Seçime günler kala yapılan anketler medya organlarında heyecanla izleniyor. Birçoğumuz kesin ifadeler kullanarak iddialaşmayı seviyor. Hatta bunu erkekliğin bir gereği olarak görüyor. Özellikle Ankara’da bu tür arkadaşlara sıkça rastlıyoruz. Geleceğe ilişkin kesin şeyler söylerseniz bunun dikkatleri üzerinize çekmesi normaldir. Bu bir çeşit yatırımdır. Bir de iddiaya girilen oranlar tutarsa. İşte o zaman seyredin. İddiayı yapanın çalımından geçilmez. Durup dururken dikkat çekmek için bu kadar risk almaya değebilir gerçekten.

İnsanlar özgüveni yüksek olanlardan etkileniyor. Ortada bir belirsizlik varken, ihtimaller uçuşurken “doğrusu kesin bir şey söylemek mümkün değil” diyen bir açıklama kimsenin hoşuna gitmiyor. Ama mesela “HDP kesinlikle barajı aşamayacak, her iddiasına varım” derseniz dinleyenler bir bildiğiniz olduğu izlenimine kapılıyor. Daha güçlü bir karakter çizmiş oluyorsunuz.

Tahmin yapılırken beklentilerle realite arasında denge kurabilmek çok önemlidir. İnsan sübjektif bir varlıktır. Beklentilerini veri olarak değerlendirebilir. Ya da içinde bulunduğu ortam, içinden geçenleri açıklamasına uygun olmayabilir. Siyasal kültürün günlük hayatı çokça etkilediği ülkemizde herkes kendi tarafını en azından bir iki puan yüksek görmeyi vatan borcu olarak görebilir.

Ya da tersine, özellikle “okumuş” arkadaşlar, dolduruşa gelme duygusundan rahatsız olabiliyor. İçinde değerlendirildikleri çevrenin beklentilerine uymama eğilimi gösteriyorlar. İçlerindeki farklı olma dürtüsü onları negatif ihtimallere doğru sürüklüyor. “Karşı” tarafın eleştiri ve değerlendirmelerinden etkilenmeyi tercih ediyorlar. Bu durumda anket sonuçlarının bir iki puan aşağısını düşünmeyi daha güvenli buluyorlar. Bu da bir çeşit iddiadır aslında. Sonuçlar çevresindeki beklentilere uymadığı takdirde yaşayacağı tatmin duygusu onu içten içe rahatlatacaktır. Tabii ki geniş kitlenin bir parçası olarak, tahmini doğru çıksa da olumsuz sonuçlar onu da üzecektir.

Aslında bankacılık sistemi ve borsada yaşanan piyasa hassasiyeti durumu burada da geçerlidir. Bilindiği gibi piyasalarda ortada somut bir neden olmasa bile yaşanacak bir panik veya güvensizlik hali sistemi derinden etkileyebiliyor. Cumhurbaşkanı Sezer’in Anayasa kitabını Ecevit’in önüne atması, mevcut ekonominin temel faktörlerini değiştirmiş değildi. Fakat iç ve dış piyasalardaki algının, duygusal beklentilerin ne kadar önemli olduğunu o zaman çok iyi görmüştük. Bir ülkenin ekonomisini ve siyasetini manipüle etmek isteyenler, doğal seyri dışında müdahale etmek isteyenler, işte bu güven duygusunu sabote etmekle işe başlıyorlar. Güveni zayıflatarak ekonomiyi zaafa uğratıyorlar.

Seçimlerde de benzer bir durumun söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Bir siyasal grubun puanının düşük olma ihtimali, puanın gerçekten düşmesine yol açabilir. İnsanlar güçlü olanı desteklemek, daha doğrusu kullandıkları oyun işe yaradığını görmek istiyor. Zayıf buldukları için desteklerini çektikleri siyasal partinin zayıflamasına yol açabiliyorlar. İşte burada “imaj yapıcısı” olan kurumlar ve çevreler devreye giriyor.

İmaj yapıcılar esas itibariyle reklam firmalarıdır. Reklamcılığın kendine göre kuralları, yöntemleri vardır. Diyelim bir içecek reklamı yapacaktır. Fakat içeceğin kendisi nedir, neden yapılmıştır, bir faydası var mıdır, katkı maddeleri nelerdir, insan sağlığını nasıl etkiler, bu tür konulara hiç girmeden, bir yaşam tarzını empoze ederek, belli yaş gruplarının eğilimlerini kullanarak o içeceği satabilir. Zararlı bir içecek bir prestij haline gelebilir. Bu açıdan her reklam bir algı operasyonudur. Filmlerin, dizilerin içine yerleştirilen, fark edilmeden izlenen bazı şekiller, renkler, sesler, izleyicileri bir uyurgezer gibi belli ürünlere yönlendirebiliyor. Tıp otoriteleri o içeceğin zararları hakkında bilimsel açıklamalar yapadursun, o içecek bütün o albenili reklam ve dağıtım ağıyla avmler yoluyla mahallemizdeki bakkal yoluyla soframıza kadar geliyor. İmaj yapımcısı olan firma, işini başarıyla tamamlamış oluyor.

İş bir ürünü satmaktan çıkıp, ülkeyi yönetmeye talip bir siyasi partiyi kabul ettirmeye gelince aynı yöntemleri daha büyük ölçeklerde bir partiye uyguluyorlar. Tabi bu pozitif veya negatif imaj çalışması olabilir. Kendi tarafını parlatırken rakibi her fırsatla karalamak esastır. Seçimlere beş kala ülkemiz uluslararası imaj yapıcılarının arenası haline geldi. Bir yandan Batı ülkelerindeki medya tekelleri, siyasi mahfiller, bir yandan onların içerideki paydaşları, Türkiye’deki siyasi süreci, seçimleri ve sonuçlarını dizayn etmek için var güçleriyle çalışıyorlar. Kamuoyunu yönlendirmek için çok çeşitli yollar deniyorlar. İş vatan millet meselesi olduğundan rekabet kuralları, etik kuralları gibi şeylere takılmıyorlar. Serbest bir şekilde, hedefin zayıf olduğunu düşündükleri noktalara yükleniyorlar. İçeriği ne olursa olsun, insana, çevreye, ülkeye, ekonomiye etkisi ne olursa olsun, ürünlerini satmaya çalışıyorlar.