Bir buçuk yıl önce, Yemenli bir taksi şoföründen bir mektup almıştım. Pentagon’da çalışmak istiyormuş. Mektubunda bu konuda benden yardım talep ediyordu. Fakir biriymiş ve tek geçim kaynağı da taksisiymiş. “Peki”, dedim. “Senin durumunun Pentagon’la ne ilgisi var?” “El Kaide’yi ortadan kaldırma bahanesiyle her gün Yemen semalarında dolaşan ve onlarca masum insanın ölümüne neden olan Amerika’ya ait insansız hava uçağından kendimi korumak istiyorum” dedi. İki gün önce amcasının oğlu ve tüm yolcuları bu uçakların saldırısına maruz kalmışlar. Tabi ki, hepsi masum fakir insanlarmış ve El Kaide’yle uzaktan yakından bir alakaları yokmuş.
Açıkçası nasıl yardım edeceğimi bilemedim. Sonuçta ABD savunma bakanı benim kardeşim değil. Ulusal güvenlik bakanı Suzan Rice de teyzemin kızı değil. Bana mektubu gönderen şoförün hala hayatta olup olmadığını bilmiyorum. Belki de temiz bedeni bir uçağın saldırısında paramparça olmuştur!
Bu hikayeyi, geçenlerde Suriye Ulusal Koalisyonu’nun, Amerikan yönetiminden “radikal İslamcıların” kalelerini yok etmek için ağır silahlar istemeleri haberini okuyunca yeniden hatırladım. Suriyeli aktivistlerin ve entelektüellerin devreye soktukları ve yaklaşık 30 kişinin imzasının bulunduğu rica(!) mektubunda, terörle mücadelede ortak hareket etme bakımından, Amerikanın askeri çaba sarf etmesi ve IŞİD’in sığınaklarını ortadan kaldırması isteniyor. Aktivistler, IŞİD’i, terörist grup olarak nitelendiriyorlar ve sadece bölge halkını değil tüm dünyayı tehtid ettiğini ifade ediyorlar. Dolayısıyla Washington’un acil bir karar alıp IŞİD’i dünyanın en tehlikeli terör tehtidi olmasının önüne geçmesi arzu ediliyor.
Eğer konu Suriye kriziyse, hiçbir şey tesadüf değildir. Bu gazeteci ve aktivistlerin “dost” Amerikan yönetimine askeri müdahalede bulunması için yalvarmaları da tesadüf değil. Özellikle de bunu, Londra’da gerçekleşen Suriye’nin dostları toplantısından iki gün sonra yapmaları ve hem terörle mücadele etmek için ılımlı muhalife silah temin edilmesi yönünde hem de bölgede silahlı kanadın Esad rejimi aleyhine güçlendirilmesi ısrar etmelerinin bir arka planı olmalı. Amerika’nın insansız hava uçakları, bir zamanlar Afganistan ve Yemen’de El Kaide ve Taliban’a yaptığı gibi, Suriye semalarında da IŞİD için uçabilir. Ama sonrasında haftalık hatta günlük katliamlara imza atan resmi bir işgalciye dönüşmesinin olasılığı da çok yüksek.
Resmi rakamlara göre, ABD’nin insansız hava uçakları, şu ana kadar Afganistan’da beş bin kişinin ölümüne sebep oldu. Üstelik bunların ezici bir çoğunluğunun ne El Kaide’yle ne de Taliban’la bir alakası var. Hatta bir keresinde füzelerinden birini bir düğün alanına fırlattığı ve 3o kişinin ölümüne yol açtığı biliniyor. Aynı şekilde köylere, otobüslere, ilk ve ortaokullara saldırılarda bulunduğu da biliniyor.
Yemen’de de durum farklı değil. Bombalama olayları hemen her gün tekrarlanıyor. Ülkenin doğusundaki Şebve kasabasında bulunan El Kaide merkezinin, bu uçaklar tarafından bombalanıp, üst düzey sorumlusu Faris Kasımi’nin öldürüldüğü doğrudur. Ancak Yemen hükümeti tarafından memnuniyetle karşılanan ve destek gören aynı savaş uçakları, binlerce masum Yemenliyi öldürdü ve öldürmeye de devam ediyor.
Suriyeli aktivistlerin Amerika’dan kanlı operasyonlara imza atması için Suriye’ye müdahale etmesini istemeleri, bir zamanlar Kemal el Lubvani’nin “Özgürleştirici bir ülke” olan İsrail’den, Golan tepeleri karşılığında Esad rejimini ortadan kaldırma yönündeki çağrılarını anımsatıyor. Ben açıkçası şimdiye kadar hiçbir vatanperverin, ülkesine yabancı müdahale istediğini duymadım. Veya kendilerinden nefret eden rejimden intikam almak için dış müdahalenin yapacağı katliamlara sessiz kalabilecek bir vatansever de tanımadım.
Suriye’ye dış müdahale isteyenlerin, Nato uçakları tarafından bombalanan Libya’nın mevcut durumunu muhakeme etmelerini tavsiye ederim. Aynı şekilde kaos ve kan ülkesine dönüşen Yemen’de nasıl başarısız bir hükümet kurulduğunu, Sudan’ın nasıl ikiye bölündüğünü, Amerikan işgalinden sonra Irak’ta coğrafi ve etnik parçalanmaların nasıl yaşandığını düşünürlerse belki kendi ülkeleri için yaptıkları dış müdahale çağrısının ne kadar tehlikeli sonuçlar doğuracağının farkına varırlar. Esad rejiminin zalim, diktatör olduğunu tartışmıyoruz. Ancak üzerinde düşünmemiz gereken şey, bölge tarihinin dönüm noktasını oluşturan, sekiz bin yıldır birçok medeniyete ev sahipliği yapan Suriye’nin kendisi.
Amerika artık geleneksel savaşlardan kaçınıyor. Onun yerine, tek bir askerinin ölmesini dahi istemediğinden ve sadece karşı tarafın, yani Libya, Irak, Yemen, Afganistan ve şimdi de Suriye gibi Arap ve İslam ümmetinin kurban vermesini arzuladığından insansız hava uçaklarını kullanarak bombalamayı tercih ediyor.
Filistinliler, İsrail’in bu tarz operasyonlarına yıllarca maruz kaldılar. Şeyh Ahmed Yasin, Abdülaziz Rantisi ve Hicazi gibi direnişin önemli liderleri insansız hava uçaklarının bombaları sonucunda şehit düştüler. Dolayısıyla İsrail’in de “terörle mücadele” kisvesi altında Suriye’yi paramparça etmek ve Suriye’nin evlatlarını öldürmek için Amerikalı meslektaşlarına katılacağını duyarsak şaşıracağımızı sanmıyorum. Peki, Amerikan uçaklarıyla İsrail uçaklarını nasıl ayırt edeceğiz? Veya onlar teröristle- sivili nasıl ayırt edecekler? Gerçekte, Onlar sadece Esad’ı değil Suriye’yi de yıkmak istiyorlar. Ülkeyi demografik ve coğrafi olarak parçalamak sonra da Suriye’nin sahip olduğu köklü medeniyetinden intikam almak için başına zavallı bir hükümet koymayı planlıyorlar. Daha da acısı onların bu planlarına Suriye’nin kendi içinden destekçileri var. Suriye dışından da bu iş için milyarlarını dökmeye can atan birkaç Arap ülkesi de hazırda bekliyor.
Kaynak: Raialyoum
Dünya bülteni için çeviren: Tuba Yıldız