Çocukluk ciddiyet ister... Elbette cümle sarsmak için ve sarsılmak için serdedildi, ancak içinde doğruluk oranı hiç de düşük değil. Çocuğun dünyayı keşfindeki ciddiyet ve kesintisiz iştah küçümsenmeyi değil, aksine takdiri gerektiren bir durumdur.
Müminin bakışında olması gereken derin sezgi, onu seküler ayarlardan kurtaran yegane ayrıcalıktır.
Boş bakış yoktur, dediğimizde, aynı zamanda hiç bir yerde boşluk yoktur demiş oluruz. Varlığın içinde yalnız değiliz. Hiçbir yerde tek başına değiliz. Bizi saran, sarsmaya hazırlanan, çevrilmesi beklenen bir nazarla bizi idrak yolculuğuna çıkaracak ne çok şey var.
En basit gördüğümüz, daha doğrusu sandığımızdan başlayalım düşünmeye, fikretmeye ve tüm yönlerden bakma, anlama çalışmasına duralım ve o nesne dediğimiz şeyin varlıkla ilişkisini anlamaya çalışalım. Bu durum her şeyden önce, kendimizi yoklama fırsatına imkan verecektir ve Mevla'ya olan hayranlığımızı artıracaktır.
Varlık sessiz bir müzik.
Varlık dehşetli çağrısıyla, dipten akan, kulağa sığmayan ışık ırmağı.
Çocuktan ödünç alınacak hayretle değil, belki çocuk tarafımızın saflığıyla girişeceğimiz bir sessiz okuma sonucunda, çok kazançlı çıkacağımız bir yolculuk tutar elimizi. Sanıldığının aksine, bu okuma hayattan kaçış, olaylardan, akıştan kopuş değil; zengin, dolu bakışla bütün okumaları daha sıhhatli yapmaya vesiledir.
İnsan gökyüzüne baktıkça sayfalar çevirir.
Kendini okumanın, gurbet duygusunu derinden hissetmenin ve dolayısıyla Rabbi karşısında haddini bilmenin imkanına kavuşulur. Tefekkürün dili aşan, hesaba sığmaz imkanı ve hasılası elde edilsin diye, ille de bir yapının, kalıpların içinde olmak gerekmez.
Kitap tabiatı gösterir ve orada sayısız "ayet"lerin okunmayı beklediğini hatırlatır. Bir başka açıdan bakıldığında imanı aşka taşıma, aşkla omuzlama imkanı, mutmain olma haline çağrıdır bu aşama.
Bir çocuk gibi çığlık çığlığa ağaçla, nehirle, dolu dolu koşturan bulutlarla ve yağmurla...
Ah! Yağmurla yanmaya durmak...
Sonra varlığı yanına almış olarak, varıp durmak kapısına ahengi bozanın, ayaklarını hırsla yere vuranın... Doymayanın, doymak bilmez açlığın, tamahın, gelecek korkusunun...
"Korkma" diyebilmek.
Telaşını almak, korkusunu dindirmek hayatın.
Kurulu kentler insan eliyle noksanlı, çarpık, özellikleriyle yolumuzu kesiyor. Okumalarımızı bu gökdelenler tehditle karşılıyor. Şehir öncelikle, bizden çocuksu hayretimizi istiyor. Saflığımızı alarak kartlar sunuyor bize, her ihtiyacımızı karşılayacak iddiasıyla renk renk kartalar. Ancak, saflığımızı, tevekkülümüzü alamıyoruz tekrar. Şehir bunun yerine öğretilmiş konforları sunuyor. Ürünlerini sunarken kani olalım diye, araştırma raporları, anket sonuçları koyuyor önümüze.
Ve hepimiz, satın alırken satılıyoruz da.
Kaçamak bir bakış, belki bir ağaç yaprağının hışırtısı, denizin kıyıya gönderdiği kızgın dalga kadim okuyuşa çağrı... Belki de rüzgarın saçlarımız arasında gezişi, bulutların aceleyle koşması, güneşin, her gün yeniden, dünden farklı doğduğunu anlatmak içindir.
Geminin yelkenini dolduran rüzgar, bizi sefere taşımak istiyor. Kendimize getirmek için yağmurun ötesine, çiçeğin açılma törenine, kuşların yuva örerken verdiği derse konuk etmek istiyor.
Ve hayatın, sınırsız merhamet Sahib'ine zikirle hizmetten bir an kopmadığını gösterirken, insana kendini görme imkanı bahşediyor.
Merhameti gündem ediyor.
Merhamet kitle imha silahlarını getiriyor akla. İnsan açlıktan ölecekmiş gibi, bütün geleceği kendi için planlamaya kalkmadı mı? Kuşları göremediği için, anlayamadığı için, rızkın bütün canlılara yeteceğini düşünemedi ve kitleleri bir anda cansız bırakan silahları icat etti.
Ve bu aşamada kendine "Silah yapan hayvan" ünvanını layık gördü. Kimse değil, bizzat kendisinin koyduğu isim, insanın indiği eksi ile ifadesini bulan mesafeyi göstermesi bakımından ilgiçlik taşımaktadır.
Acımaz kentler kuran, veya acımasızca kentleri vuran insan aynı.
Ayağını yere vurarak yürüyen adam, her şeyin içeriğini değiştirir ve içini kendi doldurur. Bununla da yetinmez kurgusuna herkesin inanmasını ister. Aksi takdirde ölümlerden ölüm beğenmesini ister. Bu seçimle özgürlük bahşettiğini söylerken kahkaha atabilir.
Anlam dünyasında kendini doğurabilen insan, adına hayvan sıfatını ekleyerek de kendini anlam yurdundan hayvanlar alemine yuvarlayabiliyor.
Göz boş baktığında, kalp ürpermediğinde, akıl yok etme mucidi olma yolundadır. İnsanın düşüşü böyle başlar.
Hayret öldüğünde, insanı içgüdüleri kuşatır ve her şey sıradan görünür. Ancak o öyle gördüğü için hiçbir şey basitleşmez.
Gözünü kapayan güneşe ne zarar verebilir?