Uganda; Ekvator çizgisinin üzerinde, mesafesi ölçerseniz uzak ama yola düşerseniz yakın oluveren bir ülke… Kavalalı Mehmet Ali Paşa, bu topraklara İslam’ın tebliği için ulaşmış. Ama bu faaliyet çok kalıcı tesir bırakamamış. Bu nedenle işin o bölgede bilinen hikâyesi daha farklı. Bölge, İslam'la ilk kez Arap tüccarlar sayesinde tanışmış. Lakin İslam dini, o dönemde çok da gelişememiş. Zira gelen Müslüman tüccarlar, İslam'ın tebliğ ve yayılmasından daha çok ticarete önem vermişler. Bu dönemde bölgenin Kralı Müslüman olmuş. Uzun zaman namazda imamlık yapmış. Yine ülkeye gelen bir grup Müslüman, kralın sonradan ihtidasını öğrenince onun sünnet olması gerektiğini söylemişler. Adam buna son derece sinirlenip Müslümanları da ülkesinden kovmuş ve İslam’ın yayılmasına engel olmuş. Zira bölgede vücudundan herhangi bir organını kaybetmiş olan kişi, Kral olamaz. Siz buna İslam'ı tebliğdeki strateji hatası da diyebilirsiniz.
Bu anlatılanların gerçekliğini bilemiyoruz. Ancak ülkede resmi rakamlara göre % 15, Müslümanların tahminlerine göre %30 civarında Müslüman var. Ama Müslümanların güvenleri, oranlarının üzerinde… Yol üzerinde bolca mescide rastlamak mümkün. İbadet özgürlükleri var. Görünen bir çatışma ortamı yok. Hatta bazı uygulamalar, bizim muhayyilemizi bile zorluyor.
Ezan Sesleri
Örneğin Konya’da bütün vaazları, namazların kılınışını, caminin içinde okunan tesbihatı, Kuran'ı Kerim tilavetlerini minarelerin hoparlörlerinden veriyor olsa… Bu uygulama hep devam etse… Mesela iki saate yakın süren hatimle teravih namazı bu şekilde yayın yapılsa… Ne olurdu dersiniz? Yani Müslümanların yaşadığı bir şehirde halk memnun mu olurdu? Şikâyetler nasıl yükselirdi? Cevaba gerek yok. Tahminlerinizi ve yaşadığımız acı tecrübeleri biliyorum. Uganda'da Teravih namazı 8 rekât olarak ama hatimle kılınıyor. Neredeyse 2 saate yakın bir süreyi alıyor. Tüm namaz, caminin hoparlöründen mahalleye yayın yapıyor. Müslümanların sayısı az olmasına rağmen kimse de bundan rahatsızlığını dile getirmiyor. Muhtemeldir ki onlar şehrin her bir yanını kuşatmış, özellikle tepelerin zirvelerinde kocaman boy gösteren kiliselerin çan seslerine de karşı çıkmamışlardır.
Orada Müslümanların namazlarından ve ezanlarında rahatsız olunmadığını görmek ve onları bu konuda rahat bulmak gerçekten mutluluk verici ve ilginç... Biz yaşadığımız bu ülkede ezan ve sala okurken darp edilen İmamları biliyoruz. Ezan sesinin kısılması için durmadan mahkemelere müracaat eden insanları tanıyoruz. Güncel bir örnek olarak içimizi rahatsız eden bir örneği sizler belki benden önce hatırladınız. Sahaya oruçlu çıkmak isteyen futbolcuya teknik direktörün basın karşısında neler söylediğini hep beraber gördük. İbadet- hayat ikileminde çizginin ne kadar tehlikeli olduğunu biliyoruz. Ortalama bir Anadolu şehrindeki ezan sesi kadar seslerini çıkarabildikleri bir ülke burası…
Kültürel Baskı
Ülkenin İngiliz sömürüsü yaşamış olması, bunun hala çok ciddi anlamda kültürel olarak da devam etmesi ve idarenin Hristiyan bir ekip tarafından deruhte edilmesi; göz önünde tutulması gereken bir durum. Ülkenin trafik akışı başta olmak üzere eğitim dili ve tüm kültürel ögeler, İngiliz usulü…
Din eğitimi
Ülke, laiklik ilkesini benimsemiş. Bu uygulamanın bir sonucu olarak tüm okullarda din dersi var. Eğer öğrenci Hristiyan’sa onların dini dersini verecek hocayı temin etmek, kilisenin görevi. Müslüman çocuklar için görev alacak eğitimcilerin temini ve ücreti de gene kendilerine ait. Elbette bunun engellenmemesi büyük bir güzellik. Ama sayıları az, ekonomik olarak zor durumda olan ve yeterince organize olamamış Müslümanların her okula İslam’ı öğretmek için hoca istihdam edebilmeleri daha ciddi problem. Ancak orada çoğu zaman bu işler fisebilillah olarak yürütülüyor.
İslam dinini öğretecek hocalar için devletin herhangi bir diploma, formasyon, tahsil gibi şartı da yok! Ben bu işi yapabilirim diyeni sınıfa alıyor. Müslümanların varlığının kabul edilmesi, onların yaşam şartlarının elinden alınmaması, önemli bir ayrıntı. Bu konuda ümmete daha büyük sorumluluklar düşüyor.
Ülkede küçümsenmeyecek bir ekonomik darlık var. Yer üstü zengin. Yer altı da zengin olmalı. Değilse İngilizler buranın taşına, toprağına hayran olduğu için yerleşmedi. Müslüman nüfusun yoğun olduğu yerlerde Hristiyan yardım kuruluşları ve misyonerlik teşkilatının çalışmaları son gaz devam ediyor. Buna kızacağınızı biliyorum. Ama lütfen kimseye kızarak, hakaret ederek faydalı bir iş yapamayacağımızı bilin. Karanlığa küfredilmez. Kalkıp bir mum yakılır.
Sonra soracaklar, “Müslümanlar! Siz neden burada değildiniz?”