Konu, Orta Asya’daki dini meselelere gelince, otoriteler, Sovyet mirasından kopmak için can atmalarına rağmen yine de Sovyet yöntemine güvenmeye devam ediyor.
 
1991’den Sovyetlerin çöküşünden beri, din, özellikle İslam, Orta Asya devletlerinde milli kimliği pekiştiren kültürel bir işaret. Bu nedenle bölgesel liderlere, kendilerini Moskova ve otoritelerinden ayırmalarında yardımcı oluyor. Aynı zamanda, Orta Asya’daki yönetici sınıflar dini konularda takındığı ölçülü tutumu gizlemiyor. İnancı devlet ideolojisine bir rakip olarak görme eğilimdeler.

Dini yönetmek için Orta Asya liderleri, yani devletin dini konularla ilgili komiteleri, Sovyet döneminde kullanılan araçları değiştirdiler. Bu devlet organları şimdi farklı ülkelerde, farklı isimler altında idare ediliyor: Kazakistan’da, Diyanet İşleri Temsilciliği; Kırgızistan’da, Devlet Din İşleri Komisyonu; Tacikistan’da Diyanet İşleri Komitesi; Özbekistan’da Diyanet İşleri Konseyi; ve Türkmenistan’da, Din İşleri Komitesi adını alıyor. Ama adı ne olursa olsun, hepsi genel olarak her ülkenin ayrı bölgelerinde yerel düzeyde daha sıkı bir kontrol sağlamak amacıyla farklı kollara ayrılıyor.

Bu komitelerin, devlet kurumları ve ayrı ayrı nüfuslar arasındaki etkileşime olanak sağlamaları ve aynı zamanda aşırı ve şiddet yönelimli hareketlere karşı bir siper işlevi görmeleri gerekiyor. Bu komiteler aynı zamanda, aktif dini hareketlere dayanan bir bilgi oluşumuna katkı sağlamak için düzenlenmiştir ve yerel hukukçular, araştırmacılar ve üniversite kurumlarından uzmanlarla veya dini konuları inceleyen diğer uzmanlarla işbirliği yapılmaktadır. Aynı şekilde, devletin idari alanından temsilcileri, dâhili bakanlık personelini ve devlet güvenlik görevlilerini içeren devlet kurumları ile işbirliği yapmaktadır. Kazakistan’da başkanlık taraftarı Nur Otan partisi, gençler arasında radikal dini fikirlerin yayılmasını azaltmak için geliştirdiği kampanyada, doğrudan Diyanet İşleri Temsilciliği ile çalışmaktadır.

Orta Asya’daki devletler farklı yaklaşımlar sergilese de, her ülkedeki din işleri komiteleri resmi politika araçları için kilit bir öneme sahiptir ve hem kural koymada hem de bu kuralları uygulamada olağandışı bir etkisi vardır. Komiteler dini söylemleri düzenlemek için kanun hazırlayabilir ve önerebilirler. Aynı zamanda, muhtemel yasa ihlallerini inceleyebilir ve hükümete bunu raporlayabilirler.

Devletlerin şiddet eğilimini önleme arzusu kesinlikle meşrudur. Yine de, Orta Asya’da din işleri komitelerinin politika yapıcı olarak davranmalarına yönelik yaygın bir kanı var. Bu politika yapıcılığı kontrol etme ve yön vermeden çok gözetime, baskıya ve özgürlük alanlarını bastırmaya yönelik çalışıyor. Temelde bu kurumlar denetim ve dini literatüre yönelik sansür mekanizması olarak çalışıyor.

En nihayetinde, bu komiteler geleneksel hareketler olarak bilinen hareketler ve sekter ve aşırı hareketler arasında çatışma yaşanmasını teşvik ediyor. Devlet tarafından kabul görmeyen ve kayırlı olmayan tüm hareketlerin terminolojik bir karmaşaya teşvik etmek ile suçlanıyor. Bu nedenle, kayıtlı olmayan camilere giden inançlı kişiler, bir Baptist grup ya da Yehova Şahitleri gibi gruplar, radikal siyasi İslam adına hareket eden aşırı gruplarla bir tutuluyor.

Din işleri komitelerinin politize yapısı, Orta Asya’da çok sayıda inançlı kişiyi uzaklaştırıyor. Aynı zamanda, vicdan konularında sürekli insanlara karışarak, bu kurumlar çok temel bir anayasal ilkeyi bozmuş oluyorlar; din ve devlet işlerinin ayrılması ilkesini.

Komünist siyasi gelenek içinde yoğrulan Orta Asya liderlerinin Sovyet metotlarını tamamen bırakacağını düşünmek gerçekçi değil. Yine de, birçok dış gözlemci din işleri komitelerinin inançlı insanların günlük yaşamlarına fazla müdahale ettiklerini düşünüyorlar. Bu komiteler Orta Asya’daki istikrar konusunda birçok risk yaratıyor: üstü kapalı olarak devlet kurumlarına olan kamusal güveni yıkıyor ve böyle yaparak radikal dini fikirlerin oluşumunu ve yaygınlaşmasını arttırıyorlar.

Dünya Bülteni için Çeviren: Cansu Gürkan