ABD kaypak bir politika izliyor. Sözgelimi Suriye’de halkın dostları veya Suriye’nin dostları grubunun başını çekiyordu. O sıralarda İran, buna mukabil ABD’nin Suriye’nin düşmanları kategorisinde olduğunu söylemişti. ABD zaman ayarlı bir biçimde 180 derece çark edince neredeyse Suriye rejimi ve İran’a denk düştü. Kartları karıştırarak, dikkatleri dağıtmıştır. Siyasi bir biçimde hokkabazlık yapmıştır.

ABD, insan hakları ve demokrasi meselesinde kendisiyle ters düşmemek için 180 derecelik çark etme işlemini zamana yayarak başladığı nokta ile geldiği noktayı belirsizleştiriyor, unutturuyor.  Zamana yayarak dönüşümü hazmettiriyor ve IŞİD gibi tali unsurlar da devreye girince ABD zikzaklarını veya çizgi kırıklarını örtebiliyor.

Amerikalılar hep böyle yapar!  Bundan dolayı pragmatik çizgi üzerindeki siyasi doğruları sürekli olarak değişim arz ediyor.  Adeta ilkesi kalmıyor.  Suriye’den sonra Mısır’da da bu politikayı daha açık ve belirgin bir şekilde uyguluyor.  

Eski savunma Bakanı Chuck Hagel darbe sürecinde hatta kalmış ve sürekli olarak darbeci general Sisi ile temasta bulunmuştur.  Mürsi’nin Tanıtım Bakanı Salah Abdulmaksut’un ifadesiyle, bu temas veya muhabereyi Mürsi’nin ruhu bile duymamış ve darbeye bir hafta kala Sisi’nin hala kendisine sadık olduğunu tevehhüm etmiştir.

3 Temmuz (2013) darbesiyle ilgili yeni bir değerlendirmesinde Hagel yine ilk söylediklerine atıfta bulunmuş ve darbeye darbe demediklerini zira Amerikan çıkarlarıyla ilkeleri arasında bir denge kurduklarını, gözettiklerini söylemiştir. Bir şey ya darbedir ya da değildir.  Ortası var mıdır? Üstelik bizdeki 28 Şubat süreci gibi dolaylı, örtülü değil açık ve haşin bir darbe yaşanmıştır.  Sonra kanlı fasılalarla yoluna devam etmiştir.

*

John Kerry daha ötesine geçerek Pakistan ziyareti sırasında askerlerin demokrasiyi konsolide etmeye geldiklerini söylemişti. Başlarda Sisi idaresine karşı mesafeli görünmüşlerdi. Yeteri kadar zaman kazandılar ve mesele olgunlaştı ve şimdi makas aralığını kapatıyorlar. Kısaca Mısır’daki gelişmelere hem Sisi hem de İsrail zaviyesinden bakıyorlar. İsrail de bunu alkışlıyor.  Mübarek’in devrilmesi sırasında ona yeteri kadar arka çıkmadığı için Obama idaresine Suudi Arabistan ile birlikte İsrail muğber olmuştu.  Şimdi ise İsrail, ABD’nin kendi çizgisine gelmesinden çok memnun.      

ABD’nin geldiği çizgi nedir? Bölge turu sırasında Mısır’a uğrayan Kerry burada Mısır mevkidaşı Dışişleri Bakanı Samih Şükrü ile birlikte ortak bir basın toplantısı düzenlemiş ve ortak basın toplantısı ortakların basın toplantısı olarak tezahür etmişti.  Müslüman Kardeşlerin terörü bulaştıklarına dair ellerinde bazı doneler olduğunu söylemiştir. Demek ki çıkarları iftira ve mühendislik boyutu da ihtiva ediyor. Lakin bu donelerin ne olduğuna temas etmemiştir!

Halbuki, Müslüman Kardeşler baştan beri  ‘barışçı tutumumuz kurşundan daha kuvvetli’ diye bir slogan dahi üretmişlerdi. ABD bu söyleme veya slogana iltifat etmeyebilir, fiili durumu esas alabilir. Bununla birlikte fiili durumla alakalı olarak Müslüman Kardeşlerin teröre başvurduklarına kanıt bir tarafa karine ve emare dahi yok. 

Irak’ta Hizb-i İslami’nin yaptığı gibi Mısır’da da Müslüman Kardeşlerin ana kolu saldırıya maruz kaldığında bile kendini savunmaya mecali yok. Nedeni devletin sahip olduğu gibi baltacılara sahip olmayışlarıdır. Devlet, ordu ve polisin dışında baltacılar diye paramiliter gruplar besliyor. Temerrüt Hareketi ve Black Bloc bunlardan birkaçı. Müslüman Kardeşler ise nispeten varlıklı ve eğitimli bir kesimi temsil ettiğinden dolayı yumuşak güce haizler, militanlıkla alakaları yok. Ve zaten suçlanmaya açık olduğundan böyle de görünmek ve görüntü vermek istemiyor. Bu durumda da hem kendini savunamıyor hem de terörist olarak damgalanmaktan kurtulamıyor.  

Bunu yapmaktan demokrasi şampiyonu olduğunu iddia eden bir ülke olarak ABD bile kaçınmıyor. Halbuki, AB’nin Kahire Temsilcisi James Moran bile Müslüman Kardeşleri terörist olarak tasvir edecek bir kanıta sahip olmadıklarını söylemişti.  Kery ise suçlama kapısını açmıştır. AB’den farklı olarak bildikleri bir şey mi var? İngiltere’nin daha önce hazırladığı rapor da, yol açacağı spekülasyonlar nedeniyle tayyedilmişti. Demek ki gerçekler pazarlığa tabi.  

Peki, Chuck Hagel’in sözünü ettiği ABD’nin Sisi’yi destekleme karşılığında elde ettiği kazanımlar veya çıkarlar nedir?  İngiltere Süveyş’i Hindistan’a kestirmeden ulaşmak için işgal etmiştir. Veya bu Fransız projesine sahip çıkmış ve kendine mal etmiştir.  İsrail basınına göre ise ABD’nin Körfez’e müdahalesi için Mısır’ın hava sahası hayati önem taşıyor. Körfez’deki çıkarları için Mısır’ı elinde tutması lazım. İngilizler döneminde Süveyş kanal olarak önemli idi. Amerikan döneminde ise buna hava sahası da eklenmiştir.  Bunu temin etmenin yolu da Sisi gibi darbecilere arka çıkmaktan geçiyor. 2003 yılında Irak işgali öncesinde sevkiyat noktasında Türkiye nazlanınca veya 1 Mart tezkeresi TBMM’den geçmeyince Mübarek nazlanmadan ve tereddüt etmeden Mısır’ın hava trafiğini işgalci ve müdahaleci güce açmıştır.  İran da doğudan hava sahasını açmıştır.

Sisi, Camp David ordusunun komutanıdır.  Rusya ve Çin gibi rakip güçlere açılım yapsa da sonuç olarak Amerikan kampına demirlemiştir. Bunun Mürsi gibi liderlerle gölgelenmesini istemiyorlar. İlke dedikleri şey ise çıkarların şalından ibaret.