Ramazan merhale merhale sözünü söyledi. Ve yol hazırlığına başladı. Kendine gönül kapısını açanlara bahası verilemez zenginlikler sundu. Sabrı, tahammülü, tefekkürü, tevekkülü, cömertliği, hayrı hal dilinde davranışın eşiğine getirerek, müminleri ihya etti.
Ramazan bir ay içine saklanmış "bin ay" hikmetiyle, seküler zaman algısını geçersiz kılan, anlama biçimi sundu oruçla. Zamanın böylesine çarpıcı vurgusu, karıncanın sırtlandığı dağ resmini andırırsa da, uzayıp giden anlama melekesinin bahşettiği, kişiye has idrak yolculuğu, söz konusu. İnsan zihninin sınırlı gücünün ve imkanlarının aciz kalışını anlatması bir yana, Ramazan içinde özel bir zaman olarak Kadir Gecesinin varlığı, Mevla'nın oruç tutan kullarına karşı, sınırsız hazinesinin kapısının açılışına denk düşer. Kulun Rabbi tarafından böylesi bir iltifatta ihya edilmesi, O'nun Kerem sahibi oluşunu, buna mukabil kulun daha samimi kavrayışla bağlılığının artmasına vesile olur. İnsanı onaran, noksan yanlarını kendine gösteren ve eksikliklerini sır gibi saklayıp bir başkasına iletmeyen Ramazan, insanın olumlu yönde değişimi için, hiçbir fedakarlıktan kaçınmamaktadır. Ramazan dostun, dostluğun örnekliğini, dolaylı ve çarpıcı ortaya koyuşuna da şahit oluyoruz.
Bilginin davranışa dönüşmesini sağlayıp hikmete sayısız pencere açan Ramazan'ın kişiye kazandırdığı hasletler, İslam toplumunda müminler arası bağların güçlenmesi olarak da farklı bir imkan bahsine konu olur. Toplumsal kalitenin, insanlar arası bağların gücüyle okunmaya başladığı düşünülürse, bireysel ibadetin toplumsal etkisi kavramış olur.
Yaşadığımız dünya dramatik gündemler ve olaylarla tarihe kayıtlanıyor. İslam tarihinde yaşanan ve bir daha tekrarlanmaması için dua ve temennilerin yapıldığı acı olaylar tekrarlanıyor. Gözü bağlı, idrak fakiri, ibretten nasibi olmayan perişan haller içindeyiz. Birbirimizi öldürmek için "el"den silah alıyoruz. Tekbirle kendi boğazımı kesiyoruz. Her vaazda insan hayatının önemini anlatırken ve insanın eşrefi mahlukat olduğunu vurgularken, cinnet hali içinde namlu aracılığı ile konuşuyoruz.
Düşünmeyi, tahammülü ve sabrı ertelemiş durumdayız. Birbirimizi dinleme sabrımız kalmadığı gibi, Ramazan'a da kulak verdiğimiz söylenemez.
Bir hâl olmuş bize!
Nasıl bir hâl? Düşmana muhtaç durumdayız ve elimizde Kur'an. İzahtan vareste haller içinde, duaya öylesine muhtacız ki...
Hizbimiz için "zafer" istemek yerine, ümmetin hayrını isteyen "kocakarı" dualarına ihtiyacımız var.
Ramazana, Kadir Gecesine ve Bayrama bu duygularla ve bu uğurda yapılan dualarla girmeliyiz.
"Fitneyi yeryüzünden kaldırma" görevini üstlenmesi gerekenler fitne denizinde boğulmak üzere.
İyi niyeti, savaşı kesecek sözü yola çıkarma vaktidir. Sözlü ve fiili dua ile, hiç değilse, bayramı karşılayabilelim. Ramazanın açtığı pencereden sonsuza bakıp kendi aynamızda dünya için işlediğimiz cürümleri görmeye çalışalım. "Kesrette vahdeti" kabul edecek idrak ve irade dilenelim Mevla'dan
Her şeye rağmen.
Çünkü başka kapı yok!