‘IŞİD’i kim icat etti, üretti?’ sorusunun birçok cevabı bulunabilir.  Üstelik içimizde IŞİD karakterine yatkın olanlar var. Malik Binnebi’nin ‘kabiliyetü’l hezime’ yani yenilgiye yatkınlık kavramında olduğu gibi içimizde Harici karakteri veya geni ve virüsü taşıyanlar bulunuyor. Yoksa kümelenme olmazdı.  Bununla birlikte Ahmet Reysuni’nin ifadesiyle bunların kuvveden fiile çıkması ve sosyolojik ve siyasi zuhurları sadece yatkınlık veya karakter yatkınlığıyla izah edilemez.  Faslı ulemadan Ahmet Reysuni anarşi ve terörün yayılmasını toplum ve siyasi yapının çökmesine bağlıyor. Arap alemindeki siyasi sistemler taze kan transferi yapılmadığından yorgun ve yaşlı.   Yeni sadmelere sağlıklı karşılık ve cevaplar verebilecek durumda değil.  Bunun ötesinde 11 Eylül’den beri IŞİD tarzı örgütlerin zuhuru da küresel çalkantılara bağlı olarak gelişiyor, serpiliyor.  IŞİD gibi örgütlerin taazzuv etmeleri vakıa haline gelmeleri sosyal ve siyasi çöküntülere ve bir de istihbaratların üzerlerinde çalışmalarına bağlı. Sözgelimi Türkiye’de kimileri zaman zaman yabancı IŞİD militanlarının Batı tarafından niye engellenmediğini ve bu yönde tek yanlı olarak Türkiye’nin suçlandığını sorguluyorlar. Elbette kusur müşterek olmakla birlikte Batı hiç üzerine alınmıyor! Bu yerinde bir sorgulama Neden? Zira Fransa’nın güney kentlerinden Toloz’da üçü Yahudi çocuğu olmak üzere yedi kişiyi katleden ve ‘motorlu katil’ olarak anılan Muhammed Marah  ‘cihad yapayım’ derken tuzağa çekiliyor. Fransasız istihbaratının ilgili kademelerince yönlendiriliyor. Tekrar ama neden?  

*

Toloz olayından sonra Muhammed Marah’ı teslim almaya gelen ekipte yer alan Zuhery adlı arkadaşı Fransız istihbaratına çalışmaktadır. Muhammed Marah’ın ifadesiyle kendisini bu vartaya düşüren isimdir. Ailenin avukatı Zehiye Muhtari de olanları doğruluyor. Nitekim Le Monde gazetesi yeni bir analizinde bu meselenin kapalı olan yönlerini biraz daha açmış ve aydınlatmıştır. (http://arabi21.com/story/844700 ). Öldürülmeden önce Muhammed Marah ile kod adı Züheyr olan muhbir arkadaşı arasında kayıtlara yansıyan şu konuşma geçiyor :

"Senin böyle alçak ve Fransız otoriteleri nezdinde subay olduğuna inanamıyorum. Müslümanlara yardım etmek için beni Suriye, Irak ve Pakistan’a yönlendiren ve gönderen sen değil misin? Cehenneme kadar yolun var hain herif! Sebepsiz bir biçimde benim ölümüme de neden olacaksın. Beni bu vartaya sokan, bulaştıran sensin. Seni hiç affetmeyeceğim…”

Tam da bu olay üzerine,  Mısır’da 23 Temmuz 1952 darbenin yıldönümünde Menşiye hadisesini ve kahramanını hatırlamamak mümkün değil. CIA, Necip yerine Nasır’ı hazırlamakta ve onu kahraman yapacak ve Mısırlıların nazarında büyütecek bir olay tasarlamaktadır. Nihayetinde Nasır’ı ikna ederek Menşiye de mürettep ve düzmece bir suikast üzerine karar kılarlar. Müslüman Kardeşlerle teması olan birisini de ayarlarlar ve saflığından yararlanarak suikastı ona havale ederler.  Tertip suikast yapılır ve Nasır senaryodaki gibi kurtulur.  Böylece önündeki parlak bir gelecek açılmış ve Necip’in yıldızları da söndürülmüş olur. Lakin anlaştıkları adamı idam sehpasına çekerler zavallının son sözü şu olur: Böyle mi anlaşmıştık?

Muhammed Marah’ın ifade ettiği gibi şarkta iltihaplı bölgelere gidenler istihbarat örgütlerinin tarassudundan ve süzgecinden geçmişlerdir. Elbette sistemin dişlilerinden kaçan unsurlar da olabilir.   Bu tür karakterlerin veya tiplerin muayyen bölgelerde odaklanmaları için göz yumarlar hatta organize ederler. Sonunda da İslam dünyasının üzerine çullanmak bu olayları bahane eder, kullanırlar.

Buna benzer bir olay Suriye’de Dürzilerin yaşamış olduğu Suveyda bölgesinde yaşandı, patlak verdi. Bu olayda Suriye rejimiyle IŞID arasındaki muvazaa alanına işaret ediyor.  Tedmur/Palmira şehrinin IŞİD’in eline geçmesi sürecinde yaşandığı gibi.  Dürziler, olayların patlak vermesinden itibaren rejimle kendi aralarına mesafe koydular. Lakin rejim IŞİD tehdidi üzerinden sadakatlerini geri kazanmak istiyor. Bölgede Dürziler üzerine üçlü bir oyun gözleniyor. Ürdün, İsrail ve Suriye rejimi bir şekilde Dürzileri kendisiyle olmaya ikna etmeye çalışıyor.  Buna zorlamak için de IŞİD’i üzerlerine salıyor ya da IŞİD’e alan açarak kuvvetlendiriyor. 

Bölgede 27 bin asker kaçağı var ve rejim ikide bir ‘sizi korumayacağım; ne haliniz varsa görün!’ şeklinde tehditler savurmakta. El Cezire’nin eski çalışanı Luna Şibl de düzen adına ‘ya Bizimle olursunuz ya da IŞİD’ın kucağına düşersiniz’ şeklinde tehditler savurmaktadır.  Geçenlerde bu tehditlerin pek de boş olmadığını somutlaştıran bir olay yaşandı. Domates yüklü bir kamyon Meşayıh el Kerame adlı Şeyh Vahid Belus’a bağlı bağımsız şehir muhafızlarının kontrol noktasından geçerken şüpheli tavırları üzerine durdurulmak istenirken fren yerine gaza basar ve araç dönemeçte hızını alamayarak devrilir ve domateslerin altından şehrin kuzeyinde mevzilenen IŞİD’e giden silahlar ortaya çıkar. Böylece rejim ile IŞİD arasında bağlantı somutlaşmış olur (http://all4syria.info/Archive/234782 ). Sorgulamada şoför hava istihbaratının elemanı olduğuna dair kimlik çıkarır. Bu olay IŞİD ile rejim arasındaki ilişkiyi bir kez daha öve somut halde belgelemiş olur.

IŞİD algı operasyonları için kullanılan bir örgüttür.  Herkes birbiri üzerine boca etmeye kalkışıyor. Oradan Türkiye’ye gelirsek, gerçekten de Suruç saldırısını kim yaptı?