Avrupa'nın siyaseten ve iktisaden en büyük ağır topları Fransa ve Almanya'da seçim dönemi hızla yaklaşıyor. Her iki ülke de siyasî partiler 2017'deki genel seçimlerde zafer kazanmak için hamleler yaparken, Kıta'da konsensüsü sağlamak oldukça zor olacak. Paris ve Berlin Avrupa Birliği'ni bir araya getirmek için tekliflerini sunacaklar fakat Ren Nehri'nin her iki yakasında artan Euroskeptisizm (Avrupa şüpheciliği) ile birlikte, bu hususta mutabakat sağlamak müşkül olacak. Kıta'nın ağabeyleri arasında istop eden işbirliği Avrupa'nın parçalanmasını tersine çevirmesine ve zorluklarla yüzleşmesine pek de yardım etmeyecek - özellikle Fransa ve Almanya'nın AB'yi bir arada tutma yönündeki taahhütleri yerine gelmezse...

Muhalefetle Başa Çıkma

Fransız ve Alman seçimleri AB'nin on yıllık rotasını şekillendireceği için gelecek yıl birlik için çok kritik olacak. Nisan ve Mayıs aylarındaki cumhurbaşkanlığı seçimi ve onu Haziran'da takip edecek Ulusal Meclis seçimleriyle birlikte Fransa bazı konularda harekete geçecek. 2017'nin ikinci yarısı ön plana çıkacak olan Almanya'da ise parlamento seçimleri Ağustos ile Ekim arası bir zamanda tertiplenecek. Ancak seçimin etkileri oylar verilmeden önce görülmeye başlanacak. Fransız ve Alman politikacılar seçmenlerin desteğini nasıl kazanacaklarının hesabını yapmaya çoktan başladılar ve seçmenlerin kararı 2017 seçimleri arifesinde, Avrupa Birliği'nde önümüzdeki bir buçuk yıl içinde dalga dalga yayılacak.

Almanya ve Fransa şu anda ekonomik olarak çok farklı vaziyette. Alman ekonomisi diğer AB üyelerine kıyasla iyi gidiyor. 2015'te yüzde 1.7'lik bir büyüme kaydetti ve 2016'da da benzer bir büyüme bekleniyor. Almanya'nın işsizlik oranı yüzde 5 ile Kıta'nın en düşük seviyesinde. Alman hükümeti 40 yıl sonra ilk kez bütçesini dengeye oturttu ve 2015'te Berlin açığı sıfıra indirdi. Fransa, buna mukabil, mütevazı bir ekonomik büyüme göstermekte ve yüksek işsizlik oranlarını düşürmekte zorlanıyor. Avrupa İstatistik Ofisi'nin iyimser tahminlerine göre, Fransız ekonomisinin bu sene münhasıran yüzde 1.3 büyümesi bekleniyor ki Euro bölgesinin yüzde 1.7'lik ortalamasının bile altında. Bu esnada Fransa'daki oranı yüzde 10'dan fazla olan aktif iş arayanlar aramalarına devam ediyor.

Aralarındaki farklara rağmen Almanya ve Fransa, halkları arasında cereyan eden benzer politik değişimlerle yüzleşiyor. Seçmenlere iktidardaki partilerden bıkkınlık geldi ve alternatif olarak yüzlerini muhalefete döndüler ki bu muhalefetin için AB entegrasyonunun muhtelif unsurlarını reddedenler var. Alman şansölyesi Angela Merkel ve Fransa cumhurbaşkanı Francois Hollande'ın akıbetleri ne olursa olsun, hükümetlerine AB'ye müştereken liderlik etmelerini mümkün kılan ortak paydayı bulmak da ayrıca kolay olmayacak. Ve seçim mevsimi sona erdiğinde bir Fransız-Alman ahengini tekrar yakalamak ise daha bile zor olabilir.

Fransa'nın Politik Düğümü

Fransız ekonomisinin fersiz performansı Hollande iktidarını Avrupa'da en sevilmeyen yönetimlerden biri yaptı. 2011'de tasarruf tedbirlerinden sakınılacağı ve zenginlerin vergilendirileceğine dair vaatleri sıraladıktan sonra, Hollande'ın Sosyalist Parti'si 2014'te yüz seksen derece dönüş yapıp ekonomiyi liberalleştirmek hedefiyle birtakım yasalar çıkarttı ve şirketlerin çalışanlarını kovmalarını kolaylaştırdı. Bu gelişme sokak protestolarına ve iktidar partisinin sol kanadının sert direnişine sebep oldu. Hollande'ın Ulusal Meclisi atlatmak suretiyle en tartışmalı tedbirleri tasdik etme yönündeki müteakip kararının ise partisindeki üyelerin ve halkın memnuniyetsizliği dindirdiği pek söylenemez.

Hollande hükümeti düğümlenip işlerliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya ve cumhurbaşkanının yeni çalışma yasası reformu muhtemelen görev süresindeki son mühim politikası olacak. Sosyalistler, anketlerde atbaşı beraber giden sağ merkez Cumhuriyetçi Parti ile sağcı Ulusal Cephe'nin çok ama çok gerisinde, üçüncü sırada geliyor. Yarışın Fransa ve AB için geniş kapsamlı sonuçları olabilir, zira Ulusal Cephe ülkenin birlikteki üyeliğini oylamak için bir referandum yapılacağına dair vaatte bulundu. Cumhuriyetçi Parti'nin bazı kesimleri de AB'ye eleştiriyle yaklaşıyor. Yine de cumhurbaşkanlığı yarışının akıbeti henüz kesin olmaktan çok uzak. Fransa'nın üç büyük siyasî partisinden ikisi daha adaylarını belirlemedi. Hollande'ın tekrar seçilmeye hakkı varsa da Sosyalistlerin ikinci kez onu destekleyeceğinin garantisi yok. Partinin daha göze çarpan mensuplarından olan ekonomi bakanı Emmanuel Macron, Hollande'ın partideki liderliğine rakip olabilir yahut bağımsız aday olup Sosyalistlerin oylarını çalabilir.

Beriki yandan, Cumhuriyetçilerin Kasım'da yapılacak ön seçimle cumhurbaşkanı adaylarını duyurmaları bekleniyor. Cumhuriyetçi Parti'nin önemli adaylarından eski başbakan Alain Juppe, Schengen Antlaşması'nı defaatle tenkit eden ve bazı yetkilerin Brüksel'den geri alınması fikrini savunan partinin lideri ve eski cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'e kıyasla Avrupa entegrasyonunu daha çok destekliyor. (Sarkozy'nin henüz cumhurbaşkanlığına aday olma niyetini açık etmediğini not etmek gerek.) Diğer adaylar, mesela eski tarım bakanı Bruno Le Maire Fransa'nın AB'deki rolünün oylanacağı bir referandum tertiplenmesi önerisinde bulundu. Partinin desteğini kim kazanırsa kazansın Cumhuriyetçiler, üyelerinin Kıta'nın geleceğine dair ihtilaflı görüşlerini uzlaştırmada zorlanacaklar.

Fransa'nın en büyük üç partisinden yalnızca biri, Ulusal Cephe'nin liderliği kesinleşti; parti cumhurbaşkanı adayı olarak Marine Le Pen'i seçti bile. Elbette ülkenin iki turlu seçim sistem Ulusal Cephe'nin cumhurbaşkanlığını veya Ulusal Meclis'te ciddi sayıda sandalye kazanmasını engellemeye devam edecek. Parti tüm bunlara karşın parti hala Fransız siyasetinde önemli bir güç ve artan etkinliği kendilerinin ulusalcı ajandasındaki unsurları merkez sağın da benimsemesinde müessir oldu. Sonuç olarak, müstakbel Fransız hükümeti iş başına geldikten sonra, hatta Ulusal Cephe'nin muhalefette kaldığı bir senaryoda dahi, ihtimal o ki Fransa ile Almanya arasındaki sürtüşme artacak.

Almanya'nın Politik Bölünmesi

Merkel'in popülaritesi Hollande kadar düşük olmasa da, onun hükümetine olan destek de azalıyor. Almanya üç yıldan fazladır ülkenin ana merkez sağ ve merkez sol partileri tarafından yönetiliyor ki bu her iki tarafı da gittikçe rahatsız eden bir durum. Merkez sağ Hıristiyan Demokrat Parti'nin bazı mensupları ve onun Bavyera'daki kardeşi Hristiyan Sosyal Partisi, Merkel'in asgari ücreti getirmesi, emeklilik yaşını düşürmesi ve Yunan ekonomisini kurtarma paketlerini desteklemesiyle merkez sola yaklaştığına inanıyor. Merkez sol Sosyal Demokrat Parti de Merkel'in merkez sola ve ajandasına kaydığı fikrinde. Bazı SDP üyeleri partinin şansölyeyle arasına mesafe koymasını ve kendi kimliğini güçlendirmesini talep etti.

Eylül 2015'te Merkel'in, Suriye'den gelen tüm mültecileri hükümetinin kabul edeceğini ilan etmesi Alman siyasetinde bir dönüm noktasını teşkil etti. On yıllık zaman zarfında Alman seçmenler ilk kez Merkel'in ülkenin kontrolünü yitirdiği hissine kapıldılar. Berlin hükümeti artan sosyal ve siyasî baskılar karşısında göçmenlere karşı politikalarını sertleştirmek suretiyle hızlıca geri adım atmaya çalışsa da, insanların endişeleri hemen yatışmadı. Bilakis hükümetin göçmenlere karşı tutumun daha katı hale getirmesi koalisyon iktidarı içinde derin çatlaklar yarattı. Merkel, Ankara ile bir mutabakat sağlayarak sorunu çözme teşebbüsünde bulundu lakin bu plan da, Ankara'ya çok fazla taviz verildiği iddiasıyla siyaset kurumundan tepki topladı.

Bugün Alman siyasetindeki çatlak sesler artarken ana akım merkez partiler güçlerini sağ ve soldaki rakiplerine kaybediyorlar. Şansölyenin Hıristiyan Demokrat Parti'si hala ülkenin en çok rağbet gören partisi konumunda ama bazı seçmenleri, İslam karşıtı olan ve Euro bölgesinden güneyli üye devletlerin atılması çağrısı yapan sağcı "Almanya için Alternatif" Partisi'ne yöneldiler. İlaveten, Almanların SPD'ye olan teveccühleri tüm zamanların en düşük seviyesine ulaşırken, Yeşil Parti ve Sol Parti gibi ilerlemeci hareketler yükselişte. Bu ahval HDP ve SPD bünyesinde tartışmaları alevlendirdi, zira kimi partililer rakipleriyle daha iyi rekabet edebilmeleri için partilerinin sağa mı yoksa sola kayması gerektiğini sorgular hale geldiler. Eğer HDP ve SDP yaklaşan seçimlerde iyi bir performans göstermezse, iktidarda kalmak için koalisyonlarını yenilemeye mecbur kalabilirler. Böyle bir sonuç kısa vadede mutedil bir hükümet üretebilir ama uzun vadede aşırı sağ ve aşırı solun muteber muhalefet üyeleri olarak yerlerini sağlamlaştıracak ve gelecek seçimlerde başarı şansını arttıracaktır.

Avrupa'nın Kararsızlığı ve Gerilim Kötüleşiyor

Önümüzdeki aylarda start alacak seçim sezonu Almanya ve Fransa'nın tavrına tesir edecek, sonra da AB'nin geri kalanına sirayet edecek. Örneğin Fransa Avrupa Merkez Bankası'nın genişletici para politikasına olan desteğinin arkasında duracak ve bankanın bağımsızlığını sadakatle savunacak, çünkü Fransız ekonomisi kurumun kararlarından faydalanmaya devam ediyor. Alman hükümeti ise AMB'nin, özellikle kendi finans sektörüne zarar veren nitelikte olan faaliyetlerine daha aleyhtar yaklaşacaktır. Almanya için Alternatif Partisi seçim kampanyasını Merkel'in göçmen politikasını ve AMB'nin programlarının aleyhine tesis edeceği için Berlin de keza AMB'ye dair kaygılarında sesini daha çok yükseltmeye zorlanacaktır.

Seçimler yaklaşırken, Fransız hükümeti çalışma yasasından hoşnut olmayan Fransızların gönlünü almak için de kamu harcamalarını şahlandıracaktır. Paris muhtemelen İtalya ve İspanya gibi ülkelerle bir olup Avrupa Komisyonu'nun birliğin bütçe açığı ve borç gerekliliklerinin uygulanmasında daha esnek olması için kulis yapacaktır. Fransa'nın bu ülkelerle olan yardımlaşması ise hemen gerçekleşmeyecek. İtalya ve İspanya bizzat tekerrür eden politik belirsizlikle karşı karşıya. İspanya'da genel seçimler 26 Haziran'da düzenlenecek ve İspanyol partiler bir kez daha hükümet etmeye muktedir bir koalisyon kurmak için ter dökecek. Daha doğuda ise İtalyan başbakan Matteo Renzi anayasal reformların oylanacağı Ekim ayındaki referandum için siyasî kariyerini riske attı. Euro bölgesinde artan harcamalar ve istikrarsız hükümetlerin birleşimi AB'nin halihazırda tutuk haldeki ekonomik iyileşmesini zayıflatabilir ve Akdeniz ekonomilerinin sıhhati hakkındaki şüpheleri canlandırabilir.

Şu mümkün ki haricî bir faktör, mesela İngiliz vatandaşların AB'den ayrılmaya karar vermesi gibi, Alman ve Fransız menfaatlerini yeniden birbiriyle uyumlu hale getirebilir. Öyle bir faktör gerçekleşse bile bu durum ancak geçici olurdu. Brexit galip gelirse Berlin ve Paris'te baştan bir panik oluşur, hemen akabinde de Avrupa entegrasyonunu geliştirmeye yönelik bir yığın öneri gelirdi. Fakat öncü şok bir kere atlatıldı mı Almanya ve Fransa'nın Avrupa'nın geleceği nasıl olmalı hususundaki farklı görüşleri bir kez daha sağlam uzlaşılara varmalarına mani olurdu.

Nihayet Avrupa Birliği'nin, Fransız ve Alman seçimlerinden evvel, herhangi bir kayda değer, strüktürel reform ortaya koyması pek ihtimal dahilinde değil. Geçtiğimiz aylarda, her iki ülkeden yetkililer bloku bir arada tutan bağların sıklaştırılması, Euro bölgesi için hususî bir maliye bakanının atanması ve bir Avrupa ordusunun kurulması gibi öneriler sundular. Velakin Fransa ve Almanya, bu hedeflerin nasıl başarılacağına dair farklı vizyonlara sahip ve Paris ile Berlin'deki liderlerin genel seçimlerdeki çıkarları iki başkentin mevzubahis meselelerde bir ilerleme kaydetmelerine müsaade etmeyecektir.

İki ülke 2017'de seçimleri atlattıktan sonra, Avrupa'da strüktürel bir yenilik üzerinde mutabakat sağlanması daha az mümkün olacaktır, özellikle de ikisinde de Euroskeptik bir hükümet başa gelirse. Ulusal Cephe de Almanya için Alternatif Partisi de 2017'de iktidara gelmeyecek ancak artan popülariteleri ana akım rakiplerini Kıta entegrasyonu konusunda daha ihtiyatlı davranmaya itecek. Mülteci krizi, Rusya'yla ilişki veya yurtdışındaki başka problemler hususunda olsun, AB'nin müşterek bir zeminde buluşması şimdikinden daha zor olacak. Birleştirici bir liderliğin olmayışı, Euro bölgesinde daha çok malî yardımlaşma ve risk paylaşımı talep eden güney ülkeleri ile malî yetkilerin merkezileştirilmesi ve güneyli komşularının harcama ve borç alma kapasitelerine sınırlanmasında ısrarcı olan kuzeyli komşuların arasındaki uçurumu daha da derinleştirecek. AB'nin iflasına şahitlik eden doğu Avrupa devletleri ise birliği desteklemeyi sürdürecek ama Brüksel'in kendi iç işlerine etkisini arttıracak herhangi bir reforma da karşı koyacaklardır.

Fransa ve Almanya Kıta'nın entegrasyonu meselesindeki mülahazalarında birbirinden ayrıştıkça ikisi de Avrupa'daki rollerini sorgulamaya başlayacaktır. Fransa'nın reformları yasalaştırma isteksizliği Almanya'nın nafile canını sıkacak, Berlin'in de merkezî malî denetim talebi Paris'i rahatsız edecek; böylece diyalog daha zorlayıcı ve çözümler daha az mümkün olacak. Zamanla her iki yönetimin de AB'yi bir arada tutma kararlılığı, bilhassa genç Fransız ve Alman jenerasyonun birliğe dair kuşkuculuğu devam ederse, zayıflayabilir.

Kaynak: stratfor.com
Dünya Bülteni için tercüme eden: Mustafa Doğan