Bahar yine gövde gösterisi ile sessizce gündemimize giriyor. Ya da bütün gündemlere şahit olurken, bir yandan da sergisini açıyor. İnsanı idrakin en derininden sarsmaya, etkinin en başarılısı olan dolaylı anlatımla söz alıyor.
İnsanın gözlerinin içine bakıyor.
Hesaplaşmaya var mısın, der gibi, bakışını derinleştiriyor. Yenilenme temasını çiziyor yemyeşil bir mekana ve dallara, asıyor bütün renklerin güzelliğini. Sessiz bir hesaplaşmaya çağırıyor insanı.
Hesap ki, herkesin en şedit düşmanı kendisi.
Bir büyük kıyamla, yeni bir dirilişle selamlanışa karşı, bigane kalabilmek oldukça zordur. Ve bahar, çocuklara renkli oyuncaklarla yaklaşan bir çerçi gibi heyecanlı geliyor. Bahar insanı evlerden alıp kainatın sınırsız sergisine taşıyor.
Bahar yeni bir haberdir her dem.
Her gelişinde şenlikle selamlar insanı, mekanı, havayı ve neşeli çığlıkları duydukça çocuklardan birlikte şarkı söylemeye dereleri çağırır. Her gün yürüdüğümüz yol üzerine yeşil halı serip ağaçları süsleyip böceklerin şarkılarıyla törene çıkaran şenliğin derin meramı ne ola ki…
Bahar, aynı zamanda, barışın gösterisidir.
Gözü ışıktan kamaşmış ve gelecek kazanmak adına insanla ve kainatla savaşa çıkan insana bir uyarıdır, bu bütün yönleri şenlendiren tabiat düğünü.
“Hadi barış yapalım” der savaş çıkaranlar. En çok barış kelimesini onlar tüketir. İçini boşaltana kadar, işlevsiz kılana kadar, barış temalı nutuklar atarlar. Barışın insan maharetiyle mümkün olduğunu, insana ait bir çaba gibi önümüze koyarlar.
Savaş lobileri, tabiatı karartır, silah satar, savaşlara sponsor olur; petrolün ve geleceğin akış yönünü belirlemek için yola çıkarlar. Hedeflerine ulaştıklarında, düzenlemeler kıvama erdiğinde barış güvercini olarak ortaya çıkarlar. Lütuf yüklü bir söylemle, zayıfların gözünde meleklik rolünü barış partileriyle ortaya koyarlar.
İnsanın gözü boyansa da, kainat komik bulur, bütün bu çelişkili, yüzeysel göz boyamayı. Zaman her iğreti maskeyi yeri geldiğinde yırtar, gerçeği ayan eder.
İnsan baktığında, yer ile gök arasında, ağaç ile nefes arasında, su ile toprak düzleminde, nimetle emek ilişkisinde tamamlayıcı, güçlü bir barış devrededir ve bir an bu ilişkide mola söz konusu değildir.
Barış hayatın can damarıdır ve Mevla’dan armağandır.
İnsan, külli anlamda, barış yapamaz, ancak savaş çıkarır. Çıkardığı savaşı bitirdiğinde barışı icat ettiğini sanır. Bir yandan da silah yapmaya, kitle halinde en çok insanı, en kısa zaman diliminde nasıl öldürürüm diye çalışmalarına devam eder.
Ve insan barışı kendi yaptığını sanmaya devam eder.
Bahar, barışın bütün kainatta duruşunu ve görünenden sonsuza yolculuğunu, insanın öyküsünü de içine alarak önümüze koyar. Gözün ulaşabildiği, yorgun olarak geri döndüğü mesafenin de ötesine taşır.
Bahar en büyük diriliş şiirini okurken, cennet sahnelerinden tablolarla tabiatta, insan eli değmemiş kuytularda sergiler açar. İnsan eli bir yere değdiğinde hatasız ürün ortaya çıkmaz. Ancak tabiatın meramı, içimizdeki sesle bütünleştiğinde ancak, ahenkli ürünler verebilir.
İnsan insana kötülük taşır. Mevla kullarına asla zulmetmez. Savaşı insan çıkarır ve barışa pişmanlıkla ulaşabilir ancak.
Suların dilinde, renklerin meramında ve bütün bu ihtişamın diri varlığında ortaya çıkan hizmet bir de... Sayısız meyve, dile gelmez ürün, barış içinde, insana boyun eğdirilerek deveran eden kainatın bahara olan konukluğuyla önümüze geliyor.
İnsanın tekrar parmak uçların kadar, nasıl yaratılacağını bahçemizdeki ceviz ağacı anlatmıyor mu? Sessizliğin anlatımı çok daha şiddetlidir. Okunmayı bekleyen bir kitaptır ağaçtaki her yaprak, dalda duran çiçek, meyve ve uzayıp giden anlatım yolu. Hizmetini verirken anlatımını eksik etmeyen ürünler, aynı zamanda birer şahid.
Baharı okuma günlerindeyiz.
Ölüm de bahar ülkesine yolculuk değil midir mümine...