Herkesin ayrı bir derdi ve bayramı olurmuş. Bir cenazede bile her gelen kendi ölüsüne ağlarmış. Zannederdim ki bir düğünde herkes güler, cenazede aynı yere hüzün akıtır. Ramazan bitiyor ve bayram da yakın... Dünyanın dört bir yanında bayram yapılacak. Şu gerçek çok önemli ki herkesin bayramı, farklı bir anlam taşıyacak...

Günlerdir iş gelmeyen ve siftah etmeyen bir tamirci için kaza yapıp da işyerine çekilen bir araç, bayram getirir. Araç sahibinin tüm acısına rağmen, bu durum başkasının bayram sebebi oluverir. Doktorlar için hastalar, terziler için yırtılan kıyafetler, kömürcü için ağırlaşan soğuklar… Hayat, bazen birinin üzüntüsünden diğerine neşe devşirir. Zira her kul, kendi çıkınına ne koyduğuna bakar.

Afrika’da saatlerce yolu bir bidon su için yürüyen bir kadın için bayram; köye açılan bir kuyu, eve gelen misafire bir bardak suyu ezilmeden ikram edebilmek, namaz vaktinde kolları sıvayıp abdest alıp teyemmümsüz namaz kılabilmektir… Bunun dışındakiler onun dünyasında çok da önemli olmaz. Mutfağa girecek bir poşet yiyecek ve tencerede kaynatılacak bir parça et; bayramdır onun için. Kurbanın derisinin bile yenildiği bir toplumda kurban bayramına yüklenilen görev, hepsini derin dondurucuya hapsetmeyi bekleyen kalın enseli Müslümanın yüklediğiyle aynı mıdır? Sadece bunlar değil elbette… Bir gülümseme, eline dokunma ve “adam yerine konulma” da ayrı bir bayramın habercisi oluverir.

Ama o topraklar için kızların büyük bir itina ile örülmüş saçları beyaz elbiseler ve omuzlara atılmış seccadeler, vakur yürüyüşler, elinden itina ile tutulmuş çocuklar birer bayram işaretidir. (Başka zamanlarda çocukların elinden tutup onları gezdirmenin ayıplandığı bir coğrafyadır burası…) şehrin ana meydanlarında kılınan bayram namazları, başlayan ziyaretler ve uzun bir seremoni olarak devam eden hal hatır sorma, tebrikleşme ifadeleri…

Bir Ramazanı ibadetle uğurlamanın, oruç tutmanın, oruç tarafından tutulmanın hazzıdır bayram… Günaha meyyal organların zapt edildiğini bilmek ve bundan zevk almak, asıl bayramdır Müslümanlar için... Ramazan ayını ve oruç tutmayı, “oruçla boğuşup gidiyoruz işte…” diye tanımlama densizliğinden uzak kalanlar için bayram, sürurun simgesidir. Anne ve babalar ibadet canlılığına, çocuklar da yeni bir kıyafet ve harçlık yoluna bakacaklar. Gündüz sâim, gece kâim olabilmenin, Kur’an-ı Kerim’le bulaşabilmenin lezzetine bir tatlıyla mühür vurmaktır.

Veya tatili sadece deniz kenarından ibaret sayan ve içindeki boşluğunu gene içini boşaltarak doldurmaya çalışanların bayramı ne zaman gelecek? Midesine tutturduğu oruçtan dilini ve gözünü nasiplendirmemişler için bayram sadece tatiliyle mi boy gösterecek? Oysaki Allah resulü şöyle buyurmuştu: “Oruçlu olduğu günlerde birisi kendisiyle kavga yapmak isterse, ona “ben oruçluyum, ben oruçluyum... diye cevap versin.” Maalesef bizim diyarlar şimdi “oruçluyum öyleyse asabiyim…” anlayışıyla ilerliyor. Oruçlu olmak, kavgaya daha yakın ve hak sahibi olma anlamına geliyorsa, bunların bayramı sofra başında mı başlayacak?

Sert kapatılmış bir kapının sesini bile bomba sanarak saklanan çocuk, babası şehit olmuş gözü yaşlı bir yavru, sinesi yaralı dul kadın, yurdundan- yuvasından uzaklara atılmış muhacirler; hangi savaşın hangi safhasında bayram edecek? Hele anlamsız kardeş kavgalarının içinde telef olmuş canlar, bayramı cennette yaşayabilseydi bari… Filistinli bir çocuk için babanın eve salimen dönmesi, Irak’ta ve Suriye’de bombasız bir sokak, Afganistan’da Gül Bahçesi’ne düşen ateş topunun acısını unutabilmek ve yeni güllerin yeşermesi için bıkmadan- usanmadan çalışmaktır bayram... Boğazına düğümlenen acıya rağmen, “Ya Kahhar! Ya Muntakîm!” diyebilmektir…

Sıcak ve geniş sınıflarında ücretiyle dini eğitim verirken şartların, öğrencinin, velilerin olumsuzluğundan sürekli şikâyet eden bir hocayla; yıllarca caminin taş minaresinin şerefesinde gizlice öğrenci yetiştiren Hacı Veys Efendi’nin bayramı aynı mı olacak? Ramazanı yokluk içinde geçirmiş, açlığa açlık katmış gariplerin bayramı… Bir de her gün çoğunun çöpe atıldığı ziyafet sofralarının müdavimlerinin bayramı… Bir yanda başkalarının sırtından geçinmeyi göz açıklık olarak bilen hak yiyiciler, diğer yanda eli ve yüzü tozdan kararmış, gönlü ağarmış helal kazanç âşıklarının bayramı… Gözü karnından daha çok aç olanlar ve bir yardım dağıtımında “ben aldım bunu başkasına ver! ”diyen mütevekkillerin bayramı…

Hayatını son nefesi imanla vermeye odaklanmış salihler için bayram, “LAİLAHE İLLALLAH…” diyerek ölmektir. Ve asıl bayram “Vâsıl-ı İlallah” olabilmektir. Ama biline ki ümmet coğrafyasının her ferdi aynı bayramı yaşayamadı. Çok farklı dertler, değişik kaygılar ve en önemlisi de zorla itelendikleri muhtelif acılar; türlü bayramlara sebep oldu…

Gene de ümmetin bir beraber olacağı bayramın özlemiyle mübarek olsun…