Hayat mı insanı değiştirir, insan mı hayatı? Bu soruyu insan durduğu noktaya göre farklı cevaplar verebilir. Yumurta tavuk denklemine benzetilebilir. İnsanın hayatı etkilenen aktif fonksiyonu düşünüldüğünde süre giden ve değiştirilmeye tabii tutulacak hayatın niteliği de meşruiyet açısından devreye girer. Meşruiyet varlık tasavvurları sayısınca değişiklik barındırır ve zaman zaman zıtlıklar oluşturacak açılar ortaya çıkar.
Bütün bu genel yaklaşıma rağmen hayatla insan arasında kopmaz , dinamik tanımı yapılsa da noksan kalan cepheler mevcuttur. Müslüman için değiştirilmesi gereken hayatın temel nitelikleri bellidir. Meşru hayatın vasıfları da anlaşılabilirdir. Ancak örnek olmada, ne durak ne de sınırdan söz edilebilir.
Hayatı değiştirmeye çalışan mümin için yaşanan hayatın meşruiyet sorunu var demektir. Öte yandan aynı kişi kimliğini o hayat içinde yaşayarak var ettiğinden, kaçınılmaz benzerlikler, farkına varılması zor uyum noktaları da mevzubahis olabilir. Topluma rağmen, toplum için girişilecek mücadele yine böylesine zaruri yanları olan karşılıklı beslenmeye dayalı yürür. Uzlet hayatı yaşama çabası içinde olanların azami çabası da bu anlamda netlikten uzaklık arzeder.
Zamanın ve mekanın kopukluğa mahal vermemesi, bu durumda dışarıda, kurtarılmış bir mekan ve arınmış zaman kesiti bulunmaz.
Hayatı din, dini hayat olarak boşluksuz kabul etmek, insanı ve hayatı niteleyen büyük söylemin marifetiyle aynı anda iki yönlü akışla mümkün olabilir. İnsan değiştikçe hayatın da o oranda değişmesi istenilen, beklenilen durum olarak belirir.
İnsanın değişmesi, kendi sınırlarını tanıması ve Yaratıcı'yı algılamasıyla orantılı olarak tebarüz eder ki, bu hal sınırlı insanın sınırsız bir varlığa tabii olması anlamına gelir. Ezeli ve ebedi özellikli terbiyeciye teslimiyette insan, dünyevi söylemleri aşan ve tasavvurların ötesine, sağlaması yapılacak, sonsuza nispetle kısa bir dönem yaşadığının bilincine varır.
Ulaşılan bilinç, mümini hesap verebilir hal ve tavır içinde, dünya hayatında farklı meşruiyetle kıyaslanamaz algıya ve tezahüre ulaştırır. Müslüman'ın dönüşü ve hayatı değiştirmeye hazır olması yekûn hücreleriyle değişimi gerekli ve kaçınılmaz kılar. Aklın kalpten kopukluğu, aynı perspektifle yansımaması anormal olarak ortaya çıkar ki, tehlikeli bünye böylesi parçalanma sonucu ortaya çıkar.
İslam dünyasında, edilgen yapı içinde, öndersiz uyanışın ürettiği tipoloji böylesi insan modelini çoğaltıyor.
Azalarını cem edemeyen, kendini değiştirmeden toplumun dönüştürmeye kalkan kalıpçı söylemeler, kendini motive ederken, indirgemeci modern mantığı kullanarak kardeşini dahi öldürmede zorluk çekmemektedirler.
Şahadet ve cihadın derununda duran derinlikten kopan insanı sloganlar, anlık hazlara ve yanılgılara çağırmakta zorluk çekmiyor. Aklı selimin, sükunetin, derin düşünmenin, ümmet idealini evrensel strateji olarak öngörmenin her boyutta varlığı beklenirken, cevher yanımız kaybedip araza dönüşüyoruz.
Bizimle birlikte hayat da kirleniyor; iki kirliden biri temiz çıkamıyor. Bundan ötesi, ne insan hayatı, ne de hayat insanı değiştirebilir.
Dünya egemenleri hiç bu kadar keyf içinde olmamıştı. ABD'de bu kadar rahat, İsrail böylesine güven duygusu içinde hiç olmamıştı.
Gazetelere yansıyan haberle bu keyfin ekonomiye dönüşüne örnek verelim: ABD Suud ve körfez ülkeciklerine sattığı silahlardan 65 milyar dolar kâr elde etti. Gayri resmi satışlar ve karşı cephenin tedarikçisinin kârını bilemiyoruz.
Hayatı değiştirmek için önce kendimizi değiştirmeye ve Kâbe evinin ailesi olmaya bütün azaları razı etmek olmalı.
Bunun için de dua...
Bütün duyu organlarını, aklı ve vicdanı tövbeye çağırıp duaya alma vaktidir.