Mısır'ın darbe kökenli Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin Almanya ziyaretinden önce Mısır’da bir takım önemli gelişmeler yaşandı. Almanya ziyaretinin tasasız geçmesi için Mürsi ile alakalı olarak Mısır Müftüsünün görüş beyanı 15 gün ertelendi. Alman Federal Meclisi (Bundestag) gibi kurumların 'sakil' konuk muamelesi ettikleri Sisi’nin ziyaretinin önünde böylece acilinden pek de pürüz kalmamış oluyordu. Almanya Federal Meclisi Başkanı Lammert, Sisi ile yapacağı görüşmeyi Mısır’daki insan hakları ihlallerini gerekçe göstererek iptal etmişti. En azından Müftünün görüşünün ertelenmesi Almanlara zevahiri kurtarma imkanı bahşetti. Bununla birlikte Fecr El Adli adlı (22) hanım gazetecinin ‘sen bir Nazi’sin ve sen bir faşistsin’ şeklinde attığı sloganın salonda yankılanması Sisi’yi kabul etme ve ötesinde kırmızı halı serme riyakarlığını gözler önüne sermiştir. Mısırlı gazeteci Fecr El Adli Alman yetkililere Şarka telkin ettikleri ama Sisi önünde unuttukları değerleri bu yolla kendilerine hatırlatmaya çalışmıştır.
Mısırla alakalı bir başka gelişme ise 150 kadar İslam aliminin ve İslami heyetin 'Kinane Çağrısı' adıyla bir bildiri yayınlamalarıdır. Bu tarz bildiriler geçmişte Filistin meselesi gibi temel meselelerde gündeme geliyordu. Türkiye’den de Abdulvehhab Ekinci ile Hamdi Arslan gibi bazı isimlerin imzalamış olduğu bildirinin Sisi’yi sarstığı anlaşılıyor. Sisi Almanya’ya bu gerilim altında gitmiş ve ziyareti yeni bir başka gerilimle taçlanmıştır. Vakıf meselelerinden ziyade asayiş ve güvenlik işleriyle ilgilenen Mısır Vakıflar Bakanı Muhammed Muhtar Cuma baltayı taşa vururcasına bu bildiriye imza atan alimleri bir çırpıda terörist ilan etse yahut bunların da bir yıl önce BAE tarafından yapıldığı gibi terör listesine alınmasını istese de Sisi bu alimleri tesirsiz hale getirmek için daha etkili yollar ve yöntemler arıyor. 150 kadar heyet ve alim aslında ilmi olarak ümmeti temsil ediyorlar. Sisi taraftarı basın meseleyi Mısır aleyhtarı hamle veya kampanya seviyesine indirgiyor. Mücerret karalama kampanyası olarak görmeyi yeğliyor. Bununla birlikte Sisi’nin içine kurt düşmüş durumda. Bu nedenle de Almanya ziyareti öncesinde bazı Selefi alimlerle bir araya gelmiş ve onların yardımlarına başvurmuştur. Elbette karşıt alimleri etkisiz hale getirmenin bir yolu da itibarsızlaştırma kampanyalarıdır. Ya da emsali alimleri karşılarına çıkarmaktır.
*
Mürsi döneminde bir kısım siyasallaşmış selefiler İhvan iktidarına önce destek verse de akabinde Selefi Daveti veya onun siyasi kanadı olan Nur Hareketi Sisi’nin yanına geçmiştir. Apolitik çizgiden gelen bazı Selefi davetçileri ve alimleri de ‘selamet der kenarest’ yani selamet uzak durmaktır tutumunu iltizam ederek; kuşe-i uzletlerine çekilmişlerdir. Mürsi’den İslam hukukunu bir çırpıda uygulamasını isteyen Selefi çizgiden gelen bazıları Sisi’den böyle bir taleplerinin olmadığını deklare ediyorlar. Bununla birlikte derin yapı Yasir Bürhami gibilerini veya ondan daha etkin olan selefi isimleri kullanma alışkanlığından darbeden sonra da vazgeçebilmiş değil . 150 kadar alimin imza altına aldığı Kinane Çağrısı bildirisi, Mısır rejimini gayri meşru görmekte, karşı tarafa ise nefs-i müdafaa hakkı tanımaktadır. Bu bildirinin akabinde tabir caizse Sisi’nin etekleri tutuşmuş ve yine bir kısım Selefi ekolden gelen alimleri imdadına çağırmıştır. Almanya ziyareti öncesinde itibarlı ve Selefiler arasında ağırlığı bulunan Muhammed Hassan, Hüseyin Yakup ve Mustafa Advi gibi isimlerle buluşmuş ve onlarla mukabele planı veya karşı stratejiyi geliştirme üzerinde durmuştur. Sisi’nin bu tarz sır buluşmaları oluyor.
Müslüman Kardeşleri etkisiz hale getirmenin yollarından birisi de Müslüman Kardeşleri bölmek ve içlerinden paralel yapılar ortaya çıkarmaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kral Selman ile yapacağı görüşme sırasında Sisi’nin de davetli olması arabuluculuk spekülasyonlarına neden olmuştu. Belki Sisi’nin hem içeride İhvan ile hem de dışarıda Türkiye gibi ülkelerle ilişkilerini düzeltmek için arabuluculuklara ihtiyacı var. Bununla birlikte köprüleri atan Sisi uzlaşma yerine bölme seçeneğine ağırlık veriyor. Bu nedenle de 'eski İhvancılar' tabir edilen bazı isimlerle temas hattında. Kemal Helbavi, Muhammed Habib ve Servet Hirbavi bunlardan bazıları. Suudi Arabistan ziyareti öncesinde de ilginç bir biçimde bu gibi isimlerle buluşmuş ve görüşmüştü. Kemal Helbavi görüşmenin muhtevasına dair ser veriyor sır vermiyor ama meselenin İhvan ile Mısır rejimi arasındaki ilişkiler olduğunu herkes biliyor. İhvan silkelenerek dağıtılabilir mi? Ya da barışçı süreçten ümidini kesen genç ve kanı kaynayan İhvan üyelerinin önüne başka bir seçenek konamaz mı? Yeni kuşağın enerjisini nasıl almalı ve boşaltmalı? Sözgelimi Kemal Helbavi İhvan yanlısı ve mensubu gençlerin Ezher referansıyla mukayyet kalarak siyasi bir harekete dönüşebileceklerini öngörüyor ve bunun planlaması için çalışıyor. Bununla birlikte mağduriyet ve mazlumiyetlerinin güneş gibi açık olduğu bir ortamda veya psikolojik berzahta Mısır Müslüman Kardeşler cemaatini bölmek yelin kayadan parça koparması gibi zor görünüyor. Onları kısmen de olsa pasif hale getirmek mümkün olsa da bölmek zor görünüyor.
Mısırla alakalı başka bir gelişme Cemaatin ileri gelenlerinden ve mutedil kanadı temsil ettikleri tasavvur edilen Mahmut Guzlan ve ulema kanadından Abdurrahman Ber’in gözaltına alınmasıydı. Kimileri Sisi rejiminin İhvan’ın ılımlı kanadını içeri alarak cemaati ve gençleri şiddet sarmalına itmek, çekmek istediği yorumlarını yapsa da ‘barışçı tutumumuz kurşundan daha güçlü’ şeklindeki genel çizgi ve söylem korunuyor. Hatta yeni dönemin öne çıkan isimlerinden Mahmut İzzet tutumlarını iki kelime ile özetliyor: Silmiyye, şeriyye! Yasallık ve barışçı zemini muhafaza! Zaman zaman nesf-i müdafa babından mukabele avazları çıksa da geniş kesimlerce pek kabul görmüyor. Müslüman Kardeşler arasında bir kaynama var. Bunu kimse reddetmiyor. Lakin bu çekişme pasiflerle aktifler arasında geçiyor. Şiddet yerine daha aktif olunmasını isteyenler pasif olduğunu düşündüklerine biraz kenara çekilmeyi teklif ediyor. Belki de İstanbul’daki peş peşe yapılan toplantıların mahiyeti buydu. Sisi Berlin’de meşruiyet ve yardım için Batı’nın siyasi eşiklerini aşındırırken Müslüman Kardeşler de İstanbul’da ayakta kalmanın ve devrim ateşini yeniden yakmanın hesabını yapıyor, yollarını arıyorlar.