Yakın zamanlarda bir Barselona gezimiz oldu. Burada en önemli turistik merkezlerden birisi Tibidabo adı verilen tepe. Antika bir fünikülerle çıkılan tepede nefis bir şehir manzarası ve uzaklarda Akdeniz’i seyretme imkanı oluyor. Akdeniz’in Batı ucundaki kıyılar. Ülkemizin Doğu ucundaki kıyılarda olduğu düşünülürse bizim için daha bir anlamlı oluyor. Fakat konumuz bu değil şimdi.

Tipidabo tepesinden Barselona’yı seyrederken yanımıza bir turist grubu geliyor. Merhaba diyorum birisine İngilizce olarak. “Nereden geliyorsunuz?”.  “Portekiz’den” diyor. Ben de İstanbul’dan geldiğimi söyleyince, ilginç bir açıklamada bulunuyor. Aslında bu turları İstanbul için planlanmış. Fakat Türkiye’deki “durumlar” nedeniyle gezi iptal edilmiş ve Barselona’ya çevrilmiş.

Bu bizi gayet şaşırtıyor tabi. “Durumlar” ifadesinden bir şey anlamadığımı, İstanbul’da hayatın normal olduğunu, bu mevsimde harika olduğunu, milyonlarca turistin de ziyaret etmekte olduğunu açıklıyorum onlara. Biraz tereddütle bakıyor, “bilmiyoruz”, diyor, “seyahat şirketi bize böyle dedi”.

Bazı ülkelerin Türkiye’ye giden vatandaşlarına uyarılarda bulunduğunu duymuştuk. Rus vatandaşlarını saymıyorum tabi. Onlara hiç gitmemeleri söyleniyor. Biraz azalma yaşanmakla beraber, sanıyorum onlar bile siyasilerin gergin açıklamalarına aldırmadan gelmeye devam ediyorlar. Çünkü Türkiye tarafında bir kısıtlama yok. Türk halkının da Rus turistlerle, iş adamlarıyla bir problemi yok.

Bununla beraber Rusya tarafında, tarihin derinliklerine dayanan bir devlet geleneğinin ağırbaşlılığına hiç yakışmayan açıklamalar ve uygulamalar yapmaya devam ediyorlar.  Türk iş adamlarını, işçilerini göz altına almak, ziyaretçileri geri çevirmek, bankalara baskın düzenlemek, sivil gemileri taciz etmek vs. Prestijinin sarsıldığını düşünen mevcut yönetimin, imaj kurtarma gayretiyle gösterdiği davranış bozuklukları.  Milliyetçi holigan bir kesimi ayrı tutarsak, Rus halkı tarafından yaygın bir kabul görmediklerini ümit ediyoruz.

Ediyoruz da Rus yönetiminin dünya medyasında bir propaganda mücadelesi verdiği de anlaşılıyor. Batı medyası Rusya kaynaklı ayran kabartıcı haberlerden geçilmiyor. Türkiye DAEŞ ilişkileri, Ortadoğudaki emelleri, Türk hükümetinin İslamcılığı, Güneydoğudaki olaylar, vesaire. Türkiye’yi Batı dünyasına tehdit olarak göstermek için elinden geleni yapıyor. Türkiye’de bir iç savaş yaşandığını göstermeye çalışıyor. Bu konuda Batı ülke ve toplumlarının “hazırlıklı” olduğunu biliyor.  AB ve NATO’dan gelen ortaklık duygusunu kırmaya çalışıyor.

Bir yanda Rusya ile olan gerilim, öte yanda Güneydoğuda yaşananlar Türkiye’nin imajı üzerine çalışanlar için hazır malzeme oluşturuyor. Anlaşılan onlar da tepe tepe kullanıyor. Batı dünyasında Türkiye deyince, karışıklıklar içinde, belki de “savaşın eşiğinde” bir ülke manzarası çizilebiliyor. Bu da ülkemize gelmek isteyenlerde en azından bazı tereddütler oluşturuyor.

Geçende inanılmaz bir telefon aldım. Bosna’daki bir arkadaşım aradı. İstanbul’da “durumun” nasıl olduğunu sordu.  Özel bir “durum” olmadığını, havanın güzel ama soğuk olduğunu söyledim. “Neden? Diye sordum. Batı medyasındaki açıklamalar, Rusya’nın tehditleri onları endişeye düşürmüş. Eski bir Sovyet bloku ülkesi olarak Rusya’nın tehditlerini daha bir önemsemiş olabilirler. Bir Rus uçağının düşürülmesini daha bir “cüretkar” bulmuş olabilirler. Her nasılsa, bana ilginç bir teklifte bulundu. Dedi ki “herhangi bir sıkıntı olursa, çekinmeden bize gelebilirsiniz, evimiz müsait”. 

Bir Bosnalı bana böyle bir teklifte bulunuyordu. Elbette çok şaşırdım. Bunun büyük bir abartı olduğunu söyledim. Çok nazik olduğunu söyledim, teşekkür ettim. Lakin, söyledikleri, bizim pek de farkında olmadığımız bir şeyleri gösteriyordu. Batı medyasında nasıl bir çalışma yapılıyor? Bunu Sadece Rusya mı yapıyor? Yoksa Türkiye’nin bir bölgesini kaşımaktan hoşlanan Batı ülkelerinin de bunda payı var mıdır? Bu konuda Rusya ve Batı ortak bir zeminde buluşmakta mıdır?

Kesin olan bir şey var;  medya üzerinden Batı ülkelerinde yoğun bir kamuoyu ve propaganda çalışması yapılıyor.  Osmanlıya kadar giden eski defterler açılarak, iç çatışmalarda, DAEŞ’te, İslamcılıkta yoğunlaşarak, Türkiye’nin Batı ittifakındaki imajı zedelenmek isteniyor. Bunun için de mübalağa sanatı bol bol kullanılıyor.