(Ali Ulvi Kurucu Beyin kardeşi, IRCICA Jüri üyesi, Ezher mezunu, Dokuz yazı çeşidiyle yazı yazan, öğrenci iken hocaları toplanıp yazdığı güzel yazıları seyre dalan, hat sanatında kemale ermediği mülahazasıyla 90 sene kendini talebe olarak gören, nefsine gurur gelir endişesiyle kimseye imzalı yazı vermeyen, benlik duygularını çoktan aşmış ve bu davranışı ile günümüz hattatlarımıza ağır bir sorumluluk yüklemiş olan, nev’i şahsına münhasır, emsali hat tarihinde bulunmayan mütevazı bir Hattat idi. Allah rahmet eylesin).
Aklam-ı Tis’a Hattatı Ahmed Ziyauddin
(1931-2022)
Değerli yazar ve şair Mevlana İdris’in acısı daha küllenmemişken ikinci bir kayıp hat dünyasını yasa boğdu. Merhum, Mütefekkir şair Ali Ulvi Kurucu Beyin kardeşi, Hattat Hamid-i Âmidî’nin öğrencisi Ahmed Ziyauddin Bey bu sabah (11.06.2022) Medine-i Münevvere’de ebedi aleme irtihal etti. Ahmet Ziyauddin Bey son senelerde şeker hastalığından kaynaklanan sağlık problemleriyle uğraşıyordu. 91 yaşında aramızdan ayrıldı. Onun vefatını burada (Suudi Arabistan’da) hat sanatı ile meşgul olan Hattat Zeki El Haşimi ve Medine’de mukim öğrencilerinden Bender El Ömerî’den duydum. Bugün (12.06.2022) Mescid-i Nebevi’de kılınan sabah namazından sonra Cennetü’l Bakî’ Kabristanına tevdi edildi. İnna Lillah ve İnna İleyhi Raciûn.
Üstadın yazısı Hattat Zeki Haşimi'den alınmıştır
IRCICA Hat Jüri Üyesi Ahmed Ziyauddin Bey’in hattatlığı klasik hattatlarımıza benzemiyor. Aklam-ı Tis’a dediğimiz Dokuz yazı çeşidi ile estetik yazı yazabilirdi. Ancak 91 sene kendini hat talebesi olarak görmüş ve hat üzerinden şöhret kazanmak istememiştir. Yazılarını kimseye göstermediğine dair yanlış bir kanaat da hattatlar arasında dolaşmaktadır. Oysa o büyük hattatlara saygısızlık olmasın diye yazılarını teşhir etmiyor, yakıyordu. Bu aşırı tevazuu ailesine başsağlığı dilediğimde de hissettim. Ali Ulvi Beyin kerimesi Sare Hanım babası ile ilgili konuşurken aynı tevazuu gösteriyor ve Anadolu insanının adeta babamı uçurduğundan yakınıyordu. Hiç olmazsa bu yazıya serlevha yapmak için bir yazı örneği istedim. Maalesef hiçbir yazısının mevcut olmadığını kızının beyanlarına atfen bildirdi ve babası Ali Ulvi Beyin hatıratında yazdıklarının tamamının doğru olduğunu teyit etti. Dokuz yazı çeşidinden güzel yazı yazan Ahmed Ziyauddin Bey’i ağabeyi Ali Ulvi Kurucu’nun hatıralarından özetleyerek aşağıya aktardım: Özgeçmişini yazdıktan sona sizi Ali Ulvi Beyin hattat kardeşini anlatımıyla başbaşa bırakıyorum. Muhakkak ki onu en iyi anlatan Ali Ulvi Bey olmalıdır.
Özgeçmişi:
Merhum Üstad Ahmed Ziyauddin H. 1349 (Miladi: 1931) senesinde Medine-i Münevvere’de doğdu. Üniversite tahsili için Kahire’ye gönderildi. Ezher Üniversitesinde okurken Kahire’deki “Tahsînu’l Hutut” Medresesinde hat dersleri aldı. 1953-1955 senesinde okul hocalarının yanısıra Seyyid İbrahim’den özel olarak tezhip dersleri aldı. 1956 senesinde tekrar Medine’ye döndü ve çeşitli okullarda din dersleri ve Arapça öğretmenliği yaptı. İstanbul’a çeşitli ziyaretlerde bulunarak Büyük Hattat Hamid-i Âmidî’den dersler aldı. Hamid Bey kendisinden icazet vermek için bir kıt’a yazı yazmasını istedi. Çeşitli sebeplerden dolayı bunu yazıp takdim edemedi. Hat Sanatının derin sırlarını öğrenmeye yönelik aşkı sönmedi. Merhum Hattatlardan Mustafa Halim, Ahmet Kamil, Abdulaziz Errufa’î, Kemal Batanay ve Necmettin Okyay’dan da dersler aldı. Hat sırlarına derin vukufiyetinden dolayı IRCICA tarafından her yıl düzenlenen hat yarışmalarında jüri üyesi oldu.
Hattat Ahmed Ziyauddin iki çocuk babası idi ve hattın 9 çeşidinin bütün inceliklerine vakıf olarak temayüz etmişti. Elinde büyük hattatlardan Sami Efendi, Muhammed Şevkî, Muhammed Şefîk, Muhammed Nazîf, Ahmed Kamil, Ahmed Arif, Hamidu’l Âmidi ve diğer büyük hattatlara ait orijinal ve kıymetli bir hat koleksiyonu vardı.
https://www.youtube.com/watch?v=Vw01L3H7QNA
Kardeşim hat sanatında fani olmuş bir zat idi:
“Kardeşim Ahmed Ziyaeddin “fena fi’l hat” denecek derecede hatta meraklı ve aynı zamanda bugün mübalağa olarak söylemiyorum İslam yazısının dokuz çeşidini de en güzel şekilde yazan bir hattattır. Vaktiyle Mısır’daki Abdulaziz Er-Rıfaî merhum tarafından açılan Güzel Sanatlar’a bağlı “Tahsînu’l Hutut” Mektebinde talebe iken hocaları olan büyük hattatlar, Hüsnü, Seyyid İbrahim Mekkavî, Necib Huvanî biraderin yazılarına bakarken: “Ahmed Ziya, senin yazılarına biz tashih etmek için bakmayız , Maşallah, Barekellah, ellerin dert görmesin demek için bakıyoruz” derlermiş.
Kardeşim Ahmed Ziya, bu kudrette bir hattat olmasıyla birlikte, İslam hat sanatının, sülüs, celi, nesih, rika, ta’lik,dîvanî, icaze, reyhanî, kûfî, bütün bunları en güzel şekilde yazdığı halde niçin eser vermiyor? Acaba kaç eseri vardır? diye sorulduğunda, Ahmed Ziya son derece mütevazı bir insandır şöyle cevap verir:
“Asrımızda Hamid Beyleri, Halim Beyleri gördük. Bilhassa eserleriyle dünyayı hat sanatına gark etmiş olan, hattın İmamı sayılan Rakım’lar, Şefîkler, Kazasker’ler, Şevki’ler, Sami’ler, Hamid’ler, Halim’ler, Hasan Rıza’lar varken, onların yazılarının yanında, benim de yazım var diye yazı yazmayı kendime yakıştıramıyorum”.
Gönül ister ki birader Ziya bir Kuran-ı Kerim yazsın.
Çok kıymetli hat eserleri toplamış olan Musa Topbaş beyin yeğeni olan Ziya Aydın Bey. Kendisi hem hattan anlar güzel de yazar. Bir çok kıymetli levhalar, kitabeler, meşkler toplamıştır. O şöyle söyler:
“Üstadım!... Eğer biraderiniz Ziya Beyin hüneri bende olsaydı dünyayı yazıya gark ederdim. Geçenlerde bir nesih yazdı, Rabbim şahittir, Hasan Rıza desem caiz. O kadar güzel bir Dîvanî yazdı, Sami desem caiz… O kadar süratli kalemi var. Fakat bu tevazu kendisini eser veremez hale getiriyor.”
Akşama kadar yazar sonra yakar
Acınacak bir haldir. Bugün biraderin yazdığı rikayı yazacak kimse yok. Yani yaşayan hattatları ben bilirim, görüyorum. Rabbimden ben de niyaz ederim ki birader Ahmed Ziya’ya bir Kur’anı Kerim yazmak nasip olsun inşallah.
Dostlar sorarlar:
“Şimdiye kadar ne yazmıştır hocam, levha olarak. Yani kaç tane, mesela yüz tane mi yazdı? Ve hangi vesile ile yazdı? Cevap veririm: “Birader 45 senedir akşama kadar yazar, akşam onları yakar…”
Eyvah… Ya asıl üzülecek taraf da budur. Söylesem kimse inanmaz. Şu anda ben de evimde biraderin yazdığı tek bir levha bile yoktur!...
Konyalı Merhum Hafız Ahmed Kağnıcı vardı, yazıya meraklı bir kimse idi. Biraderden yazı rica etmiş:
“Ziya Ağabey lütfen bana bir levha yaz” demiş. Birader, bir Ayet-i Kerime mi, Hadis-i Şerîf mi bir şey yazmış. Hem nesih yazmış, hem sülüs yazmış hem de celi yazmış. Altına da “Ketebehu Hafız Ahmed Kağnıcı” diye imza atmış. Hafız Ahmed: “Ağabey olmadı bu, ben bunu nasıl asarım?” deyince de: “Zaten asma diye yazdım. Kendinde kalsın kafidir. Ben büyük hattatları gördükten sonra, Hafız Ahmed, kendime hattat diyemiyorum” cevabını vermiş.
Birader de benim gibi Rakım aşığıdır. Rakım’dan sonra gelen Şefik Bey, Kazasker, bilhassa Şevki ve Hacı Arif. Bence İkinci Rakım sayılan Sami’nin yazılarına da bakar, hayran olur.
“Filan hattatın şivesi böyledir, vav’ı böyle yazar, kaf’ı böyle yazar”
“Yahu yazar anladık, sen nasıl yazarsın be Allahın kulu?” dediğimizde,
“Canım maksat güzel yazı görmek değil mi? İşte bakın onların yazılarına, kafidir” der.
Halbuki herkesin isteği şudur: Birader Ziya altı ayını Medine-i Münevvere’de altı ayını İstanbul’da geçirse yazı kabiliyeti olan genç nesil var, yazıya aşık, yetişmiş kabiliyetler var, onlara yazı meşk etse…
Burada gerçi birader, bazı talebeler yetiştiriyor. Merhum Mustafa Necatuddin Efendi’nin küçük oğlu Abdulaziz’i yetiştirdi. Çok güzel nesih yazıyor. Şimdi sülüs ve celi’ye de başladı elhamdülillah. Tabi bunlar az.
Burada Hasan Şükrü diye bir hattat da yetişti. Türk Muhammed Ali Bey var. Ahmed Ramazan Beyin damadı, geçenlerde öyle dedi:
“Süratinden tashislerini takip edemiyorum”.
“Hocam biraderiniz Ziya Hoca, yazı gösterirken, bazı harfleri tashih ediyor, maşallah, barekellah, elindeki kalemin kıvraklığına hayran oluyorum… Hatta hocam anlayamadım, çok acele yaptınız, bu harfin başı nasıl alınacak, ortadan nasıl yazılacak, sonu nasıl çekilecek?” Gösteriyor:
“İşte babam, yavrum, şöyle çekilir, böyle çekilir” diyor. O kadar acele ki Halim Bey için süratli yazardı derlerdi, kardeşiniz Ziya Hoca da aynen Halim bey gibi acele yazan bir hattattır. Tashihlerini de kavrayamıyorum. O kadar acele o kadar eli yatkın, o kadar kolaylıkla yapıyor ki… Bu kadar güzel nesih yazan insanın, bir Delail-i Hayrat yazması, bir Kuran-ı Kerim yazması, hayran olurum”…
Birader Mısır’da hem Hüsn-i Hat Mektebinden mezundur, birincilikle şehadetname almıştır, hem de Tezhip… onu da anlar, onu da anlar… İslam hat sanatının ilminde, fenninde bu kadar derinleşmiş olan, hat’da fani olmuş olan, dokuz yazı çeşidinin hepsini de en güzel şekilde yazmış olan biraderimden bir eser görememek, hakikaten kederle, üzüntüyle bahsedilecek bir haldir… Bir tuhaf tevazu ile:
“O hattatların yanında, ben kendime hattat mı diyebilirim?” diyor. Benim de, “Akif Bey’den sonra Yahya Kemal’den sonra nasıl şiir yazarım? Yazamam demem mi lazım?…
Mesela “Gümüş Tül ve Alevler”deki şiirlerimden hiç olmazsa bir kaçını, rika, ta’lik, nesih, sülüs yazsa da kitaba koysak ne iyi olurdu!
Efendim son derece güzel yazar, kardeşim diye söylemiyorum, yazdığı neshi, ta’likı, dîvanîyi, rıkayı, reyhanîyi, icazeyi, Allah şahit bugün yazacak bir hattat yok bu gök kubbenin altında, desem caiz; bazı hattat kardeşler darılmasınlar….
Cenabı Hak hepsinin ömrünü, feyzini, amel ve hatlarının hüsn ü cemalini ziyade eylesin. İntikal etmiş olanlarına rahmetler buyursun.” A.U.K.