ABD başkanı Barak Obama, Ortadoğu’da kendi çıkarlarının ve müttefiklerinin çıkarlarını tehtid eden IŞİD tehlikesini ortadan kaldırmak için çizdiği stratejiyi açıklayacağına dair bir konuşma yaptı. Açıklama dışişleri bakanı John Kerry ile savunma bakanı Chuk Hagel’in aralarında Riyad, Amman, Ankara ve Bağdat olmak üzere bölgenin önemli başkentlerine yapacakları ziyaretlerle eş zamanlı gerçekleşecek.
Obama’nın stratejisinin detayları henüz belli değil. Ancak sızan bilgilere göre ABD başkanı öncelikle IŞİD’in finansal kaynaklarını kurutmayı ve örgütün saflarına yabancı militanların katılımının önüne geçmeyi ve askeri operasyonları yoğunlaştırarak ırak- Suriye hattında kurdukları kampları imha etmeyi planlıyor.
Obama, bir beyanatında El-Kaide’yi yok ettikleri gibi IŞİD’i de ortadan kaldıracaklarını söylemişti. Ancak bu sözler başkanın hem kendini hem de başkalarını kandırmak için sarf ettiği sözlerdi. Çünkü terörle mücadele adı altında amerikan halkından alınan ve toplamda bir trilyon dolardan fazla bulan vergilere rağmen El Kaide henüz ortadan kalkmış değil. Üstelik savaş başladığında El Kaide’nin yalnızca Afganistan’da bir üssü vardı. Şu an ise örgütün Ortadoğu’nun kritik bölgelerinde ondan fazla askeri kampı var. Hatta örgüt en son Hindistan’da bir şubenin açıldığı da bildirdi. IŞİD’in finans kaynaklarını kurutma hedefi ise, iki yıllık iktidar süresi kalan Obama’nın zamanında gerçekleşmesi mümkün olmayacak bir durum. Çünkü IŞİD’in 7 milyar dolar gibi ciddi bir serveti var ve petrol satışı sayesinde bu servete günlük iki milyon dolarlık bir katkı sağlanıyor. Böylesine muazzam bir mali kaynak ise örgüte en az beş yıl yeter. Sonuçta IŞİD’in ne yurt dışında büyük elçilikleri, ne yolsuzluk yapacak olan bakanları, ne de diğer Arap liderlerinin yaptığı gibi kendisine özel jetler tahsis edip parayı savuran bir liderleri var. Bu sözleri IŞİD’i övmek veya göklere çıkarmak için söylemiyorum. Sadece hem uluslararası ölçekte bu kadar hızlı büyüyen ve giderek güçlenen IŞİD’i hem de tüm dünyayı IŞİD vahşetine karşı birleştiren bu durumu araştırmak için Amman’a yaptığım ziyarette IŞİD’e yakın kaynaklardan aldığım bilgiler doğrultusunda konuşuyorum.
Obama, bölgesel ve uluslararası düzeyde kafasında belirlediği koalisyonu oluştururken pek çok zorlukla karşı karşıya kalacak. Talep ve arzu bir şey, pratik uygulamalar ise başka bir şeydir. Bir kere, Amerikalı elçilerle bir araya gelecek olan liderlerin, Amerika’nın kara harekâtı için savaş meydanına asker göndermeleri talebi karşısında bir ürperti duyacakları kesin. Çünkü Körfez ülkeleri gibi Arap ülkeleri daha önce Amerika’nın ve müttefiklerinin kendileri adına savaşmalarına alışmışlardı. Ayrıca Türkiye gibi gerek iç güvenliğinin, gerek 30 milyar dolarlık turizm gelirinin gerekse de Kürt vatandaşlarıyla yaptığı barış anlaşması çerçevesinde ulusal, demografik ve coğrafi bütünlüğünün tehlikeye düşmesi konusunda endişeli olan bir ülkenin koalisyona katılmama olasılığı da çok güçlü. Türkiye bütün bunların yanında bir de IŞİD’in Musul’u işgal eder etmez Türk konsolosluğunu basıp esir aldığı 46 Türk diplomatının da güvenliğini düşündüğü için çekimser yaklaşıyor.
Suudi Arabistan’ın kafası ise, bu aralar dahili sorunlarla ve Yemen’deki Husi’lerin yarattığı krizlerle ve yayılma tehlikesiyle meşgul. Çünkü ülkede Husi sempatizanı olan ve katılmaya gönüllü fazla sayıda Suud gencinin olduğunun idrakinde. Ayrıca “Sisi’nin Mısır’ı” nı da ekonomik olarak taşımaktan bunalmış durumda. Üstelik Yemen savaşından beri kendi askerlerini ülke dışına çıkarmadığı da bilinen bir durum.
Ürdün’de ise, Irak’a asker gönderme meselesi hem parlamentoda hem de halk arasında kesinlikle kabul edilmeyen bir durum. Bunun yanı sıra Gazze savaşıyla başlayan ve İsrail’le yapılan gaz anlaşmasıyla birlikte tırmanan gerginlik, zengin ile fakir arasındaki uçurumun giderek derinleşmesi, ülkeyi her an patlamaya hazır bir bomba konumuna sokuyor.
Amman’a yaptığım ziyaret esnasında çok çarpıcı sözler duydum. IŞİD gönüllülerinden biri, Amerika’nın başlatacağı bir operasyonun Irak’ta mezhep savaşını alevlendireceğini, çünkü ülkede Sünnilerin IŞİD’in saflarında birleşeceğini, bu nedenle operasyonun Şiilerin çıkarlarına hizmet edeceğini ifade etti. Bunun için de Irak’ın Amarlı şehrinin IŞİD’in elinden yoğun Amerikan bombardımanı sonucunda geri alınmasına örnek vererek, şehrin çok ortaklı bir koalisyon gücünün birleşmesiyle geri alındığını, bu ortakların içinde de Irak ordusu ile “Ehli Hak”, “Bedir tugayları”, “Kürt Peşmergeler” ve “Selam Tugayları” gibi dört Şii milis gücünün olduğunu belirtti.
Ebu Musab Zerkavi’nin hocası olan aynı zamanda Nusra Cephesi’nin velayeti fakihi olan ve mevcut durumu “Cihadçı Selefilik” olarak nitelendiren Ebu Muhammed Makdisi ile Ürdün Zerka’daki mütevazi evinde bir araya geldiğimde bana, Amerikan müdahalesi ile IŞİD arasında bir seçim yapılsaydı, ilkini seçeceğini, tüm alimlerin de kendisiyle aynı kanaatte olacağını söylemişti. Şeyh bu konuda sosyal medya yoluyla tüm müritlerine bir mesaj gönderdiğini de ifade etmişti. Şeyh, IŞİD’ de ve kendisini halife ilan eden lideri Ebu Bekir el Bağdadiye karşı da çetin bir fıkhi savaş başlatmış, bu yüzden irtidat ve küfre girme gibi töhmetlere maruz kalmıştı.
Amerika’nın askeri gücü tartışılmaz bir noktada. Yani önce Afganistan’da Taliban’a düzenlediği saldırılar, sonra Irak’ta yaptığı işgal, Libya’da rejimi değiştirdiği gibi IŞİD’e de büyük bir zarar verecek nitelikte olduğu biliniyor. Yalnız burada esas soru, operasyon ömrünün ne kadar olacağı ve doğuracağı sonuçların neler olacağı.
IŞİD’e yakınlık duyan bazı şeyhlerle yaptığım kişisel görüşmelerde, Amerika’nın IŞİD operasyonu karşısında herhangi bir tedirginlik duymadıklarını hissettim. Hatta bölgede yeniden Amerikan rüzgarı esmesinden dolayı duydukları mutluluktan bahsettiklerini işittim. Zerkavi’nin bayrağı altında daha önce savaşa katılmış birisi ise bana Amerika ve müttefiklerinin Irak- Suriye hattında IŞİD operasyonu düzenledikleri taktirde sevinçle dans edeceğini söyledi. Bu güvenin kaynağını sorduğumda ise gülümsedi ve açıklamayacağını ifade etti.
Bilmemiz gereken bir şey var. Türkiye Esad’ı devirmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Suriye’ye kendi topraklarından para / militan akışını kolaylaştırmak ve rejime alternatif siyasi bir çatının oluşmasını sağlamak gibi dikkat çekici adımlar attı. Ancak Türkiye, Suriye’ye muhalif tarafında savaşmak için kendi askerlerini göndermeyi düşünmedi. Suudi Arabistan ve Katar da Beşşar Esad rejiminin düşmesi için ciddi enerji sarf eden iki devlet. Ancak bu üç devletin de içinden çıkılması mümkün olmayan bir savaşa doğrudan katılacaklarını hiç sanmıyorum.
Burada, Amerikan liderliğindeki bölgesel ve uluslararası ölçekteki koalisyon güçlerinin başarısı veya hezimeti üzerine tartışmak istemiyoruz. Özellikle de Amerikan halkının %91’inin Obama’nın IŞİD’i ortadan kaldırma planına verdikleri destekten sonra operasyon hakkında çok da yorum yapmaya gerek yok. Buna rağmen Başkan Obama’nın askeri müdahaleden kaçındığı da biliniyor. Nihayetinde Irak ve Afganistan savaşlarına muhalefeti sayesinde başkanlığı elde etti. Ancak temsilciler meclisinin ve cumhuriyetçi senatonun yoğun baskıları başkanın bu tavrını daha fazla koruyamayacağını gösteriyor. Obama bir şekilde savaş tecrübesini yaşayacak. Ancak bu tecrübenin kolay olamayacağı ve sonuçlarının hiçbir garantisi olmayacağı muhakkak.
Kaynak: Rai al Youm
Dünya Bülteni için çeviren: Tuba Yıldız