Avrupa Konseyi büyük ihtimalle 30 Ağustos’ta İtalya Dışişleri Bakanı Federica Mogherini’yi İngiliz Catherine Ashton’ın halefi olarak Avrupa Birliği diplomasisinin başına getirecek. Eğer bu senaryo doğrulanırsa Avrupa için esef verici bir gün olacak.
Başbakan Matteo Renzi’nin kararlılıkla öne sürdüğü Mogherini birçok pozisyonu rahatlıkla doldurabilir. Kendisi sosyal demokrat (siyasi denge açısından uygun). İtalya’nın piyonlarını konumlandırmasına ve ekonomik stratejisinin desteğe ihtiyacı olan Merkel’in Matteo Renzi’ye ödün vermesine imkan sağlıyor. İyi derecede İngilizce ve Fransızca konuşuyor Mogherini. Karnesi iyi.
Bir şey hariç. Tecrübe (ve AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi pozisyonuna katacağı kişisel aurası). Kırk bir yaşındaki Mogherini siyaset felsefesi mezunu. Son altı ayını bakanlık yaparak geçirdi. İtalyan parlamentosunda altı yıl görev yapan Mogherini savunma komisyonunda ve kısa bir süre de dışişleri komisyonunda çalıştı. Hepsi bu. Hükümetinin gaz şirketi ENI’nin patronuyla el ele Rusya’ya bazı tavizler vermesi dışında. Hiçbiri diplomatik düşüncesine kılavuzluk edecek temel fikirleri tanımlamaya yetmiyor.
Bu durum, aktif bir ulusal politika talep eden Fransa ve İngiltere gibi üye ülkelere ya da Almanya ve İtalya gibi düşük profilli bir diplomasiye ayrıcalık tanıyan ve ekonomik çıkarlarının kendilerine öncülük ettiği üye ülkelere son derece uygun bir durum. Bu ülkeler kesinlikle ne siyasi olarak ağır bir yük ne de İsveçli Carl Bildt, Polonyalı Radek Sikorski veya Avrupa İnsani Yardım Komisyonu’ndaki görevinde ve Dünya Bankası’nda başkan yardımcısı olarak kendini kanıtlamış Bulgar Kristalina Gueorguieva gibi kıdemli diplomatları istiyorlar. Bu tip profiller ulusal emellerine engel olma riski taşıyor.
Catherine Ashton da 2009’da aday gösterildiği sırada yeterince tecrübeli değildi. O da epeyce eleştirilmişti. AB ülkelerinin, Avrupa Birliği’nin beş yıldan beri daha da ciddi bir hal alan uluslararası krizlerle karşı karşıya bulunduğu bir zamanda, aynı hatanın ikinci kez yapılmasına hazır olması Avrupa entegrasyonunun sınırlarını gözler önüne seriyor.
Diplomasi, egemenlik alanında kalmaya devam ediyor. Yirmi sekiz devletin anlaşmaya varmış olması gereken karar süreci, çok az bir siyasi alan bırakıyor üst düzey temsilde. Bu zorluğu aşmak için, tıpkı Javier Solana döneminde olduğu gibi güçlü, tecrübeli bir siyasi kişiliği seçmek önemliydi. Avrupa kritik bir zamanda hislerine kulak verme fırsatını bir kez daha kaçırmış oldu.
Le Monde, Başyazı 29.08.2014
Dünya Bülteni için tercüme eden: Muhsin Korkut