Fransa, Almanya ile sadece futbol sahasında karşılaşmıyor. İki ülke, ekonomi alanında da aynı anda hem müttefik hem rakip. Fakat Almanya’nın, ekonomi alanında Fransa’ya silindir çektiğinden kuşku yok. Büyüme, işsizlik, dış ticaret… Göstergeler Ren’in bir kıyısında ne kadar yeşilse diğerinde o kadar kırmızı.
Alman Hükümeti Bakanlar Konseyi’nce 2 Temmuz’da onanan 2015 bütçe tasarısı bu konuda bize yeni bir kanıt sunuyor. 1969’dan beri ilk defa bütçe dengesi sağlanmış olacak ve önümüzdeki üç yıl için de geçerli olacağına ilişkin, birden çok konuda mahir ekonomi bakanı Wolfgang Schauble’nin öngörüsüne güven duyulabilir.
Sosyal güvenlik fonunu (2013’te 30 milyar euro) fazlası ile, Almanya geçen yıla ait kamu harcamaları fazlasını zaten açıklamış durumda fakat devlet artık devam etmemesi gereken kısmi açık kaydediyordu. 2015’te gayri safi yurtiçi hasılasını yüzde üç barının altına çekmeyi başarması mümkün görünmeyen Fransa ile mukayese etmek açıkça gaddarlık olur.
Alman bütçe disiplininin sağlam bir temele dayanıp dayanmadığı halen tartışılabilir bir konu. 3 Temmuz’da sağlanan bütçe dengesini övgüyle karşılayan Angela Merkel, kendisiyle hemfikir olan bir grup Alman işadamına yönelik, Avrupalı mevkidaşlarının da yer aldığı konuşmada, reaksiyonun “neredeyse tersine” gelişeceğini hatırlatmıştı.
Geçtiğimiz günlerde, Avrupa Komisyonu eski komiseri ve İtalya eski başbakanı Mario Monti de gerçekleştirilen yatırımların ülkeye borç maliyetinden fazlasını getiriyorsa halihazırda son derece düşük olan faiz düzeyiyle borçlanmanın yersiz olmadığına işaret ediyordu.
İster muhafazakar ister sosyal demokrat ister çevreci olsun Almanların mantığı başka bir mantık. Onlara göre, şuanda iki yıl boyunca gerçekleştirilmekte olan reformların yararını gören Almanya beyaz emeğinin karşılığını alıyor. Özellikle demografik olarak gerileyişi sebebiyle daha zor günlere hazırlık yapması gerekiyor Almanya’nın.
Kamu harcaması dengesi borç yükünü ve finansman masraflarını (ileriye dönük kamu yatırımı için kazanıldığı kadar) azaltıyor. Bu gelişmeler, ülkeyi finans piyasalarının gözündeki bağımlı konumundan çıkarıyor.
Daha da önemlisi kamu sağlığına yönelik harcamalar, yatırımcıları yatırıma, tüketicileri tüketime teşvik ediyor. Sonuç olarak Almanya, Avrupa’ya ilişkin yükümlülükleri göz önünde bulundurulunca, euro bölgesinin istikrarına katkıda bulunuyor ve tadilat halindeki diğer ülkelere de yardım ediyor.
Fakat Alman mantığının sınırları var. 2003’te Gerhard Schröder, kamu harcamalarının yeniden dengelenmesini daha iyi günlere erteleyerek yapısal reformlara öncelik vermişti.
Geriye, yatırım yapmak üzere, tasarruf açısından mümkün olduğu kadar uygun, düşük faiz oranlarıyla borçlanmak kalıyor. Fakat Fransa’nın son bütçe dengesi 1974’e kadar geri gidiyor. Devlet 2014’te yatırım yapmak üzere borçlanılan paranın (12 milyar) yalnızca faiz yükünün geri ödemesi için yaklaşık dört kat fazlasını feda edecek (46 milyar).
Bu koşullar altında, taahhütlerini yerine getirmek üzere daha fazla zaman talep etmek, Almanların gözünde, rakip normal süre sonunda maçı kazandığı halde uzatma talep etmek anlamına geliyor.
Le Monde - Başyazı
Dünya Bülteni için çeviren Muhsin Korkut