Hayır, Türkiye ve Azerbaycan değil. Burada niyetim Mısır ve Suriye’den bahsetmek. Bir zamanlar bu iki Arap ülkesinin ortaklık anlaşması yaptığını bilmem hatırlayan var mıdır. 1958’de iki devlet birleşerek Birleşik Arap Cumhuriyeti adını aldı. Ortak lider; kısa adıyla Nasır. Ama işlemedi, 1961’de sona erdi. Mısır, Birleşik Arap Cumhuriyeti adını 1971’e kadar korudu. İktidar erki bu iki önemli Arap ülkesinin hiç değilse Avrupa Birliği ülkeleri gibi bir ortaklık kurmalarını engellemişti. Tek ulus, birbirlerinden bağımsız, ulusalcı, sosyalist, iki cumhuriyet. Garabet üstüne garabet. Halka sormaya ne hacet.
Konuyu, bu iki ülkenin benzer devlet ve toplum yapılarına sahip olduklarını vurgulamak için dile getirdim. Askeri nitelikli yönetici elit, onlarla aynı kodları paylaşmayan kitleler. Arap ulusçuluğu, İsrail tehlikesi, Osmanlı yönetiminden sonra kazanılan “bağımsızlık” gibi temalar, resmi düzlemde birleştirici faktör olarak kullanılıyor. Ayrı bir devlet olmayı “anlamlı” hale getirmek için çalışılmış konular.
Nasır ve baba Esed’le zirveye çıkan askeri ve ulusçu ve ABD destekli Rusçu dönemden sonra, sivil kıyafetler de giyebilen Mübarek ve oğul Esed dönemleri. Gücünü kendinden öncekilerden tevarüsen alan bu iki lider, kim bilir kimler tarafından Arap Baharı diye tanımlanan kaotik ortama kadar hüküm sürdüler. Seçimlerde genellikle yüzde 90’ın üzerinde oy almayı adet haline getirdiler. Lakin bir gün geldi muhtemelen Mısır lideri Mübarek’in son kullanma tarihi doldu. Eskiyen yüzünü temel yapıya dokunmadan değiştirmek fena olmayacaktı.
30 yıl (1981-2011) iktidarda kalan Mübarek bunu kabullenmekte zorlandı. Yine de hakkını teslim etmek lazımdır ki fazla bir patırtıya, katliam ve yıkımlara yol açmadan ilk karışıklık günlerinde iktidarı bırakmasını bildi. Başka bir deyişle patronları böyle buyurdu. Onun gidişi, Mısır halkında, ülkede bir şeylerin değiştiği umudunu doğurdu. Bu bir göz yanılmasıydı. Ordu ve yargı yerinde duruyordu. Ekonominin yarısına komutanlar hükmediyordu. Parlamento ve civarına biraz demokrasi sirayet etmişti. Ülke tarihinde ilk defa seçimle gelen Cumhurbaşkanı Nursi de bu kervana katıldı. “Demokrasi ve hukuka dayanarak” bir şeyler yapabileceğini düşündü. Hukukun yargı bürokrasisine, onların da komuta kademesine ne kadar bağlı olduğunu unutmuş gibiydi. Bizim Adnan Menderes gibi, aldığı oya, sokaktaki kalabalıklara güvendi. Olmadı. Mısır’da demokrasi, başka bahara kaldı.
Anlaşılan o ki Suriye liderinin son kullanma tarihi henüz geçmemişti. Genç, dinamik, ülkesinde daha çok iş yapacak bir yapıya sahipti. Özellikle Mısır örneğinden sonra, işi daha sıkı tutmak gerektiği anlaşılmıştı. Demokrasi, halka bırakılmayacak kadar ciddi bir işti. Bütün Suriye yıkıldı, nüfusun büyük kısmı ülkeyi terk etti, Dünyanın efendileri hala düşünüyor. Esed’den daha iyi bir formül bulamadıkları anlaşılıyor. Suriye’de, Mısır’daki kadar olsun “küçük” değişikliklere tahammül yoktu.
Türkiye’nin pozisyonu Esed’in gitmesinde odaklanmış görünüyor. Oysa Yunus’un deyişiyle “bir Esed var Esed’den içeru”. Adam yalnız değil ki. Yargı organlarında, komuta kademesinde, güvenlik güçlerinde Sykes Picot’tan bu yana babadan oğula yerleşmiş olan yönetici elit tabakasına ne diyeceğiz? Bir Hüsnü Mübarek gitti, yerine onu aratacak bir başka general bulundu. Askeri kıyafetini gardrobuna astı. Takım elbise kravat, ortalarda dolaşıyor. Kalabalıklara ateş eden keskin nişancılarını unutturmak ister gibi, devamlı da gülüyor.
Eğri oturalım, doğru konuşalım, istesek de istemesek de Suriye’de Esed’e hemen yol verecek gibi görünmüyorlar. Diyelim böyle bir şey oldu. Demokratik seçimlere izin mi verecekler? Veya demokratik seçim yapılacak bir Suriye kaldı mı? Ülkeyi terk eden milyonlarca insan bu ülkenin geleceğinde nasıl söz sahibi olacak? Artık muhtemelen eski Suriye’yi unutmamız gerekiyor. Askeri operasyonlarla sanki nüfuz bölgelerinin netleşmesini bekliyorlar.
Kesin olan bir şey var; Esed’e diğer alternatiflerden daha çok güveniyorlar. Hem ABD hem de Rusya. Geleceğin Suriyesini Esed’le veya onun avanesiyle birlikte inşa etmek istiyorlar. “Muhalif güçlerin” takatinin kesilmesini bekliyorlar. Batı’nın gevşek, tereddütlü yaklaşımı karşısında Rusya kararlı ve tek adama dayanan tutumuyla Suriye’de büyük aktör rolünü zorla ele geçiriyor. Batı dünyası eğer bundan rahatsız olsaydı daha ciddi bir tepki göstermesi gerekirdi. Mısır’da olup bitenler, bizim için aydınlatıcı özelliklere sahiptir.