Seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mürsi’den itibaren Ezher’in kontrolü üzerine büyük çekişmeler yaşandı. Muhammed Mürsi döneminde; 2012 yılında yapılan anayasada Ezher’e büyük rol biçildi. Bununla birlikte Ezher’de çöreklenmiş olan ruh veya Muhammed Ali Paşa’dan beri kaim olan resmi ulema anlayışı ve geleneği baskın çıktı.  Halk birden gelen demokrasiye, ulema da birden ve ender anlarda gelen özerk ulema anlayışına hazır değildi. Talimat vermeye değil almaya alışmışlardı bir kere. Alışkanlıklarına devam ettiler.  Bunun ötesinde BAE ve Suud basını, fulul/kalıntılar denilen eski yapının devamı olan kesimlerle anlayış birliği yaparak Ezher’in İhvanlaştırma süreciyle karşı karşıya olduğu yönünde bir kampanya yürüttü.  Bu etkili oldu ve Muhammed Mürsi’nin Ezher’i özerkleştirme yönündeki adımlarını yavaşlattı.  Mürsi’nin devrilmesinden sonra darbeye darbe diyenler ise birer ikişer Ezher’den atıldılar. Bunlara da yine ‘İhvancı’ kulpu takıldı.

Halbuki, Mecelletü’l Ezher’in yayın yönetmenliğini yapan Muhammed İmare ekoller üzerinde, tanınmış bir isim ve onun ötesinde ilmi bir kişiliktir. Ezher’de olması ise İhvan’la alakalı olmayıp ilmi kudretiyle alakalıdır. Bununla birlikte o da cadı avından nasibini aldı. Bir Rus casusun hatıratında değindiği gibi bu bize 19’uncu yüzyıl İran’ındaki Bahai avını hatırlatıyor. Aslında bu avcılık, maksadı aşan bütün kampanyalara örnektir. Batı’da da bir zamanlar cadı avı veya büyücü kadın avı kampanyaları maksadın dışına taşmış ve hedef seçilen kitleleri sindirmiştir.

*

19’uncu yüzyılda İran’da Bahailik avı başlatılır.  Burada mesele Bahailik savunması değil, maksadı aşan yönleridir. Yoksa Bahailik veya Babilik İslam’dan kopan yönleri bir yana Batı veya Rusya ile işbirlikçi akımlar arasında sayılır. Bununla birlikte kampanyalarda maksat aşılmış ve ahundlar veya mollalar, hasımlarını veya muhaliflerini, Bahai olarak suçlamaya başlamışlardır. Bu ise haysiyet cellatlığına kadar varmıştır. Nasirüddin Şah ve döneminde bu Bahai aleyhtarı kampanyalara, Cemaleddin Afgani’nin de adı karışmış ve bu zat kimileri tarafından Bahai olarak nitelendirilmiştir.

Benzeri bir kampanya ise ABD’de McCharthycilik olarak ünlenmiştir. Bu da komünist avcılığıdır ve ‘ bu kış komünizm gelecek’ sloganıyla ünlenmiştir. Komünizm tehlikesi vaktiyle gerçek olmakla birlikte bir karşı kampanya olarak maksadı aşmıştır.  Her ne ise maksadımız bunun tahlili değil.

Sisi döneminde İhvan’la mücadele kampanyası bir nevi cadı avcılığına dönüştürülmüştür. Bu savaşa yaş kuru herkes alet edilmiştir. Zor zamanlarda konuşmak cesaret ve bedel ister. Zor zamanlarda tutum belirleyenler veya akıntıya kürek çekenler mimlenmekte ve tasfiyeye uğramaktadır.  Muhammed İmare de bu İhvanla savaş kampanyasının kurbanları arasına girmiştir.

*

Ezher Dergisinden el çektirilerek sözünün veya tutumunun bedeli ödettirilmiştir.  Mürsi’yi devirenlerin hariciler olduğunu ifade etmiştir. Zira Ezher’de çöreklenen kimi resmi ulema (ulema-i rusum) Müslüman Kardeşleri hariciler olarak damgalamıştır. Buna mukabil asıl haricilerin, Muhammed Mürsi iktidarına huruç edenler olduğunu savunmuş ve söylemiştir. Zira Mısır halkı Muhammed Mürsi’ye dört yıllığına biat etmiştir bu biat Mısır halkının omuzlarındadır.  Bunu zorla bozmak bir huruç hareketidir ve yapanları da harici sıfatı kazanır.  Yasallığa karşı çıkanların hakiki hariciler olduğunu ifade etmiştir. Onun yaptığı aynı zamanda cadı avcılığıyla mücadele kapsamına girer.

3 Haziran 2015 tarihinde istifa eden veya Mecelletü’l Ezher’le ilişiğini kesen Muhammed İmare’nin durumu süreçte pek netlik kazanmamıştı.  Zira Ezher Yönetimi mümkün mertebe uluslararası ünü nedeniyle istifasını sessizce geçiştirme, gizleme taraftarı idi.  Tabir caizse tabutuna son çivi İngiltere’de Lordlar Kamarasında konuluyor. Ezher Şeyhi Ahmet Tayyip İngiltere ziyareti sırasında Lordlar Kamarasında bazı kimselerle görüşüyor bunlar ona Muhammed İmare’nin başında olduğu Ezher Dergisinin vermiş olduğu bir promosyonun mahiyetini soruyorlar. Derginin dağıtmış olduğu promosyon kitabı, ‘ İslam Mirasının Batılı Tanıkları’ adını taşımaktadır. Burada Papaz Montgomery’ye bir atıf vardır ve şöyle demektedir: Hıristiyanlık başarısız oldu ama İslam zafer kazandı. Bunun üzerine telefona sarılan Ezher Şeyhi Tayyip, Muhammed İmare’den promosyon kitapçığın hesabını sormaktadır. Muhammed İmare ise kitabın daha önce Usre Yayınevi tarafından 2001 yılında yayınlandığını ve Semir Serhan’ın da önsüzünün bulunduğunu hatırlatır. Semir Serhan kitap yayıncılığıyla alakalı resmi devlet kurumunun başındaki zattır.  Gize’de kitap yakma merasiminde yakılan kitaplardan birisi de onun imzasını taşımaktadır.  Mısır’da cadı avcılığı sınırlarını aşmış ve kendi çocuklarını da kapsar hale gelmiştir.  Ezher Şeyhi Ahmet Tayyip artık Ezher Dergisinin yazarlarını seçeceği gibi aynı zamanda promosyon kitapçıklarının tayinini de kendi uhdesinde bulunduracaktır.

Bu durum karşısında Muhammed İmare  için istifadan başka seçenek kalmamıştır. O da öyle yapar.  Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesini bilseydi, çekilirken belki de dudaklarında onun mısraları terennüm ederdi:

Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten

Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten

Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten

Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten

Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma

Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten

Vücudun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır

Ne gam rah-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten

Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir

Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten