Batılıların, Beşar Esad'ı göndermek ve Şam rejiminin kendi masum halkına karşı yürüttüğü acımasız savaşa bir son vermek için Suriye'ye askeri bir müdahalede bulunmayacaklarını bir aydır biliyoruz.

Bununla beraber, her gün siviller Suriye uçakları tarafından bombalanarak öldürülürken; rapor yazmak zor. Durum çetin. Derinden sarsıcı ve özellikle uluslararası toplumun mecbur olduğu sivil nüfusu "gözetme sorumluluğu" bakımından.

Yine de şu açık ki, ne ABD, ne Fransa ve ne de Avrupa böyle bir mütalaayı yürütme kapasitesine sahip değil. Onların gözünde Suriye, Libya değil. Ruslar ve Çinliler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin tüm girişimlerini bloke ediyor; ihtiyaç duyulan askeri gereçlerin orantısız ve bölgedeki barut fıçısının patlama riskinin de çok ağır olduğu kanaatine varılıyor.

Bununla birlikte bu şuna mı işaret ediyor? Suriye'yi ve Suriyelileri çıkmaza giren trajedilerine terk etmek. Elbette, hayır. Aslında, son günlerde, batılı diplomatlar fikirlerini duyurmaya koyuldular. Geçen hafta (önceki hafta), Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, Ürdün Lübnan ve Türkiye'ye "Suriye rejiminin devrilmesi gerekiyor, hem de hemen" ifadesini yinelemek üzere bir müzakere turu gerçekleştirdi.

Geçtiğimiz iki gün, François Hollande, Birleşmiş Milletler'in yeni arabulucusu Lahkdar Brahimi'yi ve Suriye Ulusal Konseyi'nden, yani Suriye muhalefetinin ana koalisyonundan bir delegasyonu peş peşe kabul etti. Bu ay, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne Fransa başkanlık ettiği halde, Cumhurbaşkanı "Beşar Esad ayrılmadan burada siyasi çözüm olamaz" ifadesini yineledi ve Suriye Ulusal Konseyi'ni "tüm muhalif güçleri geniş bir organizasyonda toplama"ya teşvik etti. Washington'da, Başkan Obama soğuk ve kısa bir biçimde, Şam'ı isyancılara karşı kimyasal silah kullanma eğilimi dolayısıyla ikaz etti.

Bu jestleri ve açıklamaları, Mısır Cumhurbaşkanının İran, Türkiye ve Suudi Arabistan'dan oluşan "Suriye temas grubu kurma" planından rahatsızlık duyan batılıların utanç verici korkaklığının tercümesi olarak görebiliriz.

Bu da bir hata olacaktır. Bu tür bir durumda, tarihin bize öğrettiği şey, silah zoruyla olmuyorsa, ikna yoluyla planlamaktır istikbali. Aslında herkes, günlerden beri veya ne yazık ki aylardan beri Suriye rejiminin düşüşünün kaçınılmaz olduğunu varsayıyor. Suriye lideri kaybettiği bölgeyi geri almak için piyade güçlerini konuşlandırma konusunda kendi güçlerine çok az güven duyuyor.

Bundan ötürü muhaliflere yakından kulak vermek için temasları artırmak, siyasi bir çözümün inşa edilmesine yardımcı olmak, halen Mısır, Libya veya Tunus'ta olduğu gibi gelecekte Suriye'yi yönetecek Müslümanları tanımak ve anlamak önemli. Pek şanlı değil; ama gerekli, faydalı ve basirete matuf.

Le Monde Editör yazısı

Dünya Bülteni için tercüme eden: Muhsin Korkut