Paris’te bir katliam daha yaşandı. Aslında buna benzer facialar, her gün dünyanın başka yerlerinde yaşanıyor. Ne var ki, bunun Paris’te olması, katliamın muhtevasını değiştiriyor. Zira bu katliam Avrupa’da, Paris’te yani Batı uygarlığının başkentinde işlenmiştir.
Katliamları lanetlemek, ne yeni katliamaları durduruyor, ne de gerçek sorumluların açığa çıkmasına yardım ediyor.
Paris katliamının ardından kendisine pay çıkaracak iki yapı var; biri Baas rejimi, diğeri İsrail.
Katliamı, terörü lanetlemek vicdani bir sorumluluktur ama katliamın gerçek nedenleri üzerinde düşünmek insani bir görevdir.
Ne yazık ki Ankara’da olduğu gibi Paris’te de yaşanan aynı türden katliamların, devam etme potansiyeli mevcut....
IŞİD’in, Fransız savaş uçaklarının Libya’da, Suriye’de yaptığı bombardımanlarının faturasını Paris’teki sivillere ödetmek istediği anlaşılıyor.
Korkulan o ki Fransız devleti IŞİD katliamının bedelini önce mültecilere çıkartacak. Nitekim kimi ırkçı radikal gruplar, mülteci kamplarına saldırılar düzenlemeye başladı bile.
Bu tür fevri tepkilerden çok, bundan sonra Fransız devlet stratejisinin, Batılı devletlerin hem öteki olarak içindeki yabancılara, hem de Ortadoğu politikalarına nasıl yansıyacağı dikkatle izlenmeli.
IŞİD’in elini kolunu sallayarak Ortadoğu’da adete bir güç haline gelmesi, getirilmesi üzerinde vaktinde yeterince ve sağlıklı bir değerlendirme yapmayanların, terör lanetinden sonuç almaları imkansız görünüyor.
IŞİD’in, Ortadoğu coğrafyasında adeta bir film platosu işlevi gördüğünü, sahnelenen oyunun manipülasyona açık biçimde kullanılacağını belirtmiştik. Paris’te yaşanan dehşet, bunun Ortadoğu film platosuyla sınırlı kalmayacağını, ateşin herkesi yakmaya başladığını gösterdi.
Paris’teki saldırının ardından, faturanın kime ve nasıl kesileceği belli. Ama önemli olan uzun vadeli stratejik hesaplarda nasıl kullanılacağını öngörebilmekte.
IŞİD benzeri oluşumların ortaya çıkmasına neden olan şiddet politikalarıyla herkes yüzleşmek zorunda. Yalnızca Batılıları suçlayarak, sorumluluğu üzerinden atmak isteyenler bu tür yapılanmaları sadece beslemiş olurlar. Hegemonik politikaların ortaya çıkardığı yıkım ve acılarla yüzleşmekten kaçınan Batılılar da, bu ateşin neden kendi evlerine kadar geldiğini düşünmek zorundalar.