Herhangi bir durumda Müslümanların hakları söz konusu olduğunda batılı ülkeler eşitlik ve adalet gibi değerleri bir yana bırakıp, 3. dünya ülkeleri gibi ya da muz cumhuriyetleri gibi hareket etmeye başlıyorlar. Bunu yaparken de daha çok ikna edici olmayan fabrikasyon güvenlik bahanelerini öne sürüyorlar.
İngiliz The Independent gazetesi iki gün önceki sayısında “Suriye’de savaşa katılan İngilizler için dönüş yok!” başlıklı uzunca bir rapora yer verdi. Raporda içişleri bakanı Theresa May’ın, Suriye’ye savaşa giden İngilizlerin ülkelerine dönüşlerini gizlice engellediğine ve vatandaşlıktan çıkardığına dair bilgiler var. Theresa May, İngiliz vatandaşı olsun olmasın, Müslümanlara karşı garip bir nefret besliyor. Mescid-i Aksa’nın en önemli savunucularından şeyh Raid Salah’ın sınır dışı edilmesini isteyen de, İngiliz Yahudilerin başlattığı ırkçı kampanyalar gibi şeyhi terörist ilan edip İngiltere’deki üniversitelerde ders vermesini engelleyen de yine aynı isim. Burada olayın siyasi boyutunu tartışmıyoruz. Daha çok insani boyut söz konusu. Çünkü doğup büyüdükleri ve yasal olarak kazandıkları vatandaşlık haklarından ülkeden ayrıldıkları için mahrum olan insanların bazı özellikleri var. Onlar beyaz değiller. Daha da kötüsü, Müslümandırlar. Bu yüzden burada batılı ülkelere büyük imtiyazlar kazandıran eşitlik ve adalet ilkelerinin büyük bir çelişkiye düştüğünü görüyoruz. Halbuki, Avrupa, üçüncü dünya ülkelerinde yaşanan baskı ve zorbalıklardan açan insanların sığınağı haline gelmişti. İngiltere de Araplara ve Arap olmayan hükümetlerin demokrasi ve insan hakları alanında değişimine katkıda bulunan ülkelerden biriydi.
Cesur ve profesyonel gazetecilik örneğinin biri olan bu raporun verdiği bilgiye göre, sağcı muhafazakar partinin liderlindeki İngiliz koalisyon hükümeti, 2010’dan bu yana 37 İngiliz vatandaşının haklarını ellerinden aldı. Bunların hepsi tabi ki Müslüman. Bundan daha da önemlisi, Suriye’ye savaşmaya giden İngilizlerin vatandaşlığını ellerinden alan aynı İngiliz hükümetinin, BM güvenlik konseyinde Suriye halkını korumak için askeri müdahalenin şart olduğunu yüksek sesle ifade etmiş olmasıydı. Aslında bu durum ülkedeki İngiliz vatandaşlarının Suriye’ye savaşa gitmesini de teşvik etmişti. Savaşa katılanlar, Suriye halkını korumanın hükümetlerinin siyasetleriyle uyumlu bir hedef olduğunu düşünüyorlardı. Bu insanların ülkelerine dönmelerini engellemek için vatandaşlıklarını ellerinden almak ise aslında Avrupa ülkelerinin İslamcıları Suriye’ye savaşa yönlendirerek onlardan kurtulmayı hedeflediğini gösteriyor. Yani ortada Suriye halkının korunması gibi bir amaç yok.
İngiliz dışişlerinin savunmasına göre, Suriye’ye savaşa giden bu insanlar döndüklerinde İngiltere’nin güvenliği için birer tehdit olabilirler. Çünkü bunlar başka bir ülkenin vatandaşlığına da sahipler. Bu yüzden vatandaşlıkları düşürülerek ülkeye girişleri engellenmelidir. Sayın içişleri bakanına göre İngiltere vatandaşlığı bir ayrıcalıktır ve herkesin hakkı değildir. Ancak bu girişim kesinlikle yasal değil. Çünkü bu insanlara karşı sadece kişisel yargılarda bulunuluyor. Şimdiye kadar İngiltere’de hiçbir suça karışmamış olan bu vatandaşların bundan sonra bir suç işlemeyeceklerini kimse iddia edemez.
Aslında Suriye’ye savaşmaya gidenler İngiliz hükümetinin bu konuda yaktıkları yeşil ışığa aldanarak gittiler. Çünkü hükümet hem Suriyeli muhaliflerin silahlandırılması konusunda ısrarcı davranıyor hem de Avrupa birliğinin bu konudaki dayatmalarına şiddetle karşı çıkıyordu. O kadar ki, dışişleri bakanı William Hague, iki yıl önce Avrupa Birliği tarafından düzenlenen Suriye konferansında muhaliflerin silahlandırılması konusunda kanun çıkması için neredeyse tehtide varan konuşmalar yapmıştı.
İngiltere Irak’a müdahale eden ülkelerden biriydi. Binlerce kişiyi öldürdü. Aynı şekilde Libya’ya da saldırdı. Orada da binlerce kişinin ölümüne sebep oldu. Şu an hala Afganistan’da savaşmaya ve insanları öldürmeye devam ediyor. Öyleyse İngiltere’nin müdahalesiyle, Suriye’ye savaşmaya giden İngiliz vatandaşlarının müdahalesi arasında ne fark var? Fark şu: eğer İngiltere en başından planladığı gibi Suriye’ye askeri müdahalede bulunursa, Suriye topraklarında savaşan bu insanlar, bir zamanlar Sovyetlere karşı Afganistan’da savaşan askerler gibi birer kahramana dönüşecekler.
Bayan Theresa’ya şunu söyleyebiliriz: Kafanız da kalbiniz de rahat olsun. Çünkü vatandaşlıktan mahrum etmek istediğiniz bu gençler zaten İngiltere’ye geri dönmeyecekler. Çünkü onlar kendi İslami inançlarına göre Suriye’ye şehid olmak için gittiler. İngiltere’ye dönseler de ancak kefenleriyle dönerler. Tıpkı Suriye hapishanelerinde işkence görerek ölen Doktor Abbas Han gibi…
İngiltere’deki insan hakları örgütleri vatandaşlık konusunda Müslümanların karşı karşıya kaldığı bu haksız karara karşı sessiz kalmamalılar. Bunu Müslüman azınlıklar için değil, en azından İngiltere’de demokrasinin ve ondan kalan ilkelerin korunması için yapmalılar. Ayrıca Arapların ve Müslümanların baskıcı rejimler karşısında haklarını korumalarına da katkıda bulunmuş olurlar. Çünkü İngiltere’nin önemsiz nedenlerle Müslümanların vatandaşlıklarını ellerinden almaları, zorba yönetimlerin: “ dünyanın en demokratik ülkesi bile bunu yapıyorsa, biz neden yapmayalım?” demelerine neden olur!
Kaynak: Rai al Youm Dünya Bülteni için çeviren: Tuba Yıldız