İskoçya’nın büyük çoğunluğu ulusal kimliklerinin gereği gibi Birleşik Krallık’ta ifade bulduğuna karar verdiğine göre ne İskoçların çaydan ne İngilizlerin viskiden vazgeçmesi gerekir artık.

Düşününce, İngiliz parlamentosunu çevreleyen Westminster’da duyulan derin bir oh çekildi adeta. İskoçlar sağduyulu bir şekilde 18 Eylül referandumunda bağımsızlığa hayır oyu verdiler.

Üçyüzyedi yıllık kadim birliktelik korundu. Kraliyet bundan böyle, Çarşamba sabahı itibariyle, dört halkı bir arada tutuyor olacak: İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda. Muhafazakar David Cameron İskoçya’yı yitiren başbakan olmayacak. İskoç muhafız alayı, Buckingham Sarayı önünde tur atmaya devam edecek.

Londra’da korkulacak bir durum yok. Tabi Brüksel’de ve bağımsız İskoçya perspektifinden endişe duyan Avrupa Birliği’nin diğer başkentlerinde de. Bu perspektif Britanya’yı yorgun düşürdü. Ağırlıklı olarak Avrupa Birliği’ni destekleyen İskoçlar olmadan, İngiltere’nin, 2017’de gerçekleşmesi öngörülen Avrupa Birliği’ne üyeliğine ilişkin referandumda bir çoğunluk çıkarma imkanı çok az olurdu.

Bağımsız İskoçya, AB’nin yirmi sekiz üyesinde çok sayıda mikro-milliyetçiliğe kapı aralayabilirdi. Bugünler itibariyle bazı başkentlerde, özellikle Madrid’de rahatsız bir uykuda olan. Bağımsızlık yanlılarının güvence verdiği egemen İskoçya’nın AB’ye üyeliği sorgulanırdı. Peki İspanya bu durumdan hoşnut kalır mıydı?

Her şeye karşın İskoçya statüko için oy vermedi. Eski hallerine dönmeleri mümkün değil. Kraliyetin kurumsal profili değişecek. Çünkü İngiltere'nin üç büyük partisi (muhafazakarlar, sol, liberal demokratlar) İskoçlara daha gelişmiş bir özerklik sözü verdiler.

1998'de Tony Blair hükümetinin İskoçlar, Galliler ve Kuzey İrlandalılara sunduğu reformların içerdiği yetkiler oldukça güçlü. Fakat İskoçlara ve bu son zamanlarda alelacele ve panik halinde Gallilere ve Kuzey İrlandalılara verilmiş sözler daha fazlasını gerektirecek. Westminster’da henüz yeni ve adeta baltalayıcı parlamenterler tura başlıyorlar: İngiltere hakkında kendi başlarına karar vermek istiyorlar… Londra'da, eskiden olduğu gibi dümen tutamazlar artık.

Bağımsızlığa evet diyen seçmenler, İskoçya’nın, sonunda II. Elizabeth’in egemenliğini kabul edip Avrupa Birliği’nde ve İngiliz Milletler Topluluğu’nda kalarak ‘pound’u muhafaza ettiğini kavramışlardır. Ayrıca, açık bir biçimde, önemli bütçe kararları konusunda tamamen serbest.

Sonuçolarak, bunlarıntamamını ya da neredeyse tamamını yetki devriyle elde edecekler. Aydınlanmacı düşünür ve emprizmin babası büyük İskoç David Hume'un (1711-1776) ülkesinde olduğumuz gerçek.

Le Monde, Başyazı 21.09.2014
Dünya Bülteni için tercüme eden Muhsin Korkut