Öncelikle 1 Kasım seçimlerinde çıkan net sonuç şudur: AK Parti, 4 kez üst üste seçim kazanarak Cumhuriyet tarihinde bir ilke imza attı. Yine bu seçim sonuçları iktidar dahil tüm tarafları şaşırttı. Zira iyimser bir tahminle çoğunluğu alabileceğini düşünenler bile bu oranda bir oy tercihini beklemiyordu.

Seçim sonuçlarının bu şekilde tezahür etmesini sağlayan ‘dip dalga’yı, sosyolojik gerçekliği yahut halkımızın sandığa giderken beynini yanına almadığını ima eden üstenci, kibirli muhalif okumalar fena halde yanıldı. Belki durumu izah etmeye yönelik her durumda kendini haklı çıkaran, uyum katsayısı yüksek aydın tavrının tezahürlerine tanık olacağız.

Diğer tarafta, seçim zaferi mutlaklaştıran, adeta ilahi bir armağan gibi okuma tarzını pekiştiren mistik bir özgüven tazelemesi sonuçların sağlıksız bir tezahürü. Toplumsal kutuplaşmanın son derece keskinleştiği ortamda hem iktidarın hem muhalefetin memleketin ve insanımızın geleceği için özeleştiri sürecine girmesi gerekir.

Bu durumda, en çok özeleştiriyi, üstelik büyük bir galibiyetle çıktığı bir seçim sonunda yapması gereken iktidar partisidir. Kaybeden tarafların bile kendini başarılı bulduğu bir siyasi kültürün geçerli olduğu vasatta büyük zaferle çıkan iktidarların özeleştiri yapmasının kültürümüzde fazla yeri olmadığının farkındayım.

Ancak dört dönem iktidarda kalan bir partinin, yaptıkları ve yapmadıkları kadar halkı bu partiye mahkûm hale getiren kutuplaşmanın da muhasebesinin yapılması gerekir. Yüzde 50’nin büyük bağlılıkla oy verirken geri kalanın sadece beğenmediği değil, düşmanlık derecesinde olup olmadığının özeleştirisi...

Ve asıl zaferle çıktığı bir seçim sonrasında hem siyasal geleceği, hem temsil ettiği kitle, hem ülkenin geleceği açısından bir muhasebe yapma zamanı gelmiştir.

Mesela 7 Haziran’da oy vermeyip 1 Kasım’da tekrar iktidar olmasını sağlayan kitle o zaman neden küsmüştü? Küsenler oy verirken eleştirilerinin yersiz olduğunu düşünerek mi oy verdiler? Bu uzun iktidar sürecinde hangi değerler eskitildi?

Bir secim zaferinin sonunda hiç bir taraf, seçim sevincini doya doya yaşamak dururken acıtıcı sorgulamayı tercih etmez. Ancak siyasi liderlik ve siyasi akıl zafer sarhoşluğuna kapılmadan geçen sürenin muhasebesini acilen yapmak zorundadır...

Değer aşınması, güç zehirlenmesi, muhafazakâr kesimin hızla sekülerleşmesi, toplumsal çürüme ve uzun vadede büyük bedeller ödetme potansiyeli olan siyasal kutuplaşmanın toplumsallaşma temayülü... Her toplumsal olayda olduğu gibi tüm bunlar tek bir nedenselliğe indirgenemez; ancak iktidarın kendi payına düşen özeleştiriyi acilen yapması memleket menfaati icabınadır. Bu özeleştiri gerekliliği aynı zamanda AK Parti’ye destek veren cemaatler, kuruluşlar, kanaat önderleri için de geçerli.

Mesele artık iktidar sorunu olmaktan çok Türkiye’nin, bu toprakların varoluş değerlerinin, hatta bölgenin geleceğinin geleceği ile yakından alakalıdır. Başarısızlık durumunda herkesin eleştiri yapması zaten beklenen bir durumdur. Önemli olan galip durumda özeleştiri cesareti gösterebilmektir.