Yıllar evvel Gazze mülteci kampındaki bir komşum, kutsala saygısız bir kişiydi. Kamp sâkinlerinin çoğu gibi işsiz olan bu kişi aşırı derecede fakirdi. Aile sorumlulukları göz korkutucuydu ama İsrail ordusunun sürekli uyguladığı sokağa çıkma yasağı bir iş bulmasını imkânsızlaştırıyordu; sefil tek odalı evinde ucuz sigaralar tüttürüyordu ki bunları da genelde diğer komşularından otlanırdı.

Hayat Gassan’ın başa çıkabileceğinden daha da zorlaşınca avluya çıkıp bağırmaya başlar, kutsala karşı en galiz küfürleri savururdu. Tanrıya, peygamberlere (hepsine) ve tüm kutsal kitaplara karşı çizgiyi aştığını fark ettiğinde uluması genelde ağlama ve gözyaşlarıyla sona ererdi.

İsrail askerleri Gassan’ı tutup evinden çıkardıklarında ona Allah’a küfretmesini, peygambere hakaret etmesini emrettiklerinde – aksi takdirde onu durduk yerde vuracaklardı – inatla reddetmişti. Zaten dört ayak üzerinde dolaşarak köpek gibi havlayıp, Yaser Arafat’ın resimlerine isteksizce tüküren bir kişi olarak taviz vermeyecek birisi de değildi hani. Fakat Allah ve peygamberi, çizgiyi çektiği yerdi. Gassan yüzündeki yaralar ve kırılmış kolu iyileştikten çok sonraları bile olayı defalarca anlatmıştır. Fakat hayat onu her ne zaman o rezil kırılma noktasına sürüklese vakit geçirmeden yine kutsala hakaret etmeye başlardı.

Sokağa çıkma yasağı uygulamalarında İsrail askerlerinin genelde canı sıkılırdı. Tüm mülteciler hanelerine kilitlendiğinde ve kampın küçük vadilerinde alaycı seslerle taş fırlatan çocuklar ortalıktan çekildiğinde askerler birkaç köhne kapıyı kırar ve bahtsız mülteciyle eğlenirlerdi. Bu uygulama çok sık ve yaygındı. Erkekler ve çocuklar taleplerin hepsini de yerine getirirlerdi fakat askerlerin talepleri artık Tanrı ve peygamberine varınca çoğunluğu sarsılmaz bir şekilde dururdu. Bu yolda çok kemik kırılmıştır.

Mânevi, dini şahsiyetler ve simgeler yoksulun, aşağılanan ve haklarından mahrum kalmış insanların tavizsiz şekilde sımsıkı yapıştıkları son ümidi temsil ederler; onlar olmaksızın, her şey kaybedilmiştir.

Filistin, Müslümanların nesiller boyunca toplu aşağılanmaya uğradıkları daha büyük bir cefanın en alt seviyesi olarak gördükleri bir küçük evrendir. Müslümanların Filistin’le dayanışması dini sembollerle, sloganlarla örülü olsa da gerçekte onlara en çok sıkıntı veren (Ümmetin bir temsilcisi olarak) bireyin aşağılanmasıdır.

Filistin artık en alt nokta değil ne yazık ki. Son yirmi yıl zarfında diğer Müslüman uluslar da kabaran bu listeye eklendiler: Afganistan, Irak, Yemen, Sudan, Somali, Libya vb.

İslami simgelere saldırılması pek çok Müslüman nazarında kırılma noktasını temsil etmektedir. Bu olgu gözden kaçmayacak denli açıktır. Çok önceleri de Salman Rüşdü’nün “Şeytan Ayetleri”, intikamcı Müslüman kalabalıklar karşısında “ifade özgürlüğüne” kalkan olmaya pek kararlı Batılı hükümetler ve entelektüeller nezdinde kutlama vesilesi olmuştu: Müslümanlara hücum etmek, Batılı ülkelerin son on yıllarda tecrübe ettiği siyaseten doğruculuğun dahi tüm safhalarından paçayı kurtarmıştır.

Müslümanların Masumiyeti adlı İslam karşıtı son filmin bir pornocu tarafından çekilmiş, sağcı nifakçılar tarafından reklam edilmiş, bilgiç entelektüel unsurlar tarafından savunulmuş olması şaşırtıcı değildir. Aynı çevre, Amerika’nın İslam ülkelerindeki askeri mâceralarını da selamlamışlardır. Filmi, yol açtığı şiddet ve öfkeyi kullananlar, “ifade özgürlüğü” vaazı verenler ya kasten cehalet sergiliyorlardır yahut tüm bunların politik bağlamı hakkında hiçbir şey bilmiyorlardır. Benzer şekilde, Müslümanları öfkelendiren ne 2005’te Danimarka’da Hz.Muhammed’i aşağılayan karikatürlerin yayıncısı Jyllands-Posten ne de 2010’da Kur’an’ı Kerim nüshalarını yakan rahip Terry Jones’tur. Müslümanları öfkelendiren, mücrimlerin  - Batılı ve Amerikalı – kimliğidir ki bu saldırıları taşınması mümkün olmayan bir siyasi bağlama yerleştirmektedir: Ebu Gureyb’teki Iraklı mahkumlara cinsel saldırılar; Afganistan’da Bagram hapishanesindeki cinnet; Guantanomo’daki Müslüman tutuklulara işkence yapılması ve hukuksuz bir şekilde hapsedilmeleri; milyonlarca ölü, sakat ve evlerinden olmuş insanlar…

“Müslüman öfkesini” (Newsweek’in son sayısında kapak konusuydu) boş bir ifade özgürlüğü tartışmasına çekenler meseleyi karıştırıyorlar. Peygambere karşı saldırgan karikatürler Afrika, Güney Amerika ve hatta bazı Arap ülkeleri dâhil çeşitli ülkelerde yayınlanmıştı. Oralarda curcuna çıkmadı. Güney Afrika’da yayınlanan, gözü dönmüş halde uluslararası dikkate muhtaç Mail ve Guardian yangına benzin dökme teşebbüsüyle meşhurdur. 2010’da Dünya Kupasından hemen önce, karikatürist Jonathan Shapiro aynı gazetede yayınlanan saldırgan karikatürleriyle uluslararası yıldız olmayı ümit etmişti ki nafile çıktı. Yalnızca yerel Müslüman cemaatler tepki gösterdi ve mesele öyle ya da böyle unutuldu gitti. Niçin peki?

Müslümanlar Şili, Estonya ve Peru’daki ifade özgürlüğüne karşı ABD, Danimarka ve Fransa’dakinden daha mı hoşgörülüler? Yoksa ilk ülkeler Müslümanları aşağılayan hiçbir savaşa bulaşmadıkları, Gazzeli komşumun başına geldiği gibi onları uçuruma iteklemedikleri için mi?

Eylül ayında gösterilerin tam ivme kazandığı sırada Afganistan’da düzenlenen bir NATO hava saldırısı sonucunda 16 kişi hayatını kaybetti. Ölümcül saldırıdan önce çaresiz duran öfkeli binlerce Afgan, göz yaşları içinde cadde ve sokaklara inerek Amerika karşıtı sloganlar attılar, Amerikan bayrağını yaktılar. Ölümcül saldırı, film yüzünden yaşadıkları öfkeyi vurgulamıştır. Merkez medyada pek az kişi bu iki olayı birbirine bağladı; sanki niyetleri Müslümanların üzerinde durulmaya değmez şekilde irrasyonel ve yanlış bir mantık üzerinde oldukları izlenimi vermek ve bunu sürdürmek.

Pakistanlı, Afganlı, Yemenli, Lübnanlı göstericilerin Batılı ülkelerden gelen kışkırtmalara karşı toplandıklarını gördüğümde Gassan’ı hatırladım. NATO bombalarının dumanları Afganistan-Pakistan semalarında tüterken Müslümanlardan daha “hoşgörülü” olmalarının talep edilmesi, işsiz, kırgın ve ümitsiz bir adamın dört ayak üstünde durup köpek gibi havlamasını, Hz. Peygambere karşı  küfürler etmesini talep etmek gibidir. Gassan dine karşı hürmetsiz ancak o an, onun insanlığını izhar etmişti. Askerlere itaat etmeyi reddetmiş ve dayak başlamıştı.

Dünya Bülteni için çeviren: M.Alpaslan Balcı