Bir siyasi parti lideri “geri adım atmadık” diye kendini savununca bu yazıya gerek duymuş bulunuyorum. Kendisi, bunu söyleyen ne ilk liderdi, görünüşe göre ne de sonuncusu olacak. Peki, belli bir kesimi temsil eden bu insanların böyle bir yaklaşımı benimsemeye hakları var mıdır? Temsil ettikleri kitleler onlardan sorunları çözmelerini mi bekliyor, yoksa şartlar ne olursa olsun ayak diremelerini mi? Bir çeşit siyasi magandalığa benzeyen bu davranışın bizde bir standart haline geldiğini ne yazık ki söyleyebiliyoruz.

Her siyasi grubun veya sivil toplum kuruluşunun, istediğini sonuna kadar alabilmesi ne dün mümkün olmuştur ne de bundan sonra mümkün olacaktır. Barış içindeki sosyal yaşam, dengeler üzerine kuruludur. Kimse bu dünyada her istediğini elde edemez. Ama çalışırız. Hukuk içinde elimizden geleni yaparız. Sonuçlarını da hep beraber yaşarız. Elimizdekilerle mutlu olmayı bilmezsek, hep hayal ettiklerimizin eksikliğine odaklanırsak hayat çekilmez hale gelir. Çevremizle, dünyayla olan iletişimimizde sorunlar ortaya çıkar. Hem biz zarar görürüz. Hem de insanlara faydalı olma fırsatlarını kaçırırız.

İnsan ilişkilerinde uzlaşma sağlanması için, hoşça geçinebilmek için büyüklerin, görmüş geçirmiş insanların öncelikli tavsiyesi şöyle olur; alttan alıver. Eşler, dostlar, kardeşler arasında uzlaşma sağlamak için iddialarında biraz geri adım atabilmek büyük bir fazilettir. Bunu yapabilmek için insanın nefs-i emmaresini yenmiş olması gerekir. Bu kişiye insan-ı kamil, yani olgun insan diyoruz. Böyle insanlar toplum içinde dostluğa ve fedakarlığa önem verirler. İnsanları severler, hataları değil iyi yanları görmeyi tercih ederler.

İnsan ilişkilerini düzenleyen bu temel kural, iş siyasete gelince geçerliğini kaybediyor adeta. Siyasiler maşallah yaş hadlerine kadar ayak diremeye devam ediyor. Mevcut siyasi kültür adeta onları ısrar etmeye, inat etmeye, meydan okumaya, sürekli rakiplerin hatalarına çalışmaya zorluyor. Geri adım atan bir siyasi oy mu kaybeder onu bilemiyoruz. Belki de seçmenlerin gözünde prestij kaybediyordur. Yani onları böyle olmaya insanlar zorluyordur. Bir siyasi, hatalı olduğunu söylerse veya rakibinin doğru yaptığını söylerse veya bulunduğu her neresi olursa olsun, hiçbir işe yaramayan bir yer de olsa geri bir adım atarsa belki de bütün oyları kaybedecektir. Bilemiyoruz. Böyle davranmalarının mutlaka makul bir nedeni vardır.

Fakat bu tutumlarıyla vatandaşlara iyi örnek olduklarını söylemek gayet zordur. “Toplumsal sözleşmeye” katkı sağladıklarını söylemekse pek mümkün görünmüyor. Fransız ihtilalinin siyaset kültürüne hediye ettiği “toplum sözleşmesi” kavramı, sosyal katmanlar, inanışlar, gruplar arasındaki dengeyi ve hukuki zemini ifade ediyor. Bu zemin, insanları vatandaş yapıyor ve aidiyet kazandırıyor. Ait olma duygusu, sahiplenmeyi getiriyor. Bu da ülkesine, çevresine faydalı olma duygusunu besliyor.

Siyasilerin temsil sorumluluklarının yanında örnek olma sorumluluğu vardır. Çünkü onlar belli bir kesime liderlik, akıl hocalığı yapıyor. Davranışları taraftarlarınca izleniyor ve meşruiyet zemini oluşturuyor. Siyasinin bakışı, insanların diğer siyasal gruplara bakışını etkiliyor. Onlar oy alma gayretiyle sürekli savaş çığırtkanlığı yaparsa, anlaşma zeminini vurgulamazsa, ülke barışına, sosyal hayata, olumlu bir katkı sağlayamazlar.

Ne yazık ki devlet geleneği gibi siyasi kültür de hantal bir yapıya sahiptir. Siyasiler onu adeta şövalyenin zırhı gibi giyiyorlar. Artık o zırhın sınırlarının dışında hareket etmeleri çok zor oluyor. Medya önünde kıyasıya kavga eden siyasilerin kendi başlarına kaldıklarında daha dostça davrandıklarına çok şahit oldum. Seçmenlerinin gözü önünde “zaaf” göstermek istemiyorlar. Sorumuz da bu işte; siyasi kültürümüzde anlaşma eğilimi neden zaaf olarak algılanıyor? Gerçek bir siyasinin neden kemikleşmiş davranışlar göstermesi, sürü psikolojisi içinde kalması, asla geri adım atmaması gerekiyor?

Siyasiler oraya halkın oyuyla geliyorlar. Bunun için; 1. İşin şahsi bir mesele olmadığını, muhataplarının rakipleri değil onların arkasındaki kitleler olduğunu düşünerek birbirlerine karşı daha saygılı davranmayı; 2.Gerektiğinde geri adım atmayı ve bunu medya önünde ifade etmeyi öğrenmelidir. Yeri geldiğinde geri adım atmak, erkekliğe aykırı bir şey değildir. Faziletli bir davranıştır.