Ortadoğu hareketli günler yaşıyor. Arap Baharı, şüphesiz birilerini indirecek, birilerini de yükseltecek. Haşimiliğe veya Ehl-i Beyte dayanan Ürdün Krallığı bu gelişmeler karşısında hesaplarını  gözden geçiriyor ve kazanan tarafta yerini almak istiyor. Fakat kimin kazanacağı da meçhul!  Haşimi Rafsancani, cumhurbaşkanlığı için Nejad karşısında girdiği yarışta kampanyasını bir slogan üzerine oturtmuştu: Bölgenin en güçlüsü dünyanın en güçlüsüyle el ele vermeli!

Kadir Mısıroğlu da 2003 yılında kaderin ABD ve Türkiye’yi yan yana getirdiğini söylemiştir.  Şimdi de Haşimi Kraliyeti adına İkinci Abdullah da benzeri şeyler söylüyor. Daha doğrusu Büyük Arap Devrimi olarak adlandırdıkları Arap ayaklanmasının yıldönümünde (10 Haziran 2015) ve babası Kral Hüseyin’in tahtına geçmesi münasebetiyle Ürdün Kralı İkinci Abdullah tarihi bir konuşma yapmış ve konuşmasında Suriye ve Irak’taki Sünni kabilelerin, kanatlarının altında olduğunu ifade etmiştir. Özellikle de Irak’ın batısındaki Suriye’nin güneyindeki kabileleri kastederek… Bu açıktan bir yayılma çağrısıdır.

Nitekim, kutlama merasiminde al renkli Haşimi bayrağını Genelkurmay Başkanı Meşal Zeben’e tevdi etmiştir. Kısaca bayrak açmıştır. Lakin Genelkurmay Başkanı Meşal Zeben, bayrak açmanın savaş tamtamları çalmak anlamına gelmediğini ifade etmektedir. Yeni haritaların ortalıkta uçuştuğu ve devletlerin yıkıldığı, yeni devletlerin kurulduğu ( Bağdadi’nin hilafeti gibi) bir aşamada ve ortamda ontolojik kaygılar çeken Ürdün rejimi eski halin muhal olduğunu sezmektedir. Olayların ‘eski hal muhal ya yeni hal ya izmihlal’ noktasına doğru aktığını ve seyrettiğini gören Ürdün rejimi olayların akışına göre kendisini kazananların safında yeniden konumlandırmak istemektedir.  Ürdün Kralı Abdullah’ın mesajından anlaşılan şudur: Ya yıkılacağız ya da işlevci rolümüzü yeniden kazanacağız, belirleyeceğiz.

*

Dede Şerif Hüseyin 99 yıl önce Osmanlılar yerine İngilizlerce de onaylanacak büyük bir Arap imparatorluğu düşlemiş ve buna dair karşı taraftan teminatlar almıştı. Şimdi ise bölgenin yeniden yıkılması ve karılmasıyla birlikte torunu İkinci Abdullah, durumdan vazife çıkarmak ve Barzani ve Salih Müslim gibi yeni Sykes-Picot arayışlarının ortağı haline gelmeyi ummaktadır. Daha doğrusu dedenin rüyasındaki Büyük Arap İmparatorluğu yerine Büyük Ürdün düşü veya rüyası görmektedir. Bu yeni Büyük Ürdün, Suriye ve Irak’ın belirli bölümlerini kapsayacağı gibi aynı zamanda İsrail tarafından gözden çıkarılan Filistinlileri de temsil durumunda olacaktır.  Bu ise bize dede Birinci Abdullah’ın akıbetini hatırlatmaktadır. İsrail ile birlikte gizli pazarlıklar yürüten dede Birinci Abdullah ‘ihanet’ nedeniyle Filistinli fedailer tarafından Mescid-i Aksa’da ( 1951) infaz edilmiş, öldürülmüştür. Elbette torun Abdullah bu gerçeklerden bigane değildir. Gerçekçidir ve macera tutkusu da yoktur lakin olaylar kendini dayatmaktadır.  Olayların akışı karşısında kendisine bir istikamet belirlemeli ve akış istikametinde sürüklenmemelidir.  Lakin seçeneği var mıdır?

Seçenek meselesine cevap vermeden evvel kraliyet, Haşimilere pek uğurlu gelmemiştir. Şerif Hüseyin son günlerini düşlediği gibi vaat edilen tahtta değil de sürgünde geçirmiştir. Oğlu Abdullah öfkeli Filistinliler tarafından öldürülmüştür. Suriye’nin tahtına oturan diğer oğlu Faysal 1920 yılında Fransızlar tarafından devrilmiş ve kapağı Irak’a atmak zorunda kalmıştır. 1920 yılında Suriye’den atılan hanedan, 1958 yılında da cumhuriyet kalkışmasıyla birlikte Irak’tan tasfiye edilmiştir. Nasırcı ve gürültücü cumhuriyetçilerin elinde hanedan üyeleri kanlı bir tasfiyeye uğramıştır. İkinci Faysal ile birlikte dayısı Abdulilah ve Başbakan Nuri Said de feci şekilde öldürülmüşlerdir. Evet! Haşimilerin tahtta olduğu Irak, Osmanlı sonrasında altın devrimi yaşamıştır. O günlere özlem çekmemek mümkün değildir. Buna ilaveten, 1958 yılında başlayan birinci cumhuriyet rejimi ülkeye felaketler yaşatmıştır. Kanlı karnavala dönmüştür. Amerikan işgali ve Saddam sonrası (2003) sekter cumhuriyet veya ikinci cumhuriyet rejimi ise ‘gelen gideni aratır’ misali öncesini de aratmıştır. İşte bu ortamda Ürdün Kralı Abdullah kayıp misyonun peşine düşmüştür! Peki şansı var mı?  Amerikalılar son sıralarda IŞİD’e karşı bilhassa Irak’taki Sünni aşiretleri silahlandırmak istiyor. Aşiret sistemine dayanan Ürdün’ün kabileler arasında istihbari gücü epeyce sağlam. Bu nedenle de Sünni aşiretleri silahlandırma işini ABD namına deruhte etmek istiyor. Kürtler gibi IŞİD’in izini takip ederek genişlemeyi hayal ediyor.  Dolayısıyla yeni dönem için siyasi peşrev yapıyor. Fırsatlar çıkarsa büyümek istiyor, çıkmazsa da fizibilite çalışmalarıyla yetinmek durumunda kalacak.  

Ürdünlü yazarlardan Mahir Abu Tayr dolambaçlı ifadelerle, doğrudan Kral Abdullah’a tercüman oldu ve Kürtler adına Barzani ve Salih Müslim gibi Ürdün’ün de yeni Sykes-Picot projesinin ortağı olmak istediğini yazdı. Tayr, Ürdün Kraliyetinin işlevsel rolünü yenilemesi gerektiğinin de altını çizdi, aynı yazısında.

Ürdünlü milletvekillerinden Bessam Bettuş da haritaların havada uçuştuğu bir ortamda Ürdün’ün edilgen olarak kalmasının siyasi ölüme davetiye çıkarmak olacağını, dolayısıyla egemenlerle birlikte etkin olmaktan başka çaresi olmadığını savunuyor. Suriye ve Irak’ın parçalanma aşamasına girdiği bir ortamda ontolojik kaygılar eşliğinde Ürdün yönetimi de parsa toplamanın veya payına düşecek miktarın hesabına düşmüş bulunuyor.  

Ürdün rejiminin en güçlü yönü istihbaratı ve ordusu. Zor zamanda bunlara dayanarak dedenin kısmen de olsa akim kalan rüyasını hayata geçirmeyi tasarlıyor. Elbette evdeki hesap çarşıya uymayabilir. Yaklaşık 100 yıl aradan sonra, torun dedesinin rüyasının peşinden gidiyor. Büyük kumarda kazanmak da kaybetmek de var. Arap Baharının başlangıç günlerinde Türkiye ziyareti sırasında Anıtkabir’de gözyaşlarını tutamayan İkinci Abdullah, acaba bugünlere mi dövünüyor veya ağlıyordu?