Sudan'da sürekli idare aleyhine gösteriler var. Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar bu gösterilerin devam etmesi bekleniyor. Büyüyen ve kontrolü zorlaşan gösterilen genel de bir-iki ölümle bitiyor. Özel milis güçler de gelmiş başkente… Cumhurbaşkanı Ömer El-Beşir, batı tarafından istenmeyen bir kimse… Anlaşılan ekonomik tedbirlerle halkla da arasını açmaya çalışıyorlar. Allah kolaylık versin. Ama Müslümanların işi zor. 

Osmanlı Devleti dağılınca sadece bir imparatorluk yıkılmamış. Onun gölgesini düştüğü ve hayrından fayda uman her yer darmadağın olmuş. Sudan eski bir Osmanlı toprağı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın yaptırdığı, minare ve dış kapısındaki taş işlemeciliğinin nadide örneğine sahip Ulu Cami; (Mescid-i Kebir )orada bir mühür gibi duruyor.   Bahçesindeki güvercinler, kemerli mimari yapısı ve çevresindeki çarşıları ile tam bir Osmanlı mirası. Hemen yakınında yer alan Osmanlı paşalarına ait türbeler, yeni nesle bir ders verir nitelikte… 

Amacımız, bir beldenin hangi ırk tarafından idare edildiği üzerine konuşmak değildir. Önemli olan oraya götürülen medeniyettir. Müslümanların yaşadığı ve hayatlarını İslam’ca güzelleştirme gayretine düştükleri güler yüzlü ve kıt imkânlı bir belde…  Bu çağda ümmete önderlik edecek ve farklı çıkışlarıyla arkasına başka toplumları takacak hangi belde ve hareket ortaya çıkmışsa hepsini de erkenden boğdular. Afganistan, Pakistan, Sudan, Mısır… İslami bir düşünce ve yönetimi geliştirecek, sömürüye isyan edecek nesillere örnek olarak Hasan Turabi’yi hatırlarız gençlik yıllarımızdan… 

Sonra ne mi oldu? Çok şeyler oldu. İslam adına ortaya çıkacak her gruba sanki bir mesaj verircesine acı akıbetleri yaşattılar. Örnek toplum hayalimizi bitirdiler. Sudan, şimdi kendi iç sorunlarıyla mücadele ediyor. 
 İslami banka, İslami Sigorta gibi ilanlar, kocaman billboardlarda yerini almış.  Sokaklarında insanların, özellikle de kadınların rahat ve güvenle gezebildiği bir ülke… Küçücük üç tekerlekli motorlarla taşımacılık yapılıyor. Kadınların böylesi basit araçlarla ve uzak denilebilecek mesafelere yalnız başlarına seyahat ettiğini görünce merak edip rehberimize soruyoruz: “Nasıl bu kadar rahatlar? Gerçekten güven ortamı çok mu geniş?” cevap iç rahatlatıcı : “Evet. Burada kadınların ve çocukların yalnız başına dışarı çıkmalarından kaynaklı herhangi bir olumsuzluk örnek bilinmiyor.” gülümseyip soruyoruz: “Neden? Şeytan çalışmıyor mu bu bölgede? Sadece bizim memlekette mi mesai yapıyor?” “Elbette şeytan burada da var. Ama toplumda böylesi olumsuz davranışların müeyyidesi çok ağır... Bu nedenle kimse yanlış bir davranışa tevessül edemez…” şimdi anladık onların kazancını, bizim kayıp nedenimizi… 

Cuma vaktinde gerçekten hayatın durduğuna şahit oluyoruz. Bir koşuşturmaca yok. İnsanlar camide. Cuma günlerinin resmi tatil olması ayrı bir özellik... Ama ibadete verilen ehemmiyet kaydedilmeye değer. Daha önce gördüğüm diğer Afrika ülkelerine göre camilere mimari açıdan da önem verilmiş. Kendilerine özgün mimaride minareleri semaya uzanmış. Ama “Diyanet İşleri Başkanlığı” gibi bu alandaki tüm camileri toplayan bir unsur olmayınca her cemaat veya grubun namaza başlama saati farklı. Bu konuda birlik yok. 

 Ülke, zalimler tarafından Güney Sudan adıyla bir daha bölündü. Petrol yataklarının yüzde 75’i Güney Sudan'da kalırken nüfusun yüzde 25 kadarı o bölgeye düşmüş. Ama bir el; kuzeyde yaşayan Hristiyanların güneye davet ederken, Güney bölgede yaşayan Müslümanları da kuzeye kovalamış. Bu durum sosyal ve ekonomik problemleri beraberinde getirmiş. En önemli gösterge de bu ülkede sayısı bile bilinemeyen yetim, kimsesiz ve himayeye muhtaç çocukların varlığı.  Aynı zalimler, Güney Sudan'da Hristiyan bir idare kurmuşlar. Göreceli bir iyileşme sağlarken, onların ellerinde bulundurdukları petrol kuyularını bile yeterince değerlendirmelerine imkân vermemişler. Hal böyle olunca büyük bir ekonomik buhran çıkmış Güney’de… 

Ekonomik buhran, siyasi krizleri de beraberinde getirmiş. Öğrendiğimiz bilgilere göre sıklıkla ihtilal oluyor. Bir kabile gelip yönetimi ele geçiriyor. Birkaç ay sonra da başka bir kabile… Bu da Güney Sudan'da yaşayan insanların kuzeye göç etmelerine neden oluyor. Güney Sudan'daki Hristiyan nüfusun birçoğu göç etmişler. Yaşadıkları şartlar çok çok kötü. Kartonlardan ve çuval eskilerinden yaptıkların küçücük çadırlar, onlar için bir barınak olmuş. Kendi ekonomik problemlerini aşamamış ve bu nedenle de sosyal patlamanın eşiğine gelmiş olan Sudan hükümeti, güneyden gelen bu Hristiyanlar için ek bir iyileştirme de yapamıyor. Bulabildikleri boş arazilere koloniler halinde çadırlar kurup yaşam mücadelesini veriyorlar. Ama bir başka el,  bu Güneyli Hristiyan göçmenlerin çadırlarının yanına kocaman kiliseleri yapmış. Yanına bir de Hristiyan okulunu kurmuş.  İlk anda Müslüman ya da Hristiyan ayırt etmeksizin herkese hizmet veriyor. İnsanın aklına çok da iyi şeyler gelmiyor. Sanki beraberinde başka planlar da var. Mesela ülkede kilise sayılarının her geçe gün arttığı biliniyor. 

 Enflasyon çok yüksek durumda... Ülkenin tedavülde olan en yüksek banknotu 20 cüneyh…  Bununla da bir bardak çay içebiliyorsunuz. Veya 2 tane yarım litrelik su alabilirsiniz. Yani markete gidecekseniz yanınızda büyük bir poşet para götürmelisiniz. Biz kurban almak için büyükçe bir poşet para ile gitmiştik. Say-say bitmiyor… Benzin ve mazot sıkıntısı yüksek... Saat 22’den sonra petrol satışının yasaklanması, her istediğiniz zaman arzu ettiğiniz miktarda akaryakıt alamamak halkı bezdirmiş. Ekmek çok pahalı… Yani hayat pahalı…  

Sürekli idare aleyhine gösteriler var. En azından 2020'de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar bu gösterilerin devam etmesi bekleniyor. Çoğu zaman bir caddede hızlıca lastik tekerleri yakan ve dağılan göstericiler varmış. Biz dört günde buna şahit olmadık. Ama müdahale çok sert oluyor. Büyüyen ve kontrolü zorlaşan gösterilen genel de bir-iki ölümle bitiyor. Özel milis güçler de gelmiş başkente… Cumhurbaşkanı Ömer El-Beşir, batı tarafından istenmeyen bir kimse… Anlaşılan ekonomik tedbirlerle halkla da arasını açmaya çalışıyorlar. Bizden iki gün sonra da hükümeti feshetti. 

Allah kolaylık versin. Ama Müslümanların işi zor.