Son gelişmeler ışığında Darfur Meselesi, Türk-Sudan İlişkileri Perspektifinde  Sevakin Desiseleri 
 
Sudan’da 11 Nisan 2019 tarihinde bir halk ayaklanması oldu ve halkın oyu ile 6 kere  iktidara gelmiş olan Ömer El Beşir iktidarı sona erdi. Bu ayaklanmanın kimler tarafından desteklendiğini yazımızın birinci bölümünde açıklamıştık. Olaylar, yazdıklarımızı  doğrular nitelikte gelişti. Siyasi gözlemciler de, Perşembe günü Sudan Askeri Konseyi Başkan Yardımcısı Mohammed Hamdan Hamidati'nin  Suudi Arabistan’a, ardından Konsey Başkanı Abdul Fattah Burhan'ın Mısır ve BAE’ye  yaptığı ziyaretin, Sudan'ın Mısır, Suudi Arabistan ve BAE eksenine girdiğini belirtiyorlar. Mısır, Suudi Arabistan ve BAE  dünyanın gözü önünde uluslararası diplomatik teamüllere aykırı olarak Sudan’ın içişlerine karışıyor.  Askeri Konsey Başkanı  Abdulfettah El Burhan  geçen haftasonu Mısır ziyaretinde Sisi’ye verdiği tekmil sosyal medyada çok eleştiri aldı. Sisi de Mısır ordusunun Sudan’ın emrinde olduğu  yönünde beyanatlarda bulundu. Burhan, “Mısır ve Körfez ülkelerine zarar verecek bir ülke ile ilişki kurmayacaklarını” açıkladı. Bu ifadede Türkiye iması da var. Çünkü Türkiye bu ülkeler tarafından tatbik edilmek istenen “Yüzyılın Antlaşması” gibi saçma projelere şiddetle karşı çıkmaktadır.   

Bu arada Sisi, Burhan’dan, BAE’ye de gitmesini istedi. Belli ki işin maddi tarafını  körfez ülkelerine havale ediyordu. Ertesi gün (Pazar günü) ayağının tozu ile Abudabi’ye gitti ve Sudan’ın güvenliği ile ilgili olarak  Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nehyan ile görüşmeler yaptı.  Yardımcısı da Cidde’ye giderek Prens M. Bin Selman ile Sudan’a polis gücü yerleştirilmesini görüştü. Direnişin ilk günlerinde yapılan acil yardımlar için teşekkür etti. Tabiatıyla Suudi Arabistan, Başkan Yardımcısı Hamideti’den Yemen’den Sudan’ın askerlerini çekmemesini rica etti. Sudan bunu kabul etti. 

Özetle, Türkiye ve Katar'ın Sudanda olup bitenlere uzak durması ve başka bir ülkenin içişlerine müdahale gibi algılaması Sudan'ın bizden  daha da uzaklaşmasına sebep oldu ve ülkede art arda darbe yapanlar niyetlerini yavaş yavaş belli etmeye başladılar.

Sudan Askeri Konseyi uluslararası güçlerin kuklası olan  troykadan yana inisiyatif kullandı ve son zamanlarda oluşturulan Arap politikasının dışına çıkmamayı tercih etti.  Direnişçiler adına basına açıklama yapanlar da bölgede bir siyasi çizgi olduğunu kendilerinin de o çizginin dışına çıkmayacaklarını beyan ediyorlar. Bölge ülkelerindeki totaliter yönetimlere benzeme  iddiaları 30 yıl önce  El Beşir idareyi devraldığında da dile getirilmişti. Anlaşılan uluslararası projeciler, Cezayir ve Libya eksenine Sudan’ı da dahil ettiler. Kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıkların  Sudan halkı tarafından nasıl karşılık bulacağı bilinmemektedir. Gelişen olaylar üzerine Sudan Profesyoneller Birliği gelişmeleri protesto etmek için grev yapmak için toplandı. 
Bütün bu olup bitenlere rağmen biz bu yazımızda, Darfur Meselesi ve Türk-Sudan İlişkileri ve  Sevakin Antlaşmasının iptali yönündeki gayretlerin Sudan halkının zararına girişimler olacağı  hakkındaki görüşlerimizi anlatacağız. Görüşlerimiz geçici askeri  yönetimin politikasından  ziyade Sudan halkının iradesi esas alınarak  hazırlanmıştır.
 

Osmanlı - Darfur Sultanlığı  İlişkileri:

Osmanlı idaresi zamanında Darfur bağımsız bir sultanlık idi. 1855 tarihinde, Darfur Hakimi Muhittin Mehdi’nin İstanbul’a gelen elçisi Zenci İbrahim vasıtasıyla Padişaha hediyeler göndermesi, harcırahının Kahire Valiliği tarafından verilmesinin İstanbul tarafından istenmesi, keza padişah tarafından Zenci İbrahim’e hediyeler verilmesi ve Darfur Sultanına da atiyyeler gönderilmesi Osmanlıların, Afrika’nın ileri karakolu konumundaki  Darfur’a çok önem verdiğini göstermektedir. 1915’te Son  Darfur Sultanı Ali Dinar’ın halifeden aldığı cihat fermanı  üzerine İngilizlere karşı yürüttüğü mücadele başlı başına bir destandır. Belgeselleri  ve filmleri henüz yapılmamıştır.  

İngilizler  bölgeyi işgal edince 1916’da Darfur Sultanlığı da yıkıldı ve bilahare 1922 tarihinde  Sudan’a bağlandı. Darfur Sultanı Ali Dinar,  Birinci Cihan Harbi sırasında büyük bir kahramanlık gösterdi. Mücadelesi 1916’ya kadar sürebildi. Merre Dağında Sultan Ali Dinar’ı şehit ettiler.  Ondan  günümüze sadece  Sudanlı sanatçı Seyyit Halife’nin “Lew kuntu merre Cebel Merre…” (Keşme Merre Dağında ben de olsaydım.) mısraları kaldı.    Bilahare Darfur İngiliz-Mısır Sudan’ı olan “Britanya Dönemi Türkiye”sine dâhil edildi.

                                            
   
   İngilizler tarafından 1916 tarihinde şehit edilen Darfur Sultanı ve naaşı

İngilizlerin şehit ettiği Darfur Hakimi Ali Dinar (İstanbul’dan Haremeyn’e gönderilen Sürre Alaylarına benzer) 100 kişilik Sürre Bölüğü tertip edip Muhammed Şayak başkanlığında Sevakin üzerinden Haremeyne mahmil (nakdi ve ayni hediyeler) göndermiştir. (Darfur’un bereketli topraklara sahip olduğuna da delalet eden  Ali Dinar’ın bu davranışı 1903 tarihinde  nazikçe men edilmiştir).

Darfur Sultanlığı,  Osmanlı Devletine son derece bağlı idi. Bu bağlılık İngilizler zamanında bölgenin çeşitli haklardan mahrum bırakılmasına sebep oldu. Bugün STK’larımız o mahrumiyetleri telafi etmektedirler. Darfurlular İngilizlere karşı Osmanlı saflarında savaşmış, Milli Mücadele günlerinde de Hint Müslümanları gibi ülkemize maddi yardım göndermişlerdir. Sudan veya Mısır Müslümanları tarafından Milli Mücadeleye gönderilen yardımların belgeleri TBMM, Osmanlı, Cumhuriyet ve Hilali Ahmer (Kızılay)  arşivlerimizde mevcuttur. 

Darfur Sultanlığı,  Osmanlı Padişahları tarafından da daima himaye görmüştür. Darfur Hakimi Ali Dinar 1909 tarihinde surre emanetleri arasında Mehmet Simavi Efendi vasıtasıyla  ülkesine Osmanlı Bayrağı gönderilmesini istemişi bilahere bayrakları teslim alınca her tarafı Osmanlı bayraklarıyla donatmıştır. İstanbul’dan Mısır Valiliğine gönderilen talimatlarda da Darfur’a baskı yapılmaması, Mısır üzerinden gelip giden Darfurlulara  müdahale edilmemesi,  ticari girişimlerine engel olunmaması istenmiştir. Keza, Mısır Hidivi, ölen Darfur Eyalet Hakimi’nin oğlu Abduşşakir’e ticaret serbestisinin devamını İngiliz Generali Gordon Paşa’dan talep etmiş ve Darfur’a dokunmamasını  istemiştir.

Bilindiği üzere, İngilizler misyonerlik faaliyetlerini tarihi eser onarımı ve arkeolojik araştırmalar adı altında yürütmüşlerdir. Darfurlular, 1894 tarihinde arkeolojik araştırmalar yapmak üzere bölgeye gelen İngiliz misyoneri  Blondel’e casus nazarıyla bakmışlar, keza, Dafur’a yerleşmek isteyip  halk ile temas kurmak isteyen 5  İngiliz misyonerinin niyetini zamanında fark edip, Devlet-i Aliyye’nin tedbir almasını istemişlerdir.

Osmanlı arşiv kayıtlarından özetlediğimiz yukarıdaki bilgiler Darfur Sultanlığının  19’uncu asırda Osmanlı Devletine  bağlı bir devlet olduğunu göstermektedir. Bugün, Niyala Üniversitesinde Osmanlı Tarihi derslerinin okutulmaktadır.( Kaynak:Enver Arpa, Afrika Satrancında Sudan).

Darfur Olayları :

2000 tarihinden sonra Darfur’daki belli örgütleri “milli gelirden  adil pay alabilmek bahanesiyle” Çad, Eritre ve ABD gibi ülkeler tarafından silahlandırarak merkezi idareye karşı isyana teşvik edildi. 2003 yılında Darfur olayları çıktı. Olayları yatıştırmak için hükümet yanlısı milisler de kısa sürede organize olup isyancıları püskürttü. Çatışmalar neticesinde  12.000 kişi öldü. 1.300.000 kişi ise mülteci durumuna düştü. BM Güvenlik Konseyi 2007’de bölgeye BM Görev gücü gönderme kararı aldı. Sudan Hükümeti BM görev gücünü ret etti. Bunun üzerine Afrika Birliği devreye girdi. Yaklaşık 26.000 kişilik asker ve polislerden oluşan bu güç barış konusunda başarılı olamadı. Dolayısıyla Darfur’da güvenli bir ortam bir türlü sağlanamadı. Burada dikkati çeken husus bağımsız bir devlet olmadan önce merkezi bürosu Hartum’da olan  Eritre’nin, bağımsızlığını kazandıktan sonra İsrail ile işbirliği yaparak Sudan’ı parçalamak istemesidir. Eritre’nin komşuluk hukuku anlaşılır gibi değildir.

Darfur bölgesinin tamamı Sünni Müslüman olmasına rağmen  Hıristiyanlar katlediliyormuş gibi batı basınında yayınlar yapıldı, belgeseller çekildi,  filmler çevrildi. İnsan kayıpları elbette üzücüdür. Yaşanan trajediyi kabul etmek mümkün değildir. Fakat olaylar bizim kamuoyumuza (Hucurat Suresi Altıncı Ayetinde belirtildiği gibi)  ihtiyatla incelenip yansıtılmadı. Darfur’la ilgili haberler hiç bir ön araştırma ve elemeye tabi tutulmadan batılıların yansıtmak istedikleri şekilde duyuruldu. “Uluslararası Ceza Mahkemeleri Savcısı Sudan Devlet Başkanı El Beşir hakkında soykırıma dair herhangi bir bulgu bulamayınca  insanlığa karşı işlenmiş savaş suçlarından tutuklanması yönünde karar vermişti. Oysa, Müslüman bir ülkede insanların katliama tabi tutulmaları temel İslam esaslarına aykırı idi. (David Holie, Darfur, The Road of Peace, s.242-250)   Ayrıca bütün Afrika ve Arap ülkeleri de Darfur’da olan olayları jenosit (soykırım) olarak kabul etmemişti. ABD Başkanı Obama’da Darfur politikası hakkında artık jenosit politikası güdülmediği görüşünde olduğunu bildirmişti. Kaldı ki Uluslararası Ceza Mahkemeleri kurulmasına dair Roma Antlaşmasını Sudan kabul etmemişti.(Numan Hazar, Türkiye Afrika İlişkileri)”. Görev başındaki bir Cumhurbaşkanının tutuklanmasına dair böyle bir uygulama UCM tarihinde de yoktu.


 

Kuzey Darfur'daki Al-Faşir Kasabasında Altın madeni işçileri, ham 
                altınlarını bir sarrafta  tartıyorlar.(2013)

Adıgeçen ülkelerin  açık desteğiyle Darfur’da da (Güney Sudan gibi) bağımsız bir devlet kurmak isteyen üç büyük silahlı örgüt kuruldu. Adalet ve Eşitlik Hareketi, Sudan Kurtuluş Ordusu, (SKO), Federal İttifak Partisi. Özetle bu örgütler dışarıdan idare ediliyordu. Bu örgütlerin başındakiler batı başkentlerinde yaşıyor ve milliyetçilik, kabilecilik ve İslam’dan uzak laiklik gibi ideolojiler benimsemişlerdi.
 
Darfur’da Hıristiyan bulunmamasına rağmen 300.000 Hıristiyan katledilmiş gibi rapor hazırlayanlar, çıkan olaylar hakkında sürekli merkezi idareyi (Hartum) suçladılar. Uluslararası mahfillerde Darfur konusunda alınan kararlar da hep yanlı olmuştur. Vakıa, eline silah verilerek isyan etmiş örgütlere merkezi idarenin nasıl bir  davranış sergileyeceği malumdur. Batı medyası bu tepkiyi 30 kat büyüterek devletin kendi halkına katliam uyguladığını dünyaya duyurmuştur. Darfur Meselesi’nin halli konusunda yapılan  bütün iyi niyetli barış girişimleri İsrail ile iş tutan SKO örgütü tarafından basit bahanelerle neticesiz bırakılmıştır.

                                                                                     

Darfur (Niyala) Türk  Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2006 senesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Niyala’yı ziyareti sırasında verdiği talimat neticesinde Sağlık Bakanlığı tarafından inşa edildi.  Hartum’da tedavisi mümkün olmayan hastalar burada tedavi edilmektedir.

Darfur sorunu konusunda Türkiye  ne yapabilir?

Ülkemizin Sudan ile sorunsuz bir geçmişi  ve halihazırda önemli bir prestiji var. İlişkilerimiz bugün de çeşitli alanlarda Darfur halkına sağlanan kalıcı yardımlarla devam ediyor.

İHH Yardım vakfı  İİT Zirvesinde 6 milyon dolar destek vadinde bulunmuş ve bölgede 300 su kuyusu açmıştır. Bu yüzden Darfur’da yabancı kuruluşlar bize gıpta ile bakmaktadır.  Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın 2006 senesinde  Niyala’ya yaptığı ziyaret sırasında,  halkın temel gıda, su ve sağlık  ihtiyaçlarının karşılanacağını müjdelemesinden sonra,  günde yaklaşık 700 kişiye  tedavi hizmeti götüren 150 yatak kapasiteli tam teşekküllü  mükemmel bir eğitim ve araştırma hastanesi hükümetimiz tarafından kurulmuştur. Keza yüzlerce su kuyusu açılarak temel ihtiyaçlar kısmen giderilmiştir. Bazı STK kuruluşlarımızın da ciddi yardımlarda bulunmaları, bölge halkının nazarında milletimize ve hükümetimize  karşı ciddi bir sempati uyandırmıştır. Bütün bu iyi girişimler kan davası haline getirilmiş Darfur Sorununu çözmek için yeterli midir? Batılı gözlemciler Darfur’da barışı ancak Türkiye’nin tesis edebileceğini dile getirmektedirler.


  
İHH, TİKA, Cansuyu, Diyanet Vakfı,  Aziz Mahmut Hüdai Vakfı,  Yeryüzü İyilik Hareketi,  İmam Buhari Vakfı ve isimlerini sayamayacağım kadar vakıflar  kurak yerlerde su kuyusu açmışlar.  Almanya merkezli Wefa Vakfı fakir ülkelere yaklaşık 3000 su kuyusu açmış olup, RİDA Derneği Kahraman Şehit Ömer Halisdemir hayrına Darfur’da su kuyusu açmıştır. Özellikle İHH’nın Darfur’a açtığı yüzlerce su kuyusu hizmetlerini takdirle yad etmek gerekir. Bizim Kayınpederimiz Mehmet Ali Çakır hayrına açtırmak istediğimiz su kuyusu ise  Gana’da açılmış.Affınıza sığınarak ona ait görüntüleri de hayrı teşvik kabilinden altta paylaşmak istedim.Sadaka-i Cariyeden su kuyuları açmak insana heyecan veriyor.
    

Darfurlular tarafından Osmanlı menkıbeleri hala anlatılmaktadır. Onlar İstanbul’dan gelen Türkleri hilafet merkezinden gelen  kutlu insanlar olarak görmektedirler. Umulur ki bundan sonra  Türk halkı ve hükümetleri tarafından Sudan’a duyarlı ve hamiyetli  seçilmiş insanlar gönderilir.

Darfur Meselesi zor bir meseledir. Ancak gerek tarihi arka planı, gerek ülkemizin halihazırda Sudan’la olan ilişkileri (ınkıtaya uğramazsa) derinleşmiş bu sorunu ancak Türkiye’nin çözebileceği yönünde bazı çevrelerde genel bir kanaat vardır.

Türkiye-Sudan İlişkileri: 

Aralık 2017'de Sayın Cumhurbaşkanımız Sudan'ı ziyaret etti. Ziyaret sırasında 22 anlaşma imzalandı. Sudan'da Türkiye'nin yaptığı hastaneler, sağlık ocakları  ve diğer bazı altyapı hizmetlerinin yanı sıra Türkiye-Sudan  ticaret kapasitesi, yarım milyar doları aştı. Sudan'daki Türk yatırımlarını finanse etmek için bir Sudan-Türk Bankası kurulum antlaşması imzalandı. Kızıldeniz sahilindeki Sevakin Adası Türkiye’ye uzun süreliğine turizm amaçlı  kiraya verildi.  Bir milyon feddanlık (dönümlük) tarım arazisinin Tarım  Bakanlığımız tarafından kiralanması geleceğe yönelik ciddi bir işbirliği adımı oldu.  Hasan Turabi Sudan tarımı ile ilgili olarak; “Sudanlılar  hayvancılıkla uğraşan bir millettir, Sudan’da tarım  gelişmemiştir. Türkler bize teknik  tarımı da öğreteceklerdir” demiştir.  

Türk-Sudan ekonomik ve ticari  işbirliğinin başlangıcı Türkiye’nin 2005 tarihinde Afrika’ya açılım politikasına bağlanmakta ise de, aslında Sudan ile ticari ve yatırım ilişkilerimiz Merhum Turgut Özal zamanına dayanmaktadır.  Merhum Özal, 1986’da, Sudanlı girişimcilere 40 milyon dolarlık dönüşümlü (yani ödendikçe yeniden açılan kredi çeşidi)  Eximbank kredisi  açınca bazı sektörlerdeki  işadamlarımız Sudan’a yöneldi. Bilahare  Afrika açılımı kapsamında Sudan  ve Somali  gibi Afrika ülekleriyle ilişkilerimiz daha çok gelişti.

Öte yandan, demir endüstrisi ve  sağlık alanında işbirliği antlaşmaları imzalanmasının yanı sıra  işadamlarımız tarafından yeni bir  uluslar arası havaalanı binası ve Osmanlı mimarisi tarzında Hartum Nur Camii inşa edildi.  Keza, elektrik üretimi alanında mutabakat zaptı ve pamuk ihracatı sözleşmesi  imzalandı. Serbest bölgeler, tarım ve sanayi projeleri de dahil olmak üzere, Türk ve Sudanlı işadamları  arasında  dokuz adet anlaşma imzalanmasıyla toplam olarak 650 milyon dolarlık iş bağlantıları kuruldu ve  en kısa sürede Türk yatırımlarının 10 milyar dolara çıkarılması hedeflendi. Ayrıca, Sudan vatandaşlarına ülkemize girişlerinde gümrük kapılarında vize  kolaylıkları sağlandı. Umulur ki  ilişkilerimizde, gelinen bu noktadan geriye dönüş yaşanmaz. 
                                   
                                    Hartum Türk Hastanesi girişi ve hastanenin uydu görüntüsü

Sudan’ın  en büyük ihtiyaçlarından birisi  enerjidir. Hava sıcaklığının 12 ay  bazen 50 dereceyi aştığı bu büyük ülkede Güneş Enerjisinden yararlanılması durumunda başta elektrik olmak üzere su ihtiyacı da yer altından temin edilmiş olacaktır. Sudan’ın batı bölgesinde  yeraltında büyük su rezervleri vardır. Güneşin bol olduğu bu ülkede yenilenebilir diğer enerji projelerini de Türk işadamlarının Sudan’a ulaştıracağı haberlerini basından okumak Sudan’ın geleceği adına sevindirici gelişmelerdir. Sudan’ın enerji konusunda geleceği parlaktır. Yeterki halkın iradesine dayanan istikrarlı bir idare tesis edilmiş  edilsin. Enerjisi olan bir ülkede  hem sanayi çarkı rahat döner, hem de tarımsal sektörde  kolaylıklar  sağlanır. Sudan’ın enerji çarkı yakın tarihte sorunsuz olarak dönecektir. Alametler bunu göstermektedir.

                                                            
                                                       
Ömer El Beşir tarafından  Osmanlı Mimari tarzında Türk işadamlarına  yaptırılan Hartum Nur Camii

Sevakin  Adasında Hac Konaklama Tesisleri projesini istemeyen ülkeler var:

Sevakin Kasabası Kızıldeniz sahilindedir.  Mekke ve Cidde'ye  en yakın  ve Afrika hacıları tarafından kullanılan stratejik öneme sahip bir kasabadır. İbn-i Battuta gibi  gezginlerin de 700 yıl önce seyahatnamelerinde bahsettikleri kadim bir hac konaklama limanıdır. Sevakin Osmanlı Padişahı 1. Sultan Selim zamanında fethedilmiş bilahare Habeşistan’ın Eritre bölgesini de içeren bölgeye başkent olmuştur. Osmanlı Devleti,  Sevakin’in Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'ya bağlanmasını istemedi  ve Kavalalı’ya yıllık olarak kiraya verdi. Muhammed Mehdi’nin İngilizlere yenilmesinden sonra, Sevakin limanı İngilizlerin hakimiyetine girdi ve  büyük gemilere hizmet veremeyince 30 klm kuzeyindeki Port-Sudan Limanı inşa edildi. Bilahare 1918 depremiyle adadaki bütün eserler yıkıldı.

Sayın Cumhurbaşkanımızın 2017 Aralık ayında Sudan’ı ziyaretlerinden sonra, Sevakin Adası turizm ve hac konaklama merkezi olarak işletilmek üzere Türkiye tarafından uzun süreli olarak kiralandı. Bu kiralama antlaşmasını  başta Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri bir türlü kabullenemedi. Bu ülkeler Sudan geçici askeri konseyi nezdinde bu anlaşmanın iptal edilmesi için gece gündüz çalıştılar ve hala çalışıyorlar. Ancak bu talihsiz gayretler Türk-Sudan ilişkilerinin  zengin tarihi  geçmişi engeline takılıyor.

Sudan’da, Çin, Güney Kore, Hindistan  ve Malezya gibi ülkeler de ciddi yatırımlar yapıyorlar. Ülkedeki dış yatırımların % 35’i Çin’e aittir. Türkiye % 7 civarlarındadır. Buna rağmen BAE, Mısır, Suudi  Arabistan’ın sadece  Türkiye’nin yatırımlarından  rahatsız olmasını anlamak mümkün değildir. Sudanlılar da bu çelişkili durumun farkında olup, bağımsız  iradesinin hiçbir ülke tarafından ipotek altına alınmasını istemiyorlar. 
              
 

Şunu hususu özellikle hatırlatmakta yarar vardır. Sudan ordusu ve halkı Türkiye ile ilgili olarak hiçbir zaman olumsuz bir kanaate sahip değildir. Çünkü iki millet arasındaki dostluk tarihin derinliklerinden geliyor. Sudan’dan getirilerek Topkapı Sarayı bahçesine  dikilen  bitkiler bu dostluğun kadim birer sembolü gibidir.  El Beşir zamanında ülkemizle yapılan ikili anlaşmaların iptalini hiçbir Sudanlı istemez, vicdanı razı olmaz.  Daha dün (17.5.2019) Hartum’un 40 klm yakınındaki Cebel Evliya köyünde 20 su kuyusunun  Hicaz Derneği tarafından açılışı sırasında  meydana gelen olumlu atmosferi görenler Türkiye’yi kolay kolay devre dışı bırakamazlar. 

   
   Hartum’un 40 klm yakınındaki susuz Cebel Evliya  (Evliya Dağı) Köyünde Hicaz Derneği ve Diyanet Vakfı tarafından açılan su kuyuları. (Dağ deyince bizim dağlar gibi görüntüler akla gelmesin. Yüksekliği 22 metre).

Gün geçmiyor ki Sevakin Adası ile ilgili spekülatif bir haber  Arap basınında yer almasın. Alimlerini idam etmeye hazırlanan bir ülkeye ait taleplerin,  Sudan gibi dindar bir ülke tarafından ne derece  ciddiye alınacağı bilinmemektedir.  Aslında yeni yönetim kadroları  belirlenmeden böylesi önemli bir anlaşmayı iptal etmenin sorumluluğunu hiçbir geçici askeri konsey alamaz.  Bunu Sudan halkına da izah edemez. Çünkü Sudan halkının çoğunluğu Türkiye hakkında olumlu bir kanaate sahiptir. Bu kanaatleri değiştirmek kolay değildir. 

Ecdadımızın Sevakin Adasını medeniyetlerin kesişme noktası yaptıklarını  bıraktıkları eserlerden anlıyoruz. Şennavi Bey Konağı İstanbul konakları gibi bir  ihtişama sahip. Sevakin Dakar arasında Afrikayı ikiye bölen tren hattı projesi keza Osmanlılar zamanına  dayanan bir projedir. Sudan Hükümetleri bu projenin hayata geçirilmesini istemektedir. Tren Projesinin hayata geçirilmesi durumunda bütün Kuzey Afrika kalkınacaktır.

Osmanlı Arşivlerinde Sudanla ilgili olarak yaklaşık 100.000 belge bulunmaktadır ve bunların tamamı başta bölgenin güvenliği, ulaşımı olmak üzere daha iyi hizmet verilmesiyle ilgilidir. Osmanlı devletinin yaklaşık 500 yıllık  Sudan Sicili temizdir.  Bu belgeler  dostluğu tescil eden vesikalardır. 

Öte yandan, Sevakin Hac Konaklama Projesi El Beşir dönemine ait bir girişim değildir. 1989 darbesi öncesindeki Sadık El Mehdi’nin sivil hükümeti tarafından başlatılmıştır. O zamanlar Türkiye’nin imkanları sınırlı idi.  Bugün ise çeşitli petrol aramaları dahil o bölgede MTA tarafından  altın işletme   anlaşması dahi yapmıştır. Üretimin hız kazanması için istikrarlı ve güvenli bir ortamın tesis edilmesi beklenmektedir. 

Ayrıca, hükümetimiz tarafından Sudan’da restore edilen tarihi eserler  ve halen sürdürülen projeler, benzer hizmetlerin artacağının işaretleridir. Sudan halkı hacca giderken böyle bir tesisin  önemini  çok iyi bildiği için  iptalini  çılgınlık olarak görür. 

Bu arada, hükümetlerimizin de atalarımızdan devir alınan bu kültürel mirası iyi değerlendirmesi lazımdır. Türkiye-Sudan siyasi ve ekonomik ilişkilerinin duraksamasının Türkiye’den ziyade  halen ekonomik sıkıntı içerisindeki Sudan halkını olumsuz etkileyeceği açıktır. Keza, Sudan’ın verimli tarım arazilerini işleten, ayrıca, değişik alanlarda üretim yapan yaklaşık 200 Türk işletmesi olumsuz etkilenmemelidir. Türkiye ve Katar  bu dar günlerde Sudan halkının yanında olduğunu her fırsatta dile  getirmelidir.  


                                                                                   
                                                                                      T.C. Hartum Büyükelçiliği 

Basında okuduğumuz haberlere göre, yukarıda adıgeçen ülke temsilcileri, ellerinde dolar dolu çantalarla Hartum’da muhalefet liderleri arasında mekik dokuyorlar.  Olumlu bir netice elde etmemiş olmalılar ki Askeri Geçiş Konseyi Başkan Yardımcısını  Cidde’ye davet ettiler. Batılı siyasi gözlemcilere göre bütün gayretler Sudan’da sivil bir idarenin kurulmaması içindir. Suudi Arabistan ve BAE Sudan’da halkın idareyi ele almasını istemiyor. BAE’li bir bakan Hartum’daki muhalefet liderlerini ikna turuna çıkmış.  BAE sosyal medyasına göre önemli liderlerle mutabakata varılmış.  Bu baskıları hisseden direnişçiler, üç hafta önce Mısır’ın Hartum Büyükelçiliği önünde toplanarak “Sisi içişlerimize karışmasın”  pankartlarını açmış ve bu girişimleri  protesto etmişti. 

Keza, Askeri Konsey Başkanı  Sayın Abdulfettah Burhan adına sahte twitler yayınladılar. Bu girişimle kısmen zihinleri bulandırdılar, ancak, çok sürmedi ve Türk Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaparak bu yayını yalanladı ve sözkonusu sahte twitin bir  yönlendirme olduğu ortaya çıktı.  

BAE’den yayın yapan, El Ayn Gazetesinin başını çektiği bir ekibin Sudan’da algıyı değiştirmeye yönelik yayınları konusunda şu hatırlatmayı yapmak istiyoruz: “Sudan, Sevakin Adasını turizme kazandırmak için Türkiye’ye müracaat etmeden önce kredi için BAE’ye müracaat etti mi? BAE  bu talebi ret etmedi mi?  Bugün neden Sudan’ın Türkiye ile işbirliği anlaşmasını iptal ettirmek istiyor? Yapılan   yayınların Türk-BAE dostluğu ve objektif basın kurallarıyla bir ilgisi var mı?” Bu soruları Arapça olarak da tekrarlamak istiyoruz:

.اود الإشارة إلى ما يلي بخصوص ما ينشره فريق صحفي متخصص تتزعمه صحيفة العين الإماراتية بغية التأثير بالرأي العام السودان 
ألم تطلب السودان قرضا من الإمارات العربية المتحدة قبل تخصيصها جزيرة سواكن لتركيا لأغراض سياحية؟
ألم تقوموا برد هذا الطلب؟
لماذا تريدون اليوم إلغاء اتفاقية التعاون بين تركيا والسودان؟
.ما تنشرونه يضر بأواصر الصداقة بين تركيا والإمارات ولا يمت إلى قواعد الصحافة بصلة

Sudan Mısır’ın arka bahçesi değildir:

Öte yandan, Türkiye’nin Sudan ile ekonomik işbirliği hiçbir zaman Mısır, BAE  ve Suudi Arabistan’ın Sudan’daki ilişkilerine benzemiyor.  Mısır, Sudan’ı daima arka bahçesi olarak görüyor. Halayip Meselesi bugün halı altına süpürülmüştür. Mısır  nedense hiçbir zaman Sudan’ın bağımsızlığını  içine sindirememiştir. Bu yüzden  Sudan yönetimleri tarafından Mısır’a karşı daima bir güven eksikliği vardır.  Son zamanlarda yangından mal kaçırır gibi Sudan’dan develerle altınların Mısır’a kaçırılması tuhaftır. Üç hafta önce Mısır Elçiliğinin önünde yapılan protestolar bu politikaların da direnişçiler tarafından kabul edilmediğinin yansımalarıdır. Mısır, Sudan’da General Sisi’ye benzer bir diktatörün başa geçmesini istiyor, bu konuda mesafe aldılar. Sudanlılar ise kendilerinin  seçtiği bir lider  tarafından idare edilmeyi  arzuluyor. 

BAE ve  Suudiler, Sudan’a borç para vererek nüfuz  alanlarını genişletmek istemektedirler. Sudan bu girişimlerin farkındadır. Sudan Cumhuriyeti kurulduğundan günümüze kadar İslam ülkelerine örnek olacak duyarlı  bir yönetim sergilemiştir. Sudan Numeyri dönemi Sudanı değildir. Sudan halkı İsrail- ABD ile can ciğer kuzu sarması olan  ülkelerle Türkiye’yi  aynı kategoride değerlendirmemektedir. 

Sonsöz:

Kızılderililerin bir atasözü var:“Eğer bir nehirde iki balık kavga ediyorsa bilin ki az  önce oradan  uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir”. İngilizler Sudan’ı  terk edeli 63 yıl oldu. Ancak,  ülkede bıraktıkları sorunlar hala devam ediyor. Aşağıdaki haritalardan da görüleceği üzere,  Hindistan’da Keşmir, Türkiye’de Kıbrıs, Musul, Suriye sınırı,  Mısır ile Sudan arasında Halayip, Sudan’ın güneyinde çizilen sorunlu  sınır, Darfur Sorunu,  Suudi Arabistan Irak ve Kuveyt  arasında tarafsız bölge ve diğer petrol bulunan bölgeler, keza, Batı Ürdün (Filistin)  vs… Bu ülkeler bugün ya büyük sorunlarla boğuşuyorlar ya da meselelerini dondurmuşlar. İngilizler Batı Ürdün’de yaşayan Filistin Müslümanlarının kucağına ise “kor” bırakarak bölgeyi terk etmiştir. 

  
Suudi Arabistan Irak sınırındaki “tarafsız bölge”  Bugünkü haritalarda (googlemaps) görünmemektedir

İngilizlerin 1902 senesinde Sudan’a bıraktıkları Halayip bölgesinde  Sudanlılar yaşamakta olup bölge halen  Mısırlıların Askeri hakimiyeti  altındadır.
  
Keza Kuveyt ile Suudi Arabistan arasındaki  İhtilaflı bölge. Alt kısımda Suudi firmaları petrol çıkarmaktadırlar.