Terörün her türü birleşsin gelsin
Biz ateş içinden marş besteleriz
Biz ölüm yerine sevda yazan milletiz
On beş temmuz, tarihimizde önemli bir kırılma noktası olarak yer alıyor. İçimizden sinemize dayanan namlunun öyküsünün üzerinden çabucak geçmek, yarınlara farklı arızalar oluşturabilir. Dış destekli ihanet kalkışmasının nedenlerini doğru tespitle belirlemenin ardından, ortaya konacak yeni konumlanış üzerinde, dünden geleceğe yolculuk yapmak durumundayız.
Çanakkale birleşmiş, kol kola girmiş dış güçlerin istila hareketiydi. Ümidini yitirmiş, şaşkın milletin ilk baş kaldırışıdır Çanakkale. Vatansız kalmanın ıssız kalış olduğunu, mekansız kalmanın sürgüne uğramanın ilk ürpertisi Çanakkale’de hissedildi. Ayağı korkusuzca yere basıp semaya bakmak için, önce vatan gerek. Her sabah güne ezanla girebilmek için, bütün noksanlarıyla mücadele için vatan gerek. Ülke olabilmek için, millet, vatan, bayrak ve sürekli düzeltilmeye ihtiyacı olan rejim gerek.
Çanakkale’nin sessiz klibi M. Akif’in şiirinde, bütün cesameti ile hayalimizde dönüp durur. Çanakkale canlar sofrasının en cömert halidir.
Üzerine sirayet eden bütün olumsuzluklardan sıyrılıp yeisi coşkuya dönüştüren şehitlerin bereketiyle, bir millet yeniden dirildi ve Kurtuluş Savaşı’na ilham verdi.Ve genç, yaşlı, kadın,erkek bir varoluş destanı yazılırken bir ülkenin yeniden hak ediliş öyküsü ortaya çıktı.
On beş temmuz gemileriyle, tankları, uçaklarıyla ötelerden yüklenip gelen dış düşman değildi ansızın gecenin içinden çıkan. Kurtuluş Savaşı’nı yapanların torunu olan ve ülkeyi koruma görevi millet tarafından kendilerine verilen içimizden insanlardı. Komşumuz, akrabamız, mesai arkadaşımızdan müteşekkil insanlar, bizim silahlarımızı bize ateşlediler.
Üçüncü ateş çemberi hepsinden daha çarpık, düşündürücü, üzücü ve bir o kadar üzerinde yoğunlaşmayı gerektiren dehşet verici tablodur. İçimizdeki insanların dış güçlerin hesaplarına tabi olarak ülkesine silah doğrultup ateşlemesi, insan fıtratının aldanışa meyli kadar, kontrole ihtiyaç olduğunun göstergesi olarak karşımıza çıkar. Diğer yandan, bu üçlü ateş çemberinden anlaşılıyor ki, dün olduğu kadar, hatta, daha da artan önemde bir ülkede yaşadığımızı hiç unutmamamız gerektiğini yeniden, iki yüz kırk bir şehit vererek hatırlamış olduk.
Hangi açıdan bakarsak bakalım, Türkiye dünya açısından önemli bir ülkedir. Medeniyetlerin kesişme noktasında, iki kıtanın arasındaki gerilimi taşıyan medeniyet köprüsü olma bakımından doğu ve batı için ayrı öneme haiz. Medeniyet değerleri, insan potansiyeli ve genç nüfusu ile yükselişte olan, hepsinden öte “düş” gören bir ülke olması dolayısıyla, üzerinde hesap yapılan ülkelerin başında olduğunu son darbe girişimiyle bir kez daha görmüş/yaşamış olduk.
Ülkenin önemi, üzerinde yaşayanları, o denli, duyarlı ve becerikli olmaya mecbur eder. Değerli bir ülke ancak yüksek bir kaliteyle korunabilir. Bu neticeyi bir bilinç durumuna dönüştürmek için eğitimin konusu haline getirmek durumundayız. Darbe gecesi, ortaya konan anlık bilinç içindeki ip uçlarını dikkatlice bir araya getirdiğimizde üzerimize düşen ödevin niteliği de ortaya çıkmış olur.
Milletimizin sinesinde saklı duran şehadet aşkı, ölüme meydan okuma imkanı vermektedir ve en büyük özellik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu özelliği nitelikle buluşturmak, başarıya yakın durmak anlamına gelir. Bu durumda yeni konum alışın ödevini şöyle oluşturabiliriz:
-Şehadeti bir bilinç olarak, bütün yönleriyle ihata edecek zengin muhteva ile eğitimin konusu yapmak.
-İlk öğretimden başlayarak, ülkenin önemini ve savunmasını öğretirken, dünyadaki siyasi, ekonomik yapıları, çeşitli istihbaratların arzularını, yaş konumuna uygun olarak öğretmek.
- Bir ülkenin bağımsızlığı için pek çok özellik bir arada bulunmak zorundadır, ancak ülkenin milli savunma sistemi ilk sırada gelir. Kendi ürettiği silahla ülke bağımsız olabilir.
- Bağımsızlığın temelinde ülkenin asli ihtiyaçlarının kendi içinde karşılanıyor olmasında saklıdır.
-Ülkelerin gücü halkının niteliğiyle doğru orantılıdır. Ve ülke savunması gün geldiğinde, tarihi örneklerden de anlaşılacağı üzere, bütün halkın üzerine vazife haline gelir. Bu açıdan nitelikli, savunma ve taaruz konularında belli oranda eğitim verilmeli.
-Küresel dünya Batılı hegomonyanın meydan okuyuşudur. Postmodern algıya yaslanıp değerleri flulaştırarak seküler karakterli homojen yapının peşindedir. Medeniyetler Çatışması ve Tarihin Sonu tezleri yumuşak veya sert güç tercihini yedirilmiş tehdit olarak dünyanın gündemine taşımıştır. Arap Baharı bunun çatışmacı mizacını ortaya koymuştur..Bu okuyuşta küreselliğin endüstriyel alt yapı üzerine kurulu olduğu ve bundan kaçınılamayacağı gerçeğinden hareketle, adalet eksenli bir küreselleşmenin imkanı üniversitelerde, kültür ortamlarında ve medyada konuşulmalı, inşacı karakterle ele alınmalıdır.
-Küreselliğin belirsizliği ve acımasızlığı karşısında içe dönük konumlanma yalnızlık ve bir süre sonra güvensizlik oluşturur. Yerli üretim, milli iradenin tahkimi önemle ele alınırken evrensellik ile millilik arasında bir kıvam yakalanmak durumundadır.
- Batı medeniyeti sistemi, insan ruhunu hesaba katmadan kurdu ve insan büyük bir teknolojik heyulanın altında kaldı. Ekonomik, siyasi dengeler kadar, ekolojik yapı da imdat çığlıkları ile insanlığı uyarıyor..Buradan bakınca çok kültürlü yapıyı adalet taşıyıp insanı layık olduğu önemli yere yükselten uygulama önemli başarı olarak dikkat çekecektir.
Dünyanın en büyük ihtiyacı adalettir.
Sosyal adaletten yoksun, alabildiğine silahlanan ve devlet terörünün gurup terörünü tetiklediği bir dünyada milyonlarca insan açlıktan ölümlerle, mültecilikle boğuşuyor.
-Dünyaya örnek olma, kardeş ülkelerle çok yönlü dayanışmaya gitme ve insanı değerli görme ve o şerefli konumuna göre davranmak bu topraklarda yaşayan insanlar için yeni durum değildir. Tarihimizden aldığımız ilhamla, çok kültürlü, farklı etnik çeşitliliği barış içinde yaşatma becerisini gösterme durumundayız. Türdeşleri kendi içinde özgür bırakmak, ülke savunmasında bütüncül bilince kavuşturmak önemli bir aşama olacaktır.
-Hain darbe teşebbüsü karşısında Batının takındığı tutum ibret verici, farklı zamanlardaki tutumuyla kıyaslandığında niyetlerini açıkça ortaya koyan mahiyet içermektedir. Gezi olayları ile bütünlük arz eden tutumun üzerine gitmek ve 1.Körfez işgalini kendi okullarında anlatış biçimleriyle mukayeseli olarak bakmak ufuk açıçı olacaktır.
- İnsanı okumak, olayları okumak ve geleceğe ait düş kurabilme gücünü inşa etmek ülke insanının kalitesini artıracak, ilk öğretimden başlayan önemli çaba olarak ele alınmalıdır.
On beş temmuz ihanetini sonrası ortaya çıkan Yenikapı ruhunu önemli görüp eğitime, siyasete, kültüre yansımasını başaramazsak, geleceğin farklı biçim ve mahiyetteki saldırıları tehlike barındıracağı aşikar. Çünkü bedeli yüksek vatanda yaşıyoruz ve yerin altı üstünden, yeri geldiğinde daha etkili olabiliyor.
Not: Kurban Bayramı cümlemize hayırlar getirsin, kardeşlik iklimi bağışlasın, adalet duygumuzu uyandırsın; teslimiyet ve fedakarlığın yolunu açsın. Ümmet bilincimizi geri getirsin.