beyanı olarak “sıfır sorun” sessizce çöktü. İkiyüzlülük Batıyla sınırlı değil.

Suriye’de devam eden bozgun Türkiye’yi sarstı ancak Türkiye’nin bölgedeki rolüne de vurgu yaptı. Türkiye’nin onayı olmaksızın Suriye’nin üstesinden gelecek pek bir şey yapılamaz. Ancak bölgedeki hâkim gücüne rağmen Türkiye bu krizde askeri liderliği üstlenmeyi reddetti. Türkiye daha saldırgan bir Amerikan rolü görmeyi diledi. Her iki ülke zayıf diplomasi ve Esad’ın er ya da geç, muhtemelen de kısa bir süre zarfında gideceğinde mutabık kalmış görünüyor.

Suriye’nin Türkiye üzerinde yaygın bir etkisi oldu ve uzun zaman da sürecektir. Suriye’deki şiddet, bölgedeki mezhep düşmanlığını derinleştirdi. Farklılıkları hafifseme çabaları olsa da Türkiye, İran ve Suriye’yle bu iki ülkedeki Şiilerin ve Sünnilerin kaderleriyle ilgili olarak rekabet halindedir. Türkiye, Suriye muhalefet liderlerinin pek çoğuna ev sahipliği yapıyor ve eldeki tüm haberlere göre, Sünni unsurları korumak için çok uğraş veriyor. Türkiye ve İran, doğru düzgün bir ilişki sürdürmeye baktılar ve Türkiye, nükleer müzakerelerde barışçıl bir sonuca adanmışlığını koruyor. Esad Suriye’sinde yoksun kalmış geniş bir azınlık olarak Suriye’deki Kürtlerin kaderi meselesi de var. Ankara, Suriye’nin bölünüp bir başka özerk Kürt bölgesi oluşmasını istemiyor ve bunun Türkiye’deki Kürtler üzerinde etki yaratmasından çekiniyor. Türkiye, Suriye’deki PKK unsurlarının faaliyetlerini yakından takip ediyor. Suriye’deki PKK unsurları Türkiye’deki operasyonlara katılsalar, Türkiye’nin Suriye’ye askeri saldırısı tastamam mümkündür. Savaştan nasıl bir Suriye çıkacağı hakkında hiç kimse kesin bir şey söyleyemiyor fakat İran ve Türkiye gibi komşu ülkeler rekâbetlerini çatışmaların bittiği Suriye’ye de taşıyacaklardır. Birçokları, Suriye’nin Lübnan’a dönmesinden korku duyuyor. Son derece belirsiz bir alandayız.

Suriye badiresi, Türk dış politikasında bazı evrimlere yol açtı fakat bugünden kategorik olmak güçtür. Türkiye, Rusya’nın Suriye’deki rolünden tiksinti duyuyor ve bu ikisi arasındaki ilişkiler az da olsa soğudu. Ancak Ruslar, Türkiye’nin başlıca petrol tedarikçisi ve İran petrol ihracatı üzerindeki müeyyidelerden dolayı Rusya, Türkiye için daha bir önemli oldu. Yardımcı, yatırımcı ve demokrasi destekçisi olarak Türkiye’nin Ortadoğu’daki yıldızı parlamaya devam ediyor. Ancak Arap ülkelerinin çoğunda doğrudan nüfuzu büyük görünmüyor her ne kadar o bunun için çalışıyorsa da. Daha önemlisi, Batıyla ilişkilerinin gelişmesi, siyaseten zorlu bir mesele olan füze savunma sistemi radar projesine katılımı dâhil Nato’ya ilgi ve dahlinin devam etmesi ve AB müzakerelerinde en azından ilerleme sağlamaya çalışmasıdır. Arap dünyasının akışkan, devrimlerin sonucunun tahmin edilemez olduğu; etkili gücün daha uzun bir süre Ortadoğu dışında ikamet edeceği de kabul edilmektedir. Erdoğan, Türkiye’nin ekonomik büyümesini gevşeteceği yahut Müslüman Ortadoğu’yu Türk himâyesinde devrimden geçirme amacından vazgeçeceği anlamına gelmez bu. Ancak bir aralar umduğundan daha zor olacak ve daha uzun zaman alacaktır. Bu arada, Türkiye, iyi ve güçlü müttefiklere ihtiyaç duyuyor. Silahların çoğu Batıdan geliyor. Erdoğan’ın Obama’yla çok yakın ilişkileri var.

Son olarak, ülke içi faktör var ki bu iyi değil. Suriye başlıca siyasi meseledir ve Erdoğan’ın savaşı ele alışı hakkında homurdanmalar var. Türkiye savaşa gitmek istemiyor. Fakat Erdoğan zayıf da görünemez. Suriye politikasını eleştirenlerden dert yanıyor, çabaları sorgulandığında medya hainleri diye anıyor. Suriye, Erdoğan’ı bazı ciddi gayretlerine rağmen bir çıkış yolu bulamadığı Kürt meselesi gibi önemli iç meselelerden enerji, zaman ve kaynak da alıyor. PKK şiddeti kayda değer ölçüde artarak çözüme doğru seyretme gayretlerini karmaşıklaştırdı. Sıradışı bir gelişme de şu: Muvazzaf ve emekli birçok askere on yıldır dur durak bilmeksizin yapılan hücumdan ve tutuklamalardan sonra asker, Suriye ve PKK’dan dolayı Erdoğan için çok daha önemli bir hale geldi. [Eski askeri-bürokratik] sistem açıktır ki zayıflatılmıştır ve Erdoğan ordusuyla daha fazla münakaşa etmek istemiyor. Geçmişteki ordu faaliyetlerine karşı yürütülen hukuk kampanyasını yumuşatmış, güçlü destekçisi Gülen Hareketini küplere bindirmiştir. Bunun kalıcı bir siyasi etkisinin olup olmayacağını söylemesi zordur. Ancak ordunun tez elden çekip gitmesi kesinlikle söz konusu değildir.

Kaynak: National Interest

Dünya Bülteni için çeviren: Ertuğrul Aydın