Türkiye’de son zamanlarda Suriye’ye askeri müdahale ihtimallerine dair çeşitli senaryolar yazılmakta. Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın Suriye rejiminin barışçı protestolara baskı ve zulümle karşılık vermesi hususunda Türk sabrının taşmak üzere olduğunu açıklaması ve eleştirilerinin dozunu yükseltmesi, bu senaryoların ciddiyetini de arttırdı. Hatta Türk basını, Erdoğan başkanlığında yapılan üst düzey güvenlik toplantılarında, olası gelişmelerin hesap edildiğini ve Türk ordusunun Suriye sınırındaki hazırlıklarının da ele alındığını yazdı.

Türkiye için tehlike eşiği
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Şam ziyaretinin ve Erdoğan’ın rejime iki haftalık bir süre vermesinin ardından olası bir Türk askeri müdahalesine dair konuşmalar, son yıllarda komşularıyla sorunları sıfırlamaya çalışan Türkiye’nin imajıyla çelişiyor.

Arap devrimleri, Türk siyasetini de karıştırdı. Ve şimdi Türkiye için en tehlikelisi, Suriye’ye karşı askeri müdahale hazırlığını düşünmesi. Böyle bir müdahale, 1. Dünya Savaşı’ndan bu yana bir ilk olacaktır. Özellikle de bizler, bu savaşın ve Türk-Arap boşanmasının 100. yıldönümüne girerken...

Bazıları, Suriye’ye Türk askeri müdahale tehdidinin modern tarihte bir ilk olmadığını hatırlatabilir. Geçmişte de (1950’li yıllarda) Türkiye’nin, NATO ve Batı kampının ayrılmaz bir parçasıyken ve Arap özgürlük hareketlerine karşıyken, Mısır’la Suriye arasındaki birleşme sonrasında Suriye’nin Sovyet kampına dönüşmesini engelleme girişimleri olmuştu.

Askeri güce başvurma yönündeki son Türk girişimiyse, 1998 sonbaharında gerçekleşti. Dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve ordu komutanları, dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad’ın PKK lideri Abdullah Öcalan’ı Suriye topraklarından kovmaması halinde Suriye’yi yakmakla tehdit etmişti. O zaman kriz, Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasıyla son bulmuş ve Öcalan da daha sonra Mossad ve CIA’in Kenya’da katıldığı operasyonla tutuklanmıştı.

Ayrıca Türkiye, 2003’te parlamentonun hükümet tezkeresini reddetmesi sebebiyle Irak Savaşı’na da katılmamıştı. Müdahale ve katılım eğilimine o zamanlar Erdoğan ve parti liderleri karşı çıkmamasına rağmen, tezkere parlamentoda düşmüştü.

Sonrasında Türkiye, 2003 sonbaharında Irak’a güç gönderimine onay verdi, ancak ABD onları karşılamayı reddetti. Türkiye, BM’den uluslararası bir karar çıkmamasına rağmen Afganistan’da NATO güçlerine katıldı. Dahası, Kosova’daki askeri operasyonlara katıldı. Bugün de Kaddafi’nin liderliği bırakması için silahlı güce başvurulması yönünde uluslararası bir karar olmamasına rağmen Libya’da NATO operasyonlarına katılıyor.

Akılsızca bir hareket
Askeri müdahale ‘ilkesi’, Türk dış politikasında daima mevcuttu ve bunun siyasi iktidarın laik ve İslamcı yapısıyla bir ilişkisi yok. Bugün Türkiye, Suriye’deki müdahale hazırlıkları ortaya koyması halinde büyük sorunlarla karşılaşır. Ayrıca henüz NATO çerçevesinde bu yönde bir karar yok. NATO kararları ortak biçimde alınıyor ve Türkiye onay vermezse, bu karar zaten çıkamaz.

Bu nedenle Türk dış politikası, komşu ülkesi Suriye’ye uzanan krizde bir yol ayrımında. Şerif Hüseyin’in Osmanlı yönetimine karşı ayaklanmasının sonuçları Türk hafızasında hâlâ yer ediyorsa, Suriye halkı için uygun gördüklerini somutlaştırma bağlamında türlü yollar varken, müdahale her koşulda akılsızca bir eylem olacaktır. (Katar gazetesi Şark, 13 Ağustos 2011)

Kaynak: Radikal