Triton, dalgaların ulağı, Yunan mitolojisine göre fırtınaları dindirme gücü olan deniz tanrısıydı. İki bin beş yüz yıl sonra, Triton Akdeniz’in yüzeyinde yeniden belirdi. Ve fakat farklı bir biçimde, savaştan, eziyetten ya da yoksulluktan kaçarak Avrupa kıyılarına ulaşmak için hayatlarını tehlikeye atmaya hazır yüzbinlerce mülteciyi boğmakta olan fırtınayı dindirme misyonuyla. Ne var ki Avrupa’nın Triton adıyla kıyı sınırlarını korumak üzere başlattığı yeni operasyonunun taşıdığı mesaj, yüz üstü bırakmayı ve acziyeti ilan eden bir mesaj.

Başımızı kuma gömemeyiz. “Triton", İtalya İçişleri Bakanı Angelino Alfano’nun itiraf ederek kabul ettiği gibi, 150 bin kişinin hayatını kurtaran “Mare Nostrum” operasyonuna son verdi. Böylece Avrupa Birliği, insani görevi güvenlikçi misyonla değiştirmiş oldu.

“Mare Nostrum” yani "Bizim Deniz" operasyonu 2013’te büyük İtalyan adası Lampedusa’da yaşanan korkunç deniz kazasından hemen sonra başlatılmıştı. Bu operasyon, insan kaçakçısı şebekeler tarafından derme çatma teknelere istif edilmiş mültecileri kurtarmak için Libya karasularına kadar giden gemilerden oluşan bir İtalyan operasyonuydu. İtalya, bu operasyon kapsamında aylık 9 milyon euro harcadığını hesaplıyor. Cömertlik pahalıya mal olur. Özellikle bir başına kalınca.

Bırakın dayanışmayı, İtalyan bakanın Avrupalı mevkidaşları kendisini, mültecileri İtalyan gemilerinin kendilerini kurtarmaya geleceğine dair umutlandırarak yasadışı göçü teşvik etmekle suçluyorlar. Dürüstlük ayrıcalığı, “Mare Nostrum projesinin Avrupa’ya bir köprü olarak görülen bir kurtarma misyonuna dönüşmesinden üzüntü duyduğunu” belirten Almanya İçişleri Bakanı Thomas Maiziere’den geldi.

Bir çözüm bulunmalıydı ve bu “Triton” denen çözüm bulundu. Bu operasyon artık sadece İtalya’nın değil aynı zamanda Avrupa Birliği dış sınırlarının denetiminden sorumlu Frontex'in bir misyonu. Üç kat daha az masrafla ve Avrupa karasularıyla sınırlı olacak.

“Triton” fırtınayı dindirmeyecek. Mülteciler akın etmeye devam ediyor. İyi karşılanma umudu değil onları buna sevk eden, şiddet ve sefalet. İnsan kaçakçısı şebekeler bu işin rantını yemeye devam ettiği sürece, mülteciler aileleriyle vedalaştıktan sonra Libya’dan derme çatma teknelere istif edilmeye ve boğulmaya devam edecekler.

Gerçek şu ki mültecilik, Avrupa’da, muhalif kesimleri besleyen bir bela gibi görülüyor. Avrupa Birliği’nin hiçbir büyük partisi mültecilerin kabulüne ya da yararına ilişkin tutum konusunda rasyonel bir strateji belirleme cesaret ve isteğine sahip değil. Bu sorunu görmezden geldiğimiz sürece, Akdeniz, “bizim deniz”, mültecileri yutmaya devam edecek.

Le Monde, Başyazı, 03.11.2014
Dünya Bülteni için tercüme eden: Muhsin Korkut