Bazı kaynaklarda, Osmanlı Hanedanı’nın menşei belli değildir. Oğuz Soyundan olan Timur karşısında hanedanını yüceltmek için İkinci Murad döneminde Yazıcızade Ali (ö.yaklaşık 1450) tarafından yazılan Tevarîh-i Âl-i Selçuk kitabında Kayı Boyuna mensup oldukları teorisi ortaya atılmıştır.. denilmektedir. Bu ifadeler bizi Osmanlının soyunu araştırmaya sevketti.

Osmanlıların soyunu 40 nesil ileri götüren delilleri değişik kaynaklardan derledik. Özellikle eski isimleri yazarken zorluk çektik ve tereddütlü isimlerin asılları eskimez harflerle kaydettik. Osmanlıların soyu iki koldan Hz. Nuh Aleyhisselam’a dayanmaktadır. Eski tarihçiler arasında sadece bu şecerelerden hangisinin sahih olduğu konusunda görüş farklılığı vardır. Yaygın kanaatin Yafes üzerinden giden soy bağı olduğudur. Ancak,Osmanlı soy şeceresinin Hz. İbrahim’in Kenanî eşi Katura’nın Orta Asya’ya göç eden nesli üzerinden de Hz. Nuh Aleyhissselama dayandığı kaydedilmektedir.

Bu arada Neseb İlmi “İlmü’l Ensab” asırlarca medreselerde okutulmuştur. Ensab ilmi ile ilgili olarak Ravza-i Mutahhara’da bulunan Şeyhulislam Arif Hikmet Kütüphanesinde yüzlerce kitaplara şahit oldum.(***) Maalesef bu ilim günümüz toplumu tarafından pek bilinmemektedir. (İnsan soyu ile ilgilenmek Sultansuyu Harası’ndaki atların soyu kadar ilgi görmemektedir). “Nesep kişi ile başlar ve kişinin hayatının sona ermesiyle ile biter” (**) talihsiz sözü çoğu Arapça, Farsça ve Osmanlıca yazılmış kaynakları rağbet edilmez hale getirmiştir.

Bunları okuyunca haliyle akıllara şu soru geliyor. Acaba, “Osmanlı Tarihi” ile ilgili konuşanlar- yazanlar Osmanlının nesebi ile ilgili kitaplara rastlamadılar mı, aşağıya aldığımız kaynak eserleri okumadılar mı? Yoksa Osmanlı Devleti hakkında şuur altında kalmış bazı duyguları mı dışa vuruyor?.

Osmanlı’nın soy kütüğü:

Osmanlılar, Türklerin Kayı Hanlı kabilesindendir. Bu kabile, Guz-Oğuz’lar denilen Türk kabilelerindendir. Oğuzlar, Türklerin en şereflisi ve “Kayı Hanlılar” da Oğuzların en şanlı kabilesidir. Oğuzlar, M. 980 senesinde Âl-i Selçuk ile birlikte Türkistan’dan Maveraünnehir’e gelip bir müddet Buhara ve Semerkand havalisinde kaldılar. Haniye Devleti’nde askeri hizmetler aldılar. İslâm dini ile müşerref oldular. Oğuzların başında İsrail Bin Selçuk Bey bulunuyordu. Sultan Mahmud Gaznevi (Ö. 1030) Oğuzlardan vehme düşüp İsrail Beyi hile ile yanına davet ederek hapsetti. Oğuzları Horasan’a geçirdi. Oğuzlar başsız kalınca her kabile içlerinden birini kendilerine (Beg-Bey) seçip onun emrine girdiler. Bunlardan Kayı Hakanı kabilesi Horasan’da “Merduş-Şahcan”ın Mahan şehri havalisinde birleştiler.

Selçuklular saltanat kurduklarında Oğuzlar yine Selçuklulara tabi oldular. Ancak M.1153 tarihinde Selçuklulardan meşhur Sultan Sencer’i mağlup ve esir etmeleri üzerine gururlandılar, taşkınlık yaptılar ve Horasan’ın altını üstüne getirdiler. Kayı Hanlılar Mahan (İran) diyarında oturuyorlardı. M. 1219 senesinde “Cengiz Fitnesi” zuhur edince Mahan havalisinden Ermeniyye cihetine gelip Ahlat hududuna yerleştiler. Moğollar oraya da erişince yahut Celalettin Harzemşah o havaliyi istila edince Kayı Hanlılar Erzincan’a vardılar. Bir müddet orada kaldılar. Fakat oranın yaylak ve kışlakları kendilerine kafi gelmediğinden M.1229 senesinde yine Mahan’a dönmek için Halep’e ve oradan Caber Kalesine gittiler. Mahan’a dönmek için Erzincan’dan Halep’e ve Caber’e gitmeye lüzum yoktu. Maksat Mahan’a dönmek ise yine Ahlat üzerinden gitmek daha kolaydı. Muhtemelen o vakit Ahlat ve havalisi Cengiz ve Celalettin ordularının çarpışmasından dolayı hercümerc içinde olduğu için Kayı Hanlar kendilerini o tehlikeye atmak istemediler. Halep’e inip oralarda kalabilirlerse kalmak, kalamazlarsa o yoldan Mâhan’a dönmek istediler.

Kayı Beyi Süleyman Şah Bin Kayaalp Fırat’tan geçerken suya düşüp boğuldu. Cesedini çıkarıp Caber Kalesi yanına gömdüler. Kabri “Türk Mezarı” diye meşhurdur. Süleyman Şah’ın Caber geçidindeki kabri bir hayli zamanlar (ilgisiz) kalmış iken Yavuz Sultan Selim Mısır fethinden dönerken oraya bir türbe yaptırıp defnedildiği yeri Osmanlılara ziyaretgah olarak belirledi. Süleyman Şah’ın dört oğlu kaldı. Sungur Tekin, Gündoğdu, Ertuğrul, Dündar Alp. Sungur Tekin ve Gündoğdu kabilenin bir kısım halkıyla eski yurtlarına döndüler.(Yeni Tarih-i Osmanî-Şakir Paşa (M.1914) Sayfa:133)

Ertuğrul ve Dündar Moğolların boyunduruğuna düşmemek ve yine Selçuklularla beraber bulunmak için Âl-i Selçuktan Erzurum hükümdarı “Cihanşah Bin Munisüddin Ertuğrul”un Pasin ovasındaki Sermalı Çukur سرمىه لى چوقور mevkiine kondular. Fakat M.1231 senesinde Celalettin Harzemşah ile Cihanşah Eyyubilerden El-Melikü’l Eşref, Rum Selçukîlerinden I. Alaeddin Keykubad aleyhine ittifak edip neticede Harzemşah yenilip Cihanşah esir oldu. Alaeddin Keykubad Erzurum’u zapt etti. Müteakiben Moğollar gelip Celaleddin Harzemşah’ı sıkıştırmaya başladıklarından Ertuğrul Bey Moğollardan uzaklaşmak üzere Pasin Ovası’ndan kalkıp Sivas havalisine geldi. Orada birbirleriyle savaşmakta olan iki fırka askere tesadüf etti. Meğer bunların bir fırkası Moğol askeri bir fırkası da Alaeddin Keykubad’ın askeri imiş. Harp Moğolların galibiyetini gösteriyordu. Ertuğrul Bey hangi tarafa yardım edilmesi icap edeceğini cemaatıyla istişare etti. Galip tarafa yardım edilmesi gerektiğini söylediler. Ertuğrul Bey bunu şîme-i hamiyete uygun bulmadı. “Ğâlibe yardım etmek zebunküşlüktür (zorbalıktır), mertlik şanı da değildir.” dedi. Hemen maiyetindeki bahadırlarla Moğollar üzerine atlayıp onları şaşırttı, Alaaddin askerine cesaret verdi. Moğollar bozuldular. Sultan Alaeddin bunu haber alınca Ertuğrul Bey’den çok memnun oldu. Ertuğrul Bey M.1233 tarihinde Savcı Bey ismiyle meşhur olan oğlu Saruyatı Beyi Sultan Alaaddin’e gönderip yerleşecekleri bir yer tahsis etmesini rica etti. Sultan Alaaddin onları istedikleri yere yerleşmek üzere muhayyer kıldı. Onlar da Ankara havalisinden Karacadağ’ı beğenip oraya yerleştiler.

Sultan Alaaddin, Ertuğrul Bey’i Serhat Muhafızları (uc ümerası) arasına dahil etti ve bir müddet sonra kendisine Söğüt’ü kışlak ve Domaniç’i yaylak olarak verdi. Ertuğrul Bey Söğüt’te bir cami yaptırdı. M.1281senesinde 90 yaşını aşmış olarak vefat edip orada türbesine defnolundu. (2)

- Söğüt'te Ertuğrul Camii

Buraya kadar yazdığımız hususlarda tarihçiler müttefiktirler.

Osmanlıların nesepleri hususunda tarihçiler ikiye ayrılmışlardır. Bir kısmı Osmanlıların neseplerini ‘İys İbn-i İshak bin İbrahim Aleyhimesselam’a ulaştırırlar. Tarihçi İdris-i Bitlisî (Ö. 1520) ve Ruhî Çelebi (Ö. 1522) bu cümledendir. İbn-i Kemal (Ö. 1536) bunu ( قول اشهر و نقل اظهر Kavl-i Eşher ve Nakl-i Ezher = Yaygın ve açık rivayet) diye tavsif etmiştir. Bir kısmı da Osmanlı nesebini Yafes bin Nuh Aleyhisselam ile birleştirirler. Neşrî (Öl. Bursa,1520) , Nişancı Abdi Paşa (Ö.1690) ve Tevârîh-i Âl-i Osman yazarı Nişancı Ali Paşa o zümredendir. Osmanlıların nesepleri ‘İys İbn-i İshak bin İbrahim Aleyhimesselama bitişirse Türklerin Sam bin Nuh evladından olmaları lazım gelir. Çünkü İbrahim Aleyhisselam Sam evladındandır. Halbuki Türklerin, Yafesoğullarından olduklarını bütün ulema-i ensab (Neseb alimleri) kabul etmişlerdir. Binaenaleyh Osmanlıların neseplerini Yafes bin Nuh Aleyhisselam ile birleştiren tarihçilerin rivayetleri daha doğru görülmüştür. Lakin bazı tarihçiler ‘İys İbn-i İshak’ın bizzat Kayıhan olduğunu rivayet etmiş olduklarından bu rivayet doğru olduğu takdirde İshak ve İbrahim Aleyhimesselam’ın Türk neslinden yani Yafes bin Nuh evladından olmaları gerekir.

Şayet İbrahim Aleyhisselam’ın Sam bin Nuh neslinden olduğunda ısrar edilirse mezkur rivayete nazaran Türklerin de ona bağlı olarak o nesilden olmaları lazım gelir.

Neticede ‘İys İbn-i İshak Kayıhan’ın kendisi, Kayıhan da Türklerin büyük babası ise Türkler İbrahim Aleyhisselam ile nesepte birleşiyorlar demektir. Nesepleri ister Sam bin Nuh’a ister Yafes bin Nuh’a dayansın.

‘İys İbn-i İshak Bin İbrahim Aleyhisselam’a dayanan nesep şudur:

(Osman Beyin Gazi bin Ertuğrul bin Süleymanşah bin Kayaalp bin Kızılboğa bin Baytimur bin Kaylığa بن قايلغه bin Tuğra bin Karaytu بن قرايتو bin Baysunğur bin Belğay bin Suyğur (1) bin Toktemur bin Basak bin Hamide bin Aktolukاقتلق (2) bin Durluk bin Kazhan bin Nâsu (3) bin Yalvaç bin Baybik bin Tuğra bin Doğmuş bin Küçbik bin Artuk bin Kamâriبن قمارى bin Cektimur bin Turh bin Kızılboğa bin Yamak bin Başu’ (4) bin Hürmüz bin Baysu bin Tuğra (5) bin Baytimur bin Turmuş bin Gökalp bin Oğuz (6) bin Karahan bin Kayıhan. Ve bundan sonra Kayıhan’dan öncekileri zikrolunur ki: ‘İys عيص bin İshak bin İbrahim Aleyhimesselamdır. Ve Hazret-i İbrahim bin Sârih ثارخ bin Nahur bin Sârûğ ساروغ bin Ergun bin Kaliğ bin Âbir ki Hud Aleyhisselamdır. Ve Âbir bin Şâlih bin Erfahşed ارفحشد bin Sam bin Nuh.

(Tarih-i Heşt Behişt - Tercüme-i Sadi- İstanbul- Hamidiye Kütüphanesi Numara: 928)

Bu nesep İdris-i Bitlisi’nin asıl Heşt-Behişt’inde şöyle yazılıdır: Osman Bey bin Ertuğrul bin Süleymanşah bin Kayaalp bin Kızılboğa bin Baytimur bin Kaylığa bin Tuğra bin Karinuبن قارينو bin Baysungur bin Belgay bin Suyğur bin Toktemur bin Sâkساق bin Hamide bin Aktoluk bin Durluk bin Kazhan bin Nasu bin Yalvaç bin Baybik bin Tuğra bin Davğamuş داوغمش bin Küçbik bin Artuk bin Kamâri bin Cektimur bin Tûrh بن طورخ bin Kızılboğa bin Yamak bin Başuğa bin Hurmuz bin Yasu bin Tuğra bin Sunç bin Harboğa bin Kurulmuş bin Kurhat bin Balcık Bin Kamas bin Karaağlan بن قرااغلن bin Süleymanşah bin Ferahlu bin Turluğan bin Baytimur bin Turmuş بن تورمش bin Gökalp bin Oğuz bin Karahan bin Kayıhan (Kayıhan’ın ‘İys İbn-i İshak Nebi aleyhisselam olduğu mervidir)

--------------

(1) Tarih Encümeni Tarihi: Sungur

(2) Keza: Aykutluk

(3) Keza: Bâsû

(4) Keza: Başbuga

(5) Keza: Tuğra bin Sunç bin Çarboğa bin Kurulmuş bin Kûrhat bin Balcık bin Kumas bin Karaağlan bin Süleyman Şah bin Karhalû bin Burluğan bin Baytimur…

Tarih Encümeni Tarihi buraya kadar yazıyor

Bu nesebi fazla isimler ve imlâ farklılıklarıyla Yafes bin Nuh’a şu vech ile ulaştırırlar: Osman Han bin Ertuğrul bin Süleymanşah bin Kayaalp bin Kızılboğa bin Baytimur bin Âykutluğ bin Tuğra bin Karaytu bin Sakur bin Belgay bin Sunkur bin Toktimur bin Basak bin Çemendur bin Kutluk بن قتلق bin Torak bin Karahan bin Yasu bin Yalvac bin Baybek bin Tuğra bin Toğmuş bin Kucbek bin Urtak bin Kumari bin Karnari bin Çektimur bin Turh bin Kızılboğa bin Yamak bin Başbuğa bin Hurmir bin Baysuy bin Sunc bin Çarboğa bin Kurhan bin Balçık bin Kumaş bin Karaoğlan bin Süleymanşah bin Kurhalu bin Budilğan Bin Baytimur bin Tumeş bin Gökalp bin Oğuzhan bin Karahan bin Kayıhan ve demişlerdir ki Kayıhan nesl-i Yafes’ten evvelce Han oğlu Dibtakoy oğludur. (Hâce Saduddin Efendi (Ö. 1599) -Tacu’l-Tevarih Cilt 1 Sayfa 15)

Mira’t-ı Kainâtsahibi bu nesebi Tacu’t-Tevarih’ten nakledip der ki:

(Bazılar adıgeçen Kayıhan, nesl-i Yafes bin Nuh Nebi Aleyhisselamdan evvelce Han oğlu Dibtakoy oğludur, deyip bazılar Kayıhan’dan murad ‘İys bin İshak Nebi Aleyhisselamdır demiş. Hakikat-i hali en iyi Allah bilir.)

(Mirât-ı Kainât- Osmanlılar Faslı Sayfa 1)

Gazi Osman ibn-i Ertuğrul bin Süleymanşah Gazi ibn-i Kayaalp ibni Kızılboğa ibni Bintur ibn-i İkluğ ibn-i Doğan ibn-i Kaytun ibn-i Sefertin İbn-i Buka ibn Snkar ibn-i Baktimur ibn-i Basak ibn-i Gökalp ibn-i Oğuz ibn-i Karahan ibn-i Aykalteli ايقل تلى ibn-i Tuzk ibn-i Karahan ibn-i Beyzob بيضوب ibn-i Karı ibn-i Kızılboğa ibn-i ‘Aka ibn-i Başboğa ibn Baysuğ ibn-i Toğan ibn-i Muğ ibn-i Çerboğa ibn-i Kurtulmuş ibn-i Karaca ibn-i Amudi ibn-i Karaluaklan ibn-i Süleymanşah ibn-i Karacul ibn-i Berlu’a ibn-i Binsur ibn-i Kurmuş ibn-i Çin ibn-i Maçin ibn-i Nuh aleyhisselatü vesselam.

(Aşık Paşazade (ö.1484) Tarihi -Sayfa 2 )

‘İysعيص bin İshak Silsilesi:

Ertuğrul bin Süleymanşah bin Kayaalp bin Kızılboğa bin Baytimur bin Kaplıga bin Tuğra bin Karanisu bin Bayınkar bin Belgay bin Sutkur bin Toktemur bin Basak bin Hamide bin Aktolk bin Humari bin Çektimur bin Turh bin Kızılboğa bin Yamak bin Başuğa bin Curmuz bin Yabsu bin Tuğra bin Sunc bin Carboğa bin Kurulmuş bin Kurhat bin Balçık bin Kamas bin Karaağlan (Karaoğlan) bin Süleymanşah bin Karahalu bin Yorluğan bin Baytimur bin Turş bin Gökalp bin Oğuz bin Karahan bin Kayı (Yakavı) ki Hazreti ‘İys budur denir. (Hz. ‘İys Hz. İbrahim Aleyhisselamın oğlu İshak Aleyhisselam’ın oğludur)

(Süreyya Bey (Ö. 1909) - Sicilli Osmânî- Cilt 1, Sayfa 7)

Yafes bin Nuh Silsilesi:

Ertuğrul bin Süleymanşah bin Kayaalp bin Kızılboğa bin Baytimur bin Kutluğ bin Tağar bin Kaysun bin Sakur bin Bulğay bin Toktemur bin Basak bin Cemendu bin Bâkiağa bin Gökalp bin Oğuz bin Karhan bin Aykutluğ bin Tutark(Tutruk) توترق bin Karahan bin Togar bin Yabsuk bin Yalvaç bin Tuğar bin Sunç bin Carboğa bin Kurtulmuş bin Karacahan bin Süleymanşah bin Karasol bin Kolğay bin Baytimur bin Tosbaylık طوسبايلق bin Toğmuş bin Kuçek bin Artuk bin Kutak bin Cektimur bin Turh bin Kızılboğa bin Yamak bin Başboğa bin Kurtulmuş bin Kurca bin Balcık bin Karamas bin Karaoğlan bin Süleymanşah bin Bulğa bin Baytimur bin Turmuş bin Gökalp bin Oğuz Han bin Karahan bin Kayıhan bin Bolcay bin Yafes bin Hz. Nuh Aleyhimusselam. (Süreyya Bey – Sicilli Osmani – Cild: 1 Sayfa: 7)

Süleymanşah bin Kayaalp bin Kızılboğa bin Baytimur bin Aykutluğ bin Tuğra bin Karaynu bin Sâkur bin Bulğay bin Sungur bin Toktimur bin Basak bin Cemendur bin Kutluğ bin Turak bin Karahan bin Yasu bin Yalvaç bin Baybeg bin Tuğra bin Toğmuş bin Gucbek bin Artuk bin Komari bin Çiktimur bin Turak bin Kızılboğa bin Yamak bin Baş bin Çorçin bin Baysuy bin Suyenc bin Çarboğa bin Kurulmuş bin Kurhan bin Balcık bin Kumaş bin Karaoğlan bin Süleymanşah bin Ferahlu bin Yorlığan bin Baytimur bin Turmuş bin Gökalp bin Oğuz bin Karahan bin Kayıhan. Bundan sonra da nesli Hz. Nuh’a ulaşması için Kayıhan’ın da Dibtakuy’ın ve onun da evvelce Han’ın oğlu olduğu ve evvelce Han’ın Kıbti dilinde ‘İys bin Hz.İshak olduğu ve diğer bir rivayette Dibtakuy’un babası Bolcay olup bunun dahi Yafes İbn-i Nuh oğlu olduğu söylenmiştir. (Ahmet Mithat Efendi – Mufassal , Cild: 1 Sayfa: 155)

Yaygın kanaata göre “Kayıhan ‘İys İbn-i İshak’tır, Aslı ve nesli Sam bin Nuh’a ulaşır. Amma başka bir söylenti üzerine ecdad-ı emcadının silsilesi Yafes bin Nuh’a ulaşır” derler. (İbn-i Kemal – Tarih-i Âl-i Osman, Sayfa: 30, İstanbul Millet Kütüphanesi, No: 25)

Osman Han Gazi ibn-i Ertuğrul ibn-i Süleymanşah ibn-i Kayaalp ibn-i Kızılboğa bin Baytimur bin Kutluğ bin Sağar ibn-i Fuyun ibn-i Safur ibn-i Bulğari ibn-i Baysungur ibn-i Toktemur ibn-i Basak ibni Çemenduz ibn-i Yakiak ياقى اق ibn-i Kevkevalp Oğuz ibn-i Karahan ibn-i Aykutluk ibn-i Tunruk ibn-i Karahan ibn-i Bayşuk ibn-i Yalvaç ibn-i Tokar ibn-i Serbenc ibn-i Çarbiğa ibn-i Kurtulmuş ibn-i Karacahan ibn-i Umud ibn-i Süleymanşah ibn-i Karahol ibn-i Kolğay ibn-i Baytimur ibn-i Tus ibn-i Maylu ibn-i Toğa ibn-i Toğmuş ibn-i Kuçek Beg ibn-i Artuk ibn-i Kuman ibn-i Çekmetuz ibn-i Turh ibn-i Kızılboğa ibn-i Yamak ibn-i Başboğa ibn-i Kurtulmuş ibn-i Kurca ibn-i Balçık ibn-i Kumas ibn-i Karaoğlan ibn-i Süleymanşah ibn-i Kurlu ibn-i Bilğar ibn-i Baytimur ibn-i Turmuş ibn-i Gökalp ibn-i Oğuz ibn-i Karahan ibn-i Kanihan ibn-i Bolcay ibn-i Yafes ibn-i Nuh Salavatullahi Aleyh. Bazı rivayetlerde 141 nesilden sonra ecdadı Hazreti Nuh’a ulaşır. (Muhyî Çelebi- Tarih-i Âli Osman – İstanbul- Millet Kütüphanesi , No: 15 (2)

Tarihçilerden bazıları; “Süleymanşah 40’ıncı batından ‘İys ibn-i İshak Aleyhisselam’a ulaşır” dediler. Bazıları ise “Îys’ın kendidir” dediler. Bazıları da “İsmail AS evladından “Beni Katura” denilen bir cemaat bir sene kıtlık sebebiyle Hicaz’dan Horasan’a hicret ile orada kalmışlar. Âl-i Osman (Osmanoğulları) işte onların neslindendir” dediler. Bu rivayetlere göre Âl-i Osman’ın Beni Nuh’un oğlu Sam’dan olmaları lazım gelir. Araştırmacı tarihçiler ise “Oğuzlar beni Yafes bin Nuh Aleyhisselamdandır” deyip, bazıları “Oğuz Han bin Karahan bin Kayı Han, Oğuz Han’ın en büyük evladı olup Hanlığı ona ve Onun evladına vasiyyet etmiş olduğu meşhurdur”.

(Cevdet Paşa – Kısâs-ı Enbiya ve Tevârih-i Hulefa, Cid: 12 , Sayfa: 943)

Fatih Sultan Muhammed Han’ın veziriazamı Karamanî Mehmet Paşa’nın (Ö. 1481) hazırladığı Arapça bir Tarih kitabında (1) Osmanlıların gerek göçleri gerek nesepleri başka surette rivayet olunmuş olup, Mehmet Paşa bu tarihi Sultan Muhammed Fatih namına yazmış ve takdim etmiş olduğu da mervidir. Gerek padişah gerek veziri âlim zatlar olduklarından rivayet olunanlar ehemmiyeti haiz olmak lazım gelir.

Karamani Mehemmed Paşa şöyle diyor:

“ Bazı tarihçilerden (3) nakledilmiştir ki, Moğollar Bağdat ve çevresini istila edince Selçukluların bakiyyesi olan melikler ülkelerini bırakıp Rum diyarına kaçmağa başladılar. “Ahlat” havalisinde hayvancılıkla geçinen bir cemaat vardı. Reisleri, soyu sopu yüksek bir zat olup nesebi İkinci batında (Yafes bin Nuh) evladından Oğuz Han’a varır. Adına Kabakalp قبق ألب derlerdi. O da M.’1258 senesinde Selçuklularla birlikte terk-i vatan ederek cemaatıyla Rum diyarına (Anadolu’ya) hicret etti. Ankara yakınlarında Karacadağ’a (Haymana-Kulu arasında bir dağ) kondu. Oradan başka bir yere (Söğüt olsa gerekir) vardı. Orada vefat etti. Yerine oğlu Sarkıkâlp صرقيق الب kabile reisi oldu. Bir müddet sonra O da Karabük’de vefat ederek yerine oğlu Gökalp geçti. O da nöbetini savup Şaraphane’de vefat edince, oğlu Gündüzalp kabilenin başına geçti ve düşmanla cihada başladı. Nihayet Kızılsaray da (Antalya) vefat eyledi. Oğlu Ertuğrul makamına geçti. Sultan Alaaddin Selçuk, gaza için Rum bölgesine gitmişti. Ertuğrul Bey Onun yardımına koştu. Sultan Alaaddin Onun şecaatini ve emirliğe liyakatini görüp takdir etti. Karacahisar Kalesini (Eskişehir) muhasara edince kalenin güney cihetini ona verdi. O sırada Tatarların antlaşma bozdukları ve memleketleri tahribe başladıkları haberi geldiğinden Sultan Alaaddin Ertuğrul Bey nezdinde bir miktar asker bırakıp düşmanla cihat etmeyi ona havale etti. Kendisi Tatarlara karşı savaşmaya gitti. Ertuğrul Bey iki sene üç ay gaza ile meşgul olduktan sonra vefat edip yerine oğlu Osman Bey kaim oldu. Sultan Alaaddin Osman Bey’e kılıç ve tabl (davul) ve alem göndererek cihat işini ona havale eyledi.

(1) Bu Tarih muhtasar bir şey olup bir nüshası Ayasofya Kütüphanesinde mevcut ve 3204 Numarada kayıtlıdır. İki kısımdan müteşekkildir.

Birinci Kısım: Âli Osman’ın neseplerini ve suret-i neş’etlerini ve Fatih Sultan Mehemmede kadar olan Osmanlı Paşalarının fetihlerini içerir. Bu kısımda Yıldırım Bayezitten sonra oğlu Süleyman’ın tahta cülus ettiği ve Onun vefatından sonra Rumeli’de Musa Çelebi’nin ve Anadolu’da Muhammed Çelebinin cülus eylediği ve bunlar yekdiğeriyle harp ederek Muhammed Çelebi’nin galip geldiği ve saltanatın onda karar kıldığı gösterilmiştir.

İkinci Kısım: Sultan Muhammed Fatihin Otuzuncu cülus yıldönümüne kadar olan Fetihleri ihtiva eder. Bu Tarihçe Karamani Muhammed Paşa’nın imiş. Mukaddime ve hatimesinde buna dair bir şey yoksa da Fatih Sultan Mehmed’in Arnavudluğu feth ettiği zikrolunduğu sırada

لقد نظم تاريخ ذللك الفتح اخلص عبيده الفائزين بالاخلاص الحقيقى محمد باشا ابن العارف التوقيعى الصديقى فقال

dedi.

فتح ارانيد يكسر الصليب ضم الى دولة سلطاننا

ناصر الإسلام بعضب عصيب ناشر الانعام نسيب رحيب

ايده الحى لفتح قريب الهمنى الرب لتاريحه

  1. Bazı müverrihlerden -maksadı kim olduğu bilmiyoruz- fakat Zenbilli Ali Efendinin oğlu veya torunu olup M. 1522’de vefat eden Ruhi dahi Cami’ul Duvel’in İkinci Cildinin 853-854 üncü sahifelerinde tasrih olunduğu üzere, Karamani Mehmet Paşa’nın nakledeceği rivayeti yazmıştır. Demek ki Ruhi bu rivayeti Karamani Muhammed Paşa’dan yahut Paşa’nın kastettiği tarihçilerden almıştır.

Müverrih Vasıf şu rivayeti yazıyor:

  1. İsmail’den sonra Hicaz topraklarında çadırlarda oturan kabilelerden Beni Curhum ve Benî Kantura arasında nefret ve düşmanlık varlığı sebebiyle o havalide herc-ü merc emareleri ortaya çıktı. Bölgede rahat ve huzur kalmamıştı. Beni Kantura Diyar-ı Faris’e (İran’a) hicret ve Hâman memleketinde çadır kurup orada ikamet etmeye başladı. Osmanlı Sülalesinin ceddi o yüce kabiledendir.

Letafet-i Tarihiyye ve Coğrafiyyede şu malumatı veriyor:

“Katura” İbrahim AS’ın zevcesi Sare’nin vefatından sonra 3599 tarihinde, yani milattan 1995 sene önce Türk kabilelerinden yahut Kenanîlerden tezevvüç buyurduğu hatundur ki bundan altı evladı dünyaya gelmiştir. Hz. İbrahim hayatta iken Katura’dan olan evladınına bol servet vererek şark tarafına göndermiştir. Bazı müverrihler ”Mâdi”ler bunlardan çoğaldı, derler.”

Yine Letafet-i Tarihiyye ve Coğrafiyye’den:

Mâd, Yafes bin Nuh’un dördüncü oğludur. Tefrika çıkınca (evan-ı tefrikte) mensuplarıyla İran’ın kuzey tarafına gidip Horasan ülkesine yerleşti. Mâd, Deylem ve emsali kabileler bu nesildendir.”

Camiu’l Düvel “ ‘İys İbn-i İshak” ve Yafes bin Nuh’a dayanan nesebleri şöyle kaydetmiştir. (Bayezit Kütüphane-i 2Umumisi Nüshası Cild: 2 Sayfa : 853- 854)

Ertuğrul bin Süleymanşah bin Kayaalp bin Kızılboğa bin Baytimur bin Kaylboğa bin Tuğra bin Karaytu bin Baysungur bin Belsay bin Sûnğur bin Toktimur bir Yasak bin Hamide bin Aktoluk bin Kamari bin Cektimur bin Turh bin Kızılboğa bin Yamak bin Başuğa bin Cürmüz bin Baysu bin Tuğra bin Sunc bin Carbuğa bin Kurulmuş bin Kurhad bin Balcık bin Kumas bin Karaoğlan bin Süleymanşah bin Ferahlu bin Yurluğân bin Baytimur bin Turmuş bin Gökalp bin Oğuz bin Karahan bin Kayıhan bin Dibbakoyhan ديب با قوى خان bin Olcahan. Kıbtîce onun için denilir ki ‘İys ibn-i İshak Aleyhisselam ve Kavihan’ın ‘İs ibn-i İshak Aleyhisselam” olduğu söylendi.

“Ertuğrul bin Süleymanşah bin Kayaalp bin Kızılboğa bin Baytimur bin Kutluğ bin Teğaz bin Kınnun) bin Sakur bin Bulğay bin Baysunkur bin Toktemur bin Bâsuk bin Çemendur bin Bâkiağa bin Gökalp bin Oğuz bin Karhan bin Kutluk bin Tutruk bin Karahan bin Baysuk bin Yelvac bi Tağar bin Sunc bin Çarboğa bin Kurtulmuş bin Karacahan Vemhamur bin Süleymanşah bin Karahol bin Kulğay bin Baytimûr bin Töremiş bin Gökalp bin Oğuz Han bin karahan bin Kayıhan bin Bolcay bin Yafes bin Nuh el Nebi Aleyhisselam.”

Buraya kadar yürüttüğümüz şu bahsi Ahmed Refik Paşa’nın (Lehce-i Osmani) de “Türk” kelimesi tefsirinde verdiği malumatla neticelendirelim:

“Türk” aslolan kadim üç sülalenin biri olup Şark Türkleri, (Uyğur, (Halic), (Karlih) gibi beş-on ulustan yani milletten ve Ğarb Türkleri; Oğuz, Kıpçak, Bıceng, Ağaçeri, Kumale, Kaysak, Kırgız, Kanglu gibi onbeş kadar ulustan ibarettir. Hicretten beşbin sene önce Türkler Hind ve Turan ve İran ve Babil semtlerine müstevli olmuş ve Hicretten 1300 sene önce İran, Babür ve Asur ve Şam diyarlarına Oğuzlar dahi 28 sene hücum etmiştir. Tarihlerde Oğuzhan zamanı dedikleri budur. Yunan onlara (İskut) ve (İskulut) ve ehl-i Faris (İranlıllar) ise Sak (ساك) olarak isimlendirmişlerdir.

Oğuzlardan Bağdad’a askerlik için gelen oymakların ardı sıra Kaysak ulusu dahi zuhur edip bunlar Hicri 400 tarihlerinde İslam’a dahil olmuş ve seçkinlerine (Selçuki) ve Umuma Türkman denilmiştir. Çadırlarda yaşamakta olup şehristana dahil olmayanlara (Türk) ve (Oğuz) genel ismi kalmakla ileride (Türk) (Kabarustayi = Köylüleri) ve Oğuz (Sade Safdil) manasına sarf olunmuştur. 

--------------

(1) “Türk aşiretlerinin eşrefi “Oğuz“ ulusu ve Oğuz’un hasîb ve nesîbi sayılan kısmı (Kayı) ilidir. Bu (Kayı) taifesi Türkistan’dan Horasan’a ve andan Cengiz vaktinde İran’a ve Ermenistan’a çekilip bir oymağı Urfa ve Azerbaycan taraflarını gezerek Sultan Alaaddin Selçukî’nin beratıyla (Bilecik) ve (Ankara) arasında olan ovada (Sögüt) ve (Karacaşehir) civarında yerleşti. 426 oba halk olup Beyleri Osman Gazi düşmandan Bilecik,Lefke, Domaniç, Yarhisar /Harmancık, Atranus, Yenişehir, Eskişehir, Kalâ’ni قلاعنى ve civarlarını zabt ile 1289 tarihinde Sultanönü Sancağı’nın Beyi nasp olmuş iken Devlet-i Selçukiyye’nin H. 700 (Miladi: 1301) tarihinde inkırazıyla bağımsız oldu.(Tarihlerimiz Osmanlı Devletinin kuruluş yılını 1299 olarak kaydederler).

27 senelik hükümetinde her şehre cami, mahkeme, medrese, çeşitli mektepler bina ederek Anadolu Selçukîlerinin memleketlerinde olan ulema ve udeba başına toplandı. İşte Onun halkına “Osmanlılar” dediler. Osmanlıların terbiye ve terakki ile teşkil ettiği lisan “Osmanî” oldu. Zamanında lisana hizmet edenlerden Kırşehri (Muhlis Beşe) zade, (Aşık Beşe) ve oğlu (Ulvan Çelebi) ve (Şeyhi) ve Ahmed-i Bican) ve (Süleyman Çelebi) meşhurdur.”

[2] Ertuğrul Bey’in validesi Hayme Ana’ın medfeni Domaniç Nahiyesi dahilinde Çarşamba karyesindedir. Sultan İkinci Abdülhamid onun medfeni üstüne bir türbe inşa ettirdi.

[3] Osmanlı Tarihinin başlangıcından H. 956 senesi Zilhiccesi başlangıcına kadar olan olayları özetle kayıt eder. Baş tarafındaki boş sayfaya Ali Emiri Efendi el yazısıyla aynen şu ibareyi yazmıştır: “Fotoğrafisi Berlin Kütüphane-i İmparatorisinden celb edilip istinsah olunmuştur. İstanbul’da nüshası mevcut kalmayan nadir kitaplardandır, Emirî.”

(**) Bu sözü kimin söylediğini belgelenemedi.

  1. Evkafü’l-Ümem , Sayfa: 1-10 (Sadeleştiren: Osman Şahin)