Tunus’ta yapılan genel seçimleri yerinde takip edip, seçim sandıklarının bazılarına ziyarette bulunup, siyaset ve medya dünyasından çok sayıda kişiyle görüşme imkanı buldum. Bunun yanı sıra bir televizyon programına katılıp seçimlerin ilk sonuçları ve Tunus’un geleceğine yansımaları hakkında da bazı tahminlerde bulundum. Bu yazının konusu tamamıyla Tunus değil elbette. Hatta daha çok Mısır üzerine odaklanacağım. Ancak bir kıyaslama yapmak gerek. Bu nedenle her iki ülkenin de Arap baharının esmesiyle birlikte hemen hemen aynı tecrübelere sahip olmalarına, kısa sürede değişime kucak açıp yıllardır iktidarda olan isimleri birkaç haftada devirmelerine ve ilk seçimlerde İslamcıların her iki ülkede de aynı başarıları elde etmelerine rağmen ilkinde nisbi de olsa bir istikrarın elde edilmesi, ikincisinde ise baskı, şiddet ve terörün rol oynaması ele alacağım.
Tunus’ta ele edilen başarının temel nedeni kısaca Mısırın ve tüm Arap ülkelerinin kaybetmeleriyle aynı. Yani sivil toplumun varlığı, kadının sosyal hayattaki belirgin rolü, Nahda’nın temsil ettiği Siyasal İslam’ın ılımlı politikası, Raşid Gannuşi’nin pragmatik yaklaşımı ve seçim sandıklarına güvenerek çıkacak sonucu kabul etmek Tunus’u diğerlerinden ayırıp kaostan uzak tutmayı başardı. Tunus halkı istemediği İslami Nahda partisini adil ve barışçıl seçimlerle iktidardan uzaklaştırırken, Mısır halkı Müslüman Kardeşlerin darbeyle uzaklaştırılmasını tercih etti. Darbe birçok Müslüman Kardeşler liderinin tutuklanmasına, birçok üyenin şiddete maruz kalmasına yol açtı. Eğer Mısır ordusu darbe yapmak için biraz bekleseydi belki şu anda Tunus’ta gördüğümüz olumlu tabloyu Mısırda da görebilirdik. Nahda ve ülkeyi yönetmek için kurulan üçlü “troyka” sistemi, iki yıl boyunca ısrarlı çabalara rağmen misyonunu yerine getiremedi. Bunun üzerine daha büyük hasarların yaşanmaması ve ülkenin gerek güvenlik açısından gerekse ekonomik ve siyasal açıdan bütünüyle çöküntüye uğramaması için çekilme kararı aldı. Müslüman Kardeşler ise Mısırda pragmatik davranamadığı için, ordunun sivil toplum kuruluşları ile sekülerler ve liberallerle kurduğu ittifakın arkasında yatan nedenleri doğru okuyamadı.
****
Geçen Cuma kimliği belirsiz olan silahlı bazı gruplar Sina’nın doğusunda bulunan askeri birimlere saldırıda bulundular ve 31 kişinin ölümüne, 30 kişinin de yaralanmasına neden oldular. Mısır devlet başkanı Abdülfetah Sisi’nin 3 ay boyunca olağanüstü hal ilan ettiği bölgede, gece saatlerinde dolaşmak da yasaklandı. Sina’ya takviye kuvvet gönderildi ve tuğgeneral Muhammed Semirin de belirttiği gibi “terörü köklerinden yok etmek için” harekete geçildi.
Mısır hükümeti, otoritesini kuvvetlendirmek, itibarını geri kazanmak ve Sina’da güvenliği sağlamak için şu ana kadar her istediği icraatı gerçekleştirebildi. Ancak bu uygulamalar ne sivillere yaradı, ne de tıkanıklıkları giderecek siyasi çözümlere eşlik etti. Bu yüzden eskiden de defalarca yaptığı gibi, Mısır hükümeti, terörist grupları ortadan kaldırmadaki başarısızlığını örtmek için bir günah keçisi aramaya koyuldu. Bunun için ise Hamas ve Gazze şeridinden daha iyi bir seçenek bulamadı. Önce Refah’ı belirsiz bir süreye kadar kapattı, daha sonra İsrail- Filistin arasında ateşkesin ilan edilmesi için başlayan dolaylı görüşmelerin yeniden başlaması için yapılacak toplantıyı iptal etti. Toplantıda ayrıca İsrail saldırılarını durdurmak, ablukayı kaldırmak ve İsrail’in son saldırısında yok ettiği 80 bin evin yeniden inşası için gerekli olan şartlar da ele alınacaktı.
Mısır medyası da geleneğini bozmadı ve Gazze halkına karşı yürüttüğü kışkırtıcı politikasına devam etti. Daha ölenlerin kanı kurumadan ve soruşturmalar başlamadan Hamas’ı Mısır ordusuna karşı kanlı saldırı yapmakla itham etti. Bu suçlamaları yaparken, devlet başkanı Sisi’nin saldırının arkasında dış güçlerin olabileceğine işaret ettiğini de göz ardı ediyordu. Medyada yer alan ithamlara göre, teröristler Mısır- Filistin sınırından girerek saldırılarını gerçekleştirdi. Bunu duyan birinin zihninde Mısır- Gazze sınırının binlerce km uzunluğunda olduğu fikri oluşabilir. Ancak sınır sadece on km uzunluğunda. Yani tüm takviye ordular ile birlikte hızlı müdahale kuvvetleri sadece bu on km uzunluğundaki sınırı korumak için ve Mısırın ulusal güvenliğini tehdit eden Filistinli teröristleri engellemek için bölgeye gönderiliyorlar. Fakat resmi açıklamalara göre Mısır askerlerini öldüren bu sekiz teröristin hepsi de Mısırlı. Yani ne Gazze’den ne de Gazze dışından hiçbir Filistinlinin saldırıyla ilgisi yok. Peki öyleyse Gazzeliler neden işlemedikleri bir suçla itham ediliyorlar ve Mısır ordusu hangi intikamın peşine düşmek istiyor? Çünkü Mısır ordusunun problemi aslında Sina’da ve Sina dışında yaşayan Mısırlılarla ilgili, Filistinlilerle değil. Sina halkı Mısırlı sayılmıyor, doğrudan Filistin ahalisi olarak görülüyor. Bu nedenle onların Mısırlı kimliğine şüpheyle bakılıyor. Başka bir durum daha var. Ülkenin batısına düşen ve teröristlerin 20 Mısır askerinin katlettiği bölgede Filistinli hiç kimse yok ve de Mısır refahı kapattığı gibi Libya’yla olan sınır kapısını kapatmayı tercih etmiyor.
Terörle mücadele etmek için alınan siyasi ve askeri tedbirler şu ana kadar hiçbir ülkede başarıya ulaşamadı. Özellikle de Irak, Suriye, Yemen ve Libya’da yaşananlara bakıldığında çözümün artık bilinen yöntemlerden farklı olması gerektiği ve başka tecrübelere başvurmak gerektiği gerçeği ortaya çıkıyor. Bu noktada önce siyasi izolasyondan kurtulmak ve diğer görüşleri kabul ederek diyalog kapısı açmak gerekiyor. Tunus’un da denediği ve kendisini dar boğazdan çıkararak başarıya ulaştıran yöntem tam olarak bu.
Mısırlı siyasetçilerin ve analistlerin televizyon ekranlarından büyük bir gürültüyle Gazze’yi işgal etmeleri ve teröre son vermeleri için Sina’ya asker gönderilmesini talep etmeleri gerçekten şaşılacak ve esef duyulacak bir durum. Mısırın terör sorunu Gazze’de yatmıyor, Refah sınır kapısında da gizlenmiyor. Asıl sorun Mısırın kendi askeri ve güvenlik politikasında. Buna ek olarak başarısızlıklarını başkalarını suçlayarak ört bas etmek ve böylelikle sorumluluktan kurtulmak da başka sorunları doğuruyor. Mısır kuvvetleri Gazze’yi işgal etmeye tam olarak karar verdiğinde kendisini sevinçle karşılayacak binlerce kişi bulacak. Çünkü Mısır güçleri Gazze için dost güçlerden başka bir şey değil. Ancak bu işgal ne Sina’ya huzur getirir, ne de askerlere yapılacak saldırıları engeller. Sadece Mısır güvenlik güçlerinin Gazze sınırındaki 1300 tüneli yok etmesine, ablukanın daha da sıkı olmasına ve refahın 3 aydan daha fazla bir süre için kapatılmasına neden olur. Umarım, Mısır kuvvetlerinin Gazze’yi işgali geçici veya kalıcı da olsa bir kurtarıcı görevi görür. İki milyondan fazla Müslüman Arabın, kardeşleri Mısır hükümeti tarafından günah keçisi olmaları ve tüm Mısırın hatasını tek başlarına üzerlerine almaları sadece acılarını artırır. Ve umarım Mısır medyası da suçlayacak ve şeytanlıklarını üzerinde deneyecek başka bir günah keçisi bulur.
Kaynak: Abdülbari Atwan / Kudsül Arabi
Dünya Bülteni için çeviren: Tuba Yıldız