15 Temmuz bu milletin tarihinde acıyla ve bir o kadar da kahramanlıkla hatırlanacak destanın yazılış gecesidir. Bir gece ki, bin yıllık bir kazançla kapılarını ibret almak isteyenlere açıyor.

Tank püskürten kahramanların Çanakkale ruhunu kucaklayış destanı.

Ancak sadece destan değil. İçinde büyük dersleri barındıran, farklı boyutlara sahip kanlı ihtilal kalkışmasının üzerine dikkatle eğilmek durumundayız.

Olayın oluşu, tahmin edilemez derecede vahşi boyuta karşılık, karşı koyuştaki bir anlık milletin ruh ve gövdeye kavuşması da dikkate değer. Çıplak elle tank durdurma, uçağa kafa atma hali, milletin kendini ülkesi uğrunda bomba yapması durumudur.

On beş temmuz bizi, bir gecede büyük bir bilince taşıdı, dünyanın hevesini, planlarını, sözle eylem arasındaki niyetini anlama imkanı verdi.

On beş temmuz bize bizi tanıttı.

Ülke için bir anda kenetlenen coşkumuzu, şehadet duygumuzu, korkuya meydan okuyuşumuzu ve bir anda, yüzyıllık tecrübeyi kuşanan savaşçı olabileceğimizi bize gösterdi.

On beş temmuz bize, içimizden en vahşi canavarların, gökten ateş yağdıracak kadar alçalacağını ve bütün bu hallerin bizim iyi niyetlerimiz üzerinden palazlandığını da gösterdi. Tek tek her insanın ve bütün kurumların iyimser tutumlarının üzerine, nasıl kin, vahşet, düşmanı aratan, sınır tanımaksızın ortaya saçılan ihanetin özenle büyütüldüğünü gösterdi.

Ve on beş temmuz gösterdi ki, Batı dünyası putun açıkça yemekten çekinmeyen, güvenin her defasında boşa çıkacağı, değerlerinin menfaatten öteye geçmediği “tezgah” medeniyetidir.

Türkiye tüm kurumlarıyla yerli yerinde ve onların bir zamanlar, henüz bizde yokken, çok sevdiklerini söyledikleri demokrasi ile yönetilirken, hükümeti, muhalefeti yerinde ve Cumhurbaşkanına güven yüzde doksana ulaşmışken, yapılan ihtilal kalkışmasının nedeni ne ola?

Aslında cevap soru içinde. Kendine yeten bir Türkiye her kötülüğü hak etmeli, onların gözünde. Küresel dünya, ülkeleri fay hatlarından çatıştırarak, mikro milliyetçilikleri, mezhep, meşrepleri, harekete geçirerek minik yeni “cici” ülkeler, kolay çizilebilen haritalar peşinde. Bu arzusu için elinde bulunan ve hainlik seviyesi yüksek, insaftan nasip almamış, efendisine itaatte bir mankurtu aratmayan kifayetsiz muhteris bulmak çok zor olmadı. Kendi beslemesi olan, sarayda oturttuğu “karıncaezmez” payeli caniyi harekete geçirmek zor olmadı.

II

On beş temmuz pek çok açıdan milatsa, kendimize ders çıkarıp ödev vermemiz, dünyanın gizli niyetiyle suçüstü yakalandığı ortamda, yarınlara güvenle bakabilmemiz için elzem görünüyor; bu amaçla:

1- Devlet ve millet olarak, iyi bir iletişimi dili yakalamak zorundayız. Milletin önerileri, samimi ve sağduyu sahibi yaklaşımına önem verilmeli ve köklü bir yenilenmeye yönelinmeli.

2- Batının arkasında, açıkça yer aldığı kalkışma, yeni bir pozisyon almayı ve bu nedenle donanımlı, bilgi ve becerisi üst düzeyde insan profili, ülkemizin en büyük zenginliği ihtiyaç olarak tespit edilip yeni bir vasata geçme zarureti ortaya çıkmıştır.

3-Askerle millet arasında yakınlaşma zarureti doğmuştur. Generaller kahvelerde halkın çayını içmeli, bir anda tankı etkisiz hale getiren cesaretin kaynağını anlamaya çalışmalı. Halk komutanın makamına, düğününe gidebilmeli. Ülkenin kendi gücüyle kendini savunabilmesi öncelikli hedef olarak seçilmeli. İdari yapılanma, harp bilgisi ve becerisi, disiplin anlayışı yenilenmeli.

4-Tarihte olduğu gibi, on beş temmuz da göstermiştir ki, bedeli yüksek ülkenin çocuklarıyız. Bu ülkede yaşamak ayrıcalıktır ve gerektiğinde karşılığı canla verilen bedel vermeye hazır olmak gerek. Bu nedenle, duyarlılığımızı bilince dönüştürecek nitelikli eğitime ihtiyacımız var. Okullarda, daha küçük yaşlardan başlayarak, tarih bilinci yanında, gelecek tasavvuru, strateji geliştirme becerisi derslerini, değişimi devreye alarak vermek gerekir. Paranoyaya düşmeden oluşacak sağlam bir tarih bilinci için Selçuklu’dan başlayan harita üzerinden okuma ile, dünyayı, istihbarat örgütlerine, niyetlerine kadar okuma becerisi elde etmeye yönelmek büyük kazancımız olacaktır.

5- Ülkelerin iletişim üzerinden algı programlarına yatırıldığı bir dönemde, her vatandaşın ülke sevgisi ve onu dış güçlere karşı savunma sorumluluğu üst düzey bir duyguya taşınmalı. Bunun için, son on yılda yaşanan gelişmeler farklı örneklikler üzerinden tekrar izah edilmeli. Ülke içinde, söylem ve yaşam tarzlarının, başkasına dayatma yapmadan özgürce yaşayabilecekleri vurgusu ve bir kesimin diğer kesimi düşman görmesinin önüne geçilmesi önemli hale geliyor. Dindar-laik, Kürt-Türk, Alevi-Sünni vd. fay hatları geçişken hale getirilmeli. Nedenleri farklı olsa da ülkeyi sevmek ve savunmak üzerinden oluşan ve kültürle, zaman içinde çoğalmaya duracak buluşma noktaları için önemli adımlar atılmalı, pratikler oluşturulmalı. On beş temmuz ruhunun yaşatılması, önemsenmesi de diyebiliriz buna. Bu tür ayrımların çoğunun yapay olduğu ve modern döneme ait hastalıklardan neşet ettiği bir gerçek. Farklılıkları bir arada yaşatma becerisi açısından tarihimiz büyük zenginliğe sahiptir ve ilham alınmayı beklemektedir. Ötekisiz yaşama becerisi, insanı eşrefi mahlukat gören anlayışın, her yerde ve zamanda kalkış zeminidir.

6- İslamı bütün boyutlarıyla anlatacak kurumlardan yoksun olarak, bir asırdan fazladır el yordamıyla insanlar dinini öğrenmeye çalışmaktadır. Diyanet ve sivil alimler bu konuda büyük atılım içine girmeli. Vasat ümmet / orta yol anlayışı üzerinde berraklaşan vurgularla çok yönlü çalışmalar içine girilmeli. Batini ve zahiri bütün sapmalara karşı, halk diline indirgenmiş usûl kitapları hazırlanmalı ve camiler üzerinden ücretsiz olarak dağıtılmalı.

7- İçe kapanmadan, dünyanın her yerinde, insanlık adına yapılacak her türlü hayırlı çalışma için devlet ve millet olarak katkı yapmaya açık olmalıyız. İnsanı önemseyen, öne çıkaran bakışı ortaya koyan ülke olarak, sisteme ve sömürüye malzeme edilen insanı layık olduğu yere taşıma misyonu içinde hareket etmeliyiz.

Bütün bunlar gerçekleştiğinde bütün sorunların bitmeyeceğini de bilmemiz gerek. Yüzdesi çok küçük Batı hayranı bir grubun ne yapılsa memnun olmayacağı malum. “Darbe başarısız olduktan sonra halk dışarı çıktı” diyebilecek kadar tarafgir, halkı küçümseyen, din düşmanlığında gönüllü fedaileri elli yıldır kullandıkları ezber cümlelerle baş başa bırakmaktan başka yol olmadığı bilinmeli.

On beş temmuz, milletçe konumumuzu yenilenen idrakle, devleti araya alarak anlama ve ona uygun duruş alma tarihidir.

Başarımız varlığımızın sürmesine, vurdumduymazlığımızın parçalanıp yok oluşumuza vesile olacağı unutulmamalıdır. Yaşadığımız sarsıntı, rahmetle doğrulma imkanını ilham ediyor. Batının etkisinde yozlaşan Küresel dünya, “ Küçük güzeldir” formülüyle ulus devletleri ufalayarak postmodern sömürüye açık hale getirmek istiyor. Bu anlamda Türkiye’nin iyi hali, büyüme durumu onları rahatsız ediyor.

Önce algı çalışması yapıyor ve Türkiye’nin hangi kıtada olduğunu bilmeyen kitlelere Erdoğan düşmanlığı öğretiyorlar. Darbeye uğrayanı değil, darbeye kalkanı mazlum konuma yerleştirip gizli emellerini açık ediyorlar.

Her yönüyle yenilenme zamanıdır.