Terör, yetimleri çoğaltır. Her terör eyleminde, patlayan kurşunda, ısıtılan kinde; birçok çocuk bu yetim ordusuna katılır. Yetimler de terörün büyümesine yardım eder. Hazır insan kaynağını oluşturur. 

Bireylerin ve toplumların imtihanları vardır. Yaratıldığımız ve yaşadığımız bu dünyada bireysel olarak her birimiz farklı bir soruyla imtihan oluruz.  Bu sınavda herkes kendi sorusunu görür de başkalarının sorusunun kolay, kendi payına düşen sorunun da zor olduğunu zanneder. 

Sadece bireysel olarak imtihan olmayız. Toplumsal sınavlarımız da vardır yaşadığımız dünyada… Bazen onlarca toplumsal sınava muhatap oluruz. Yandaki komşudan, sokakta kavga eden iki kişiden, çöplüğü karıştıran adamdan, obeziteden ölen kadına kadar… Bu sınavların en zorlarından biri de yetimlerle ilgili sınavdır. Sınav zor olunca karşılığında vaat edilen ödüller de büyük olur. Takdir edersiniz ki üniversite sınavıyla ilkokul öğrencilerinin soruları aynı tipten gelmez. Allah'ın resulü (sav), yetimlere bakıp gözeten ve kendisine cennette yan yana olacağı müjdesini ulaştırır bizlere. Belki de kendisinin de bir yetim olmasının etkisiyle sık sık yetimlerin hakkını gözetmekten bahseder. Çünkü yetimler, ağır bir vebaldir toplumun sırtına… Görevleri yerine geldiğinde kazanılır, terk edildiğinde sadece ahiret kaybedilmez dünyada da başımızın belası oluverir.

Yetim-terör ilişkisi

 Bugün dünyada büyük küresel terör eylemleri var. Size biraz tuhaf gelebilir ama bu küresel terör eylemlerinin en büyük insan kaynağı yetimlik müessesesidir. Terör, yetimleri çoğaltır. Her terör eyleminde, patlayan kurşunda, ısıtılan kinde; birçok çocuk bu yetim ordusuna katılır. Yetimler de terörün büyümesine yardım eder. Hazır insan kaynağını oluşturur. 

 Geçen ay yolumuz Sudan'a düşmüştü. Ülkede yüz binlerle ifade edilecek yetim var. İç savaş, bölünme ve zorunlu göçler; ülkedeki yetimlerin sayısını artırmış. Alın size yeni bir müşkülat daha…  Kim imtihan oluyor bu yetimlerle? Ölen anne- babaları mı? Kaybolmuş yakınlar mı? Yetimliğin hüznünü yüklenen çocuklar mı? Elbette ki değil. Konya, İstanbul, Mekke, Moskova… Ya da dünyanın başka bir köşesinde sabah namazına ezanla uyanan her Müslüman, sorumludur.  Helal kazanç için akşama kadar alın teri döken her Müslümanın bununla ilgili imtihanı var. 

Sudan’da içimizi burkan, yüreğimizi yakan yetim manzaraları gördük. Ancak bu konuda bir husus bizi rahatlattı. Bizim görebildiğimiz bölgedeki tüm yetimler ve yetimhaneler Müslümanların kontrolündeydi. Ümit ediyoruz ki yanlış düşüncelere ve ümmet-i Muhammed'in başına bela olacak eylemlere alet edilmezler. Karınları aç da olsa ruhları doyar. Lakin yetimlerin sadece bu bölgede olmadığını biliyoruz. Hepsinin de bu şekilde emin ellerde olduğunu düşünmek de zor. 

Burkina Faso örneği

Geçen yıl Burkina Faso seferimizde Hristiyanların işlettiği, duvarında Lions Kulübü'nün afişinin olduğu bir yetimhaneyi ziyaret etmiştik. Burada çok küçük yaşta alınan çocuklar var. Ortalama 12- 15 yaşlarından sonra Avrupalılar tarafından satın alıp götürülüyormuş. Ama bundan daha ilginç ve karmaşık bir bilgi var. Amerikalılar, bedensel engelli olan çocukları satın alıp götürüyorlar. Bunun sebebini onlar da izah edemedi. Biz de öğrenemedik. Ama okuyunca sizlerin zihninde oluşan çok deli düşünceler bizim de aklımızdan geçti. “Bunun altında kim bilir ne şeytanca planlar yaptılar…” dediğinizi duyar gibiyim. Ben de katılıyorum bu görüşlerinize. 

 Yetimlerle olan ilişkimiz sadece ahirette peygamber efendimizle (SAV) komşuluk bağlamında değil. Olayın bu dünyaya dönük olan bir boyutu da var. Burayı ıskalarsak asıl golü ondan sonra yiyeceğiz.  Bunu “Dünya ahiretin tarlası” bağlamında anlamaya başlarsanız yine anlatamamış olurum. En iyisi ben size yakınlarında bulunduğum bir bilgiyi paylaşayım. Bu örnekle ne demek istediğimi daha güzel anlamış olacaksınız. Veya da ben anlatabilmiş olacağım. 

Önce namaz sonra katliam

2016 yılının ocak ayında Burkina Faso’da bir terör saldırısı ile irkildik. Gece gelen acil mesajlar hepimizi şoka düşürdü. Başkentin havaalanına yakın büyük bir caddesinde İtalyan bir adamın işlettiği restoran ve karşısındaki otel, terör saldırısına muhatap oldu. Sonunda otel ve restoranda bulunan 29 kişi öldü. Dünyada birçok terör eylemi olabilir. Olmasa iyi ama can kayıpları da olur. Lakin bunu bizim için özel kılan başka bir husus var. 

Mağrip tarafından gelen / geldiği sanılan üç delikanlı, önce mahalle mescidinde akşam namazı kılıyorlar. Sonra da bir kenara park ettikleri arabalarından silahları alıp bundan önce hiç görmedikleri, tanımadıkları, bireysel anlamda kendileriyle asla bir münasebetlerinin olmadığı bir sürü insanı öldürüyorlar. Gece yarısından sonra Amerikan ve Fransız askeri birlikleri gelip bir operasyon düzenleyerek teröristleri etkisiz hale getiriyor. Senaryo size tanıdık gelecek elbette… Sonra da “Yaşa! Varol! Bin yaşa emperyalizm! Sen olmasan biz burada yaşayamazdık!” naraları atılacak… 

Bu tip olaylarda zaten bir taşla kuş katliamı yapılır. Yoksa böylesine masraflı, zor ve büyük(!) bir terör eyleminden sadece bir tane kuş mu vurulacak? Elbette değil… Böylesine 3 kişilik devasa(!) organize bir terör birliğini gece yarısından sonra ancak Fransız ve Amerikan askerlerinden oluşan birlik yok edecek ve sömürüye imkân tanıyacak… 

Müslüman terörist(!) imajı ise olayın daha acı bir yüzü. Namaz kıldıklarına göre Müslüman olmalılar. Bu nasıl bir İslam ki, hiç tanımadığı ve sonucunda da İslam’a ve Müslümanlara en küçük bir kazancının olamayacağı bir eylemi yaptırıyor. Bu olaydan sonra ülkede Müslümanların yaşadıkları sıkıntı da ayrı bir cefa…  Mahalle mescidinde akşam namazı kılıp sonra da icrayı faaliyette bulunup orada bir sürü insan öldürülecek, ülkede kargaşa çıkacak bu eylemciler uzaydan mı geldi? Burada her türlü terör destekçisi devlet ve anlayışlara kızabiliriz. Ama bunlara imkân tanıyan ve şartları onlar lehine olgunlaştıranlara ne diyeceğiz?  En önemlisi de bizim bu konuda ne yaptığımızdır. 

Şimdi “Yetimlere bakıp gözetme iyiliğinin neticesinde” Allah Resulü (sav)'nün bu işi yapanı cennette kendisine niçin komşu saydığını daha iyi anlamış olmalıyız.  Çünkü biz yapmadığımızda başkaları bu işe el atıyorlar. Sonra da acı faturaları, elim sonuçları bizim başımıza bela ediyorlar. Bizde bir yetim kaygısı var mı? Yetimler hakkında bir endişe? Ümmetin emanetleri üzerine bir çalışma? Yoksa biz cennetteki komşuluktan vazgeçtik mi?

Yetimler bu ümmet için büyük bir nimet ve hesap sebebi. Yoksa onların ihmali sadece manevi bir mesuliyet olarak kalmayacak. Bizlere daha farklı problemleri getirecek. Geleceğin selameti yetimleri bakıp gözetmekten geçiyor.