Son sıralarda Arap alemi Türkiye’yi yeterli olmasa bile iyi takip ediyor. Bunun birkaç sebebi var. Birincisi, Türkiye’de Arap mülteci akımının ilgiyi artırması hatta tavan yaptırması. Türkiye’den yayın yapan veya en azından stüdyo bulunduran kanallar da kendilerini Türkiye’yi takip etmek zorunda hissediyorlar. Zira Arap mültecileri ve bağımsız yayın organları kaderlerinin Türkiye ve Türkiye’deki siyasi gelişmelerle yakından alakalı olduğunu görüyorlar. Bu nedenle de tercümeler vasıtasıyla Türk basını yakından takip ediliyor. Nabız tutuyorlar. Daha sistematik hale gelmesi temenni edilir. Hatta benden bile makalelerimin düzenli olarak çevrildiği yerler olup olmadığını merak edenler oluyor. Okurum Ömer Kayan gibi. Bu iyiye işaret. Sonunda çalkantılar bizi birbirimize kavuşturacak ya da en azından birbirimizi yakınlaştıracak. Suriyeli alimlerden Üsame Rufai de kaderin ışığında böyle bir analiz yapmıştır. Bu yüzden bazen yurt haberlerinin özetlerini Arap basınında daha derli toplu bulabiliyorum. İhtisas siteleri veya tematik siteler var.
Halef selef iki cumhurbaşkanı ramazanda bir iftar yemeğinde baş başa veya yan yana oldukları bir sırada Abdullah Gül ayaküstü bir değerlendirme yapmış ve bu siyasi kulislere yansımıştı. Özellikle de Ahmet Sever’in ses getiren kitabından sonra Gül de ayrı doğrultuda ilaveten görüşlerini kamuoyuyla paylaşmış oldu.
*
Hem kitap hem de konuşmadan yansıyanlar göstermektedir ki Abdullah Gül hem Suriye hem de Mısır politikalarının tadil yani revize edilmesini istemekte ve salık vermektedir. Revizyon ihtiyacı politikaların tıkanmasından mı yoksa yanlışlığından mı ileri geliyor? Politikaların tıkanmasındansa o zaman tıkanma pekala istikamette değil bu icraatta aranabilir. Yani Türkiye’nin vaktinde aktif politikalar izlememesi ve işi oluruna bırakması bu tıkanmayı beraberinde getirmiş olabilir. Öyle ise sorumluluk politikada değil politikacılardadır. Bu birinci şıktır. Şayet Abdullah Gül bunu söylüyorsa tabirde isabetsizlik var demektir. Bu durumda istikametin aktifleştirilmesini ve derinleştirilmesini isteyebilir. Lakin anlaşılan Abdullah Gül Türk dış politikasını öyle olmadığı halde gereğinden fazla aktif görmekte ve frene basılmasını istemektedir. Bu halde Gül politikanın özünü yanlış bulmaktadır. Bu değerlendirmeler ışığında bazı yandaş kalemlere de malzeme çıkmıştır. Sözgelimi Arap basınına yankısından öğrendiğim kadarıyla Mümtazer Türköne’nin yaklaşımı da bu yönde. Türköne Erdoğan’ın Mısır’la ilgili siyasi realiteyi değiştiremeyeceğini bildiği halde bunu göz ardı ettiğini ve aynı politikada inadını sürdürdüğünü yazıyor. Burada pragmatik bir yaklaşım peşinen doğru olarak kabul edilmekte ve ilkeden hiç söz edilmemektedir! Herhalde bu durumda kurbanlara da ‘ ne işiniz varsa görün! Biz kazanan tarafla birlikteyiz’ dememiz gerekecek! İşte tam bu noktada Müslüman Kardeşlerin Abdullah Gül ve onun gibi düşünenlere dolaylı bir sitemi var. En azından basın üzerinden. Bunu İsmail Yaşa gibiler kaleme alsa da Müslüman Kardeşlere ait bir yayın organında neşredilmesi herhalde zımnen sahiplendiklerinin göstergesi olmalıdır. Müslüman Kardeşlerin tam da Batılı siyasi kurumlardan ve rejimlerden umutlarını yitirdikleri temaslarını kesme kararı aldıkları bir sırada Abdullah Gül’den revizyon tavsiyesi gelmektedir! Buna içerlemeleri tabiidir. Tepkileri aynen Hallacın Şibli’ye tepkisi gibi olmalıdır. Dostun attığı gül düşmanın güllesinden ağır gelmektedir.
*
Gül aksi istikametteki politikalarda derinleşmeyi tavsiye etmektedir. Belki Abdullah Gül’ün istikametini günümüzde en iyi Ürdün Kralı İkinci Abdullah’ın yaklaşımı aksettiriyor alabilir. Batı kulvarından ayrılmamak. Mevcut çıkmaz sokakta derinleşmek. Başka bir ifadeyle kendi kulvarını bitirecek sürece dahil olmak. Ahmet Sever’in Gül ile ilgili yazmış olduğu kitapta da olduğu gibi Gül üç dosyanın Türkiye’nin geleceğini fazlasıyla alakadar edeceğini söylüyor. Kürt dosyası, Ermeni dosyası ve Kıbrıs dosyası. Üç dosyayı da açıyorlar ama hepsi geri tepiyor. İşte Abdullah Gül bu ve benzeri politikalarda derinleşme tavsiye ediyor. Halbuki, doğru politikaların güvesi populizm, kolaycılık ve kararsızlıktır. Bedel ödemeyi göze alamayan politikacılar iflas etmeye mahkumdur. Politikaların arkasında çelik irade varsa işler ve işleme girer.
Abdullah Gül’ün tercihi bellidir. Değerli yalnızlık yerine Demirel’in seslendirdiği dünya ile birlikte hareket etmek. Dünya dediğimiz de sırtlanlar ve kemirgenlerden ibaret. Araplar Gül’den revizyonla ilgili tavsiyelerini somutlaştırmasını istiyorlar (http://arabi21.com/story/845331 ). Gül Arapların yarasına dokunmuş durumda.
* Kıymetli okurlarımın bayramlarını tebrik eder, hayırlara vesile olmasını niyaz ederim.