Hazırladığı Edebiyat Dersleri kitabı bir zamanlar liselerde okutulan Prof. Dr. Mehmet Kaplan (öl.1986) hocamız Erzurum Üniversitesinin kurucu rektör vekili idi. Biz öğrenci iken İÜ Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsünün başkanı sıfatıyla edebiyat dersleri verirdi. Derslerde Tanpınar’ın 19. Asır Türk  Edebiyat Tarihi kitabını okuturdu. Onun da Tanpınar gibi bir D.P. (veya Menderes) düşmanı olduğunu ve darbecilere methiyeler yazdığını yıllar sonra öğrendik. Hoca, başka bir mektubunda DP iktidarı tarafından rektör vekilliği görevinden alındığını ve Londra’ya gönderildiğini beyan etmektedir.

Burada Mehmet Kaplan’ın 1960 Askeri Darbesinin Başkanı Cemal Gürsel’e gönderdiği mektubu yayınlayacağız. Kaplan Hoca’nın Gürsel Paşa ile dostluğu Erzurum’daki günlerine dayanmaktadır. Mektubu okurken hocanın Cemal Paşa’ya çok mektup gönderdiğini öğreniyoruz. Hatta kendisinin mürteci olmadığını ispatlamak için Erzurum halkına verdiği konferansların metinlerini de gönderdiğini, DP hakkındaki menfi görüşlerinin o zamanki gazetelerin yayınlarına dayandırdığını, İkinci Cumhuriyet döneminde özellikle Eski CHP’ye iktidar fırsatı verilmemesi hususunda Paşanın dikkatini çektiğini, çünkü CHP’nin dine düşman imandan habersiz materyalist bir nesil yetiştirdiğini, kendisinin de CHP’nin eğitim sisteminde okuması sebebiyle dindar olmadığını ancak edebiyat ve sanatla meşgul olmakla materyalist olmaktan kurtardığını, Materyalistler ve solcularla başının dertte olduğunu, hatta Behçet Kemal’in kendisi hakkında linç kampanyası başlattığını bildirmektedir.

Kaplan din hakkında da ilginç  tavsiyelerde bulunmakatadır: 

“Prof. Dr. Mehmet Kaplan
35, Collinghan Road
S W 5 London

22 Haziran 1960

Pek Muhterem Generalim,

Fikir hürriyetine saygı ve müsamahakar şahsiyetinizden cesaret alarak geçen hafta size bir mektup yollamıştım. O zaman Türk gazeteleri  henüz elime geçmemişti. Son günlerde yolladılar, okudum ve üzerinde uzun uzun düşündüm.
İntibalarım şu oldu:

Milli Birlik Komitesinin bitaraflığı, dürüstlüğü, ilmi “hayatta en hakiki mürşit” olarak kabul etmesi beni hayran bıraktı. Diyebilirim ki, hayatımda ilk defa  ta ruhuma kadar işleyen tertemiz bir hava aldım.  

Biz ötedenberi, ta çocukluğumuzdan beri, şüpheler, tereddütler, baskılar, korkular ve yalanlarla zehirlenmiş idik. Bedbinlik. Hayatta faziletin artık yeri kalmadığına inanıyorduk nerdeyse. “Ehven-i Şer” diye şerre müsamaha ediyorduk. Nerede bir fazilet görmüş isek ona koşmuş, aldanmış ve kahrolmuştuk.

Türk Ordusu bize çok uzaklarda, adeta efsanelerde kalmış ulvî, ulvi bir varlığın ölmediğini, hala yaşadığını gösterdi. Bu, gerçekten yeni bir doğuştu. Bu ruh Türkiye’yi  felaketten kurtardı. İstiyorum ki, o ruh artık Türkiye’nin temeli, kaynağı olsun. Yakın maziye ait  bütün zilletler hakikat ve faziletin ateşinde yansın ve Türk ruhu tertemiz ortaya çıksın. Milli Birlik Komitesinin  şimdiye kadarki davranışı bende bu ümidi uyandırdı.

Gazetelerde sakıt iktidarın reziletlerinin tafsilatını okudukça onlardan iğrendim. Millet, hatta kendi partilerine mensup olanlar dahi onların bu kadar alçalacaklarını  bilmiyorlardı.  Halkın onları iktidarda tutmasının en mühim sebebi, eski Halk Partisinin seyyielerini unutmaması idi. Onun tekrar işbaşına gelmesinden korkuyordu. Güveneceği başka bir kuvvet de yoktu. D.P.ye rey veren  büyük ekseriyetin psikolojisini anlamak lazımdır. Şimdi onlar, içyüzünü yakından bilmedikleri bu sahte insanlardan nefret ediyorlar. Fakat öyle sanıyorum ki, Halk Partisine tam güvenleri yoktur. Endişe içindedirler.

Bu milletin manevi temellerini yıkarak onun yerine materyalist bir hayat görüşünü getiren o Halk Partisi değil mi idi? İşin tarihi izahı yapılacak olursa D.P. Kurucuları da onlar arasından çıkmıştı. Kendi hırsızlıklarını örtbas etmek için, bol keseden “devr-i sabık yaratmayacağız” demişler, milletin ağzına bir parmak bal çalarak  keyiflerine bakmışlardı.  Millet hiç olmazsa dinine imanına dokunmuyor diyordu. D.P. iktidarda kalmak için dine, hatta irticaa cevaz verdi. İçlerinden bir kaçı müstesna, D.P. zimamdarları, yemeden, içmeden ve keyfetmeden başka bir şeye inanmıyorlardı. Halbuki Türk halkı samimi dindardı. Şimdi halkın din konusunda bir endişe taşıdığını sanıyorum. Ya Halk Partisi iktidara gelince inkılap yapacağım diye  yine milletin mukaddesatına el atarsa 2.

Paşam, hiçbir partiye mensup değilim, hür düşünen bir insanım. Açıkça itiraf edeyim ki, bundan ben de endişe ediyorum. Din istirmarcılarından her Türk aydını gibi ben de nefret ediyor ve korkuyorum. Maalesef dini bütün bir insan da değilim. Bizim nesil Eski Halk Partisinin mekteplerinde yetişti. Bir kısmımız din düşmanı, materyalist, bir kısmımız mideci oldu. Ben kendimi edebiyat ve kültürle zor kurtarabildim. Avrupa medeniyetini yakından tanıdıktan, sosyoloji, psikoloji okuduktan sonra, manevi kıymetlerin mana ve değerini anladım. Kendi tedkiklerim de bana gösterdi ki, menfi bir çok tesirleri olmakla beraber, din Türk halkının ahlak ve faziletinin temelidir. Onun yerine çok yüksek bir kültür koymadıkça, onu yıkmak tehlikelidir. Dinin mahzurlu tarafları işlenerek giderilebilir. Avrupa her şey gibi dini de çok güzel işlemiş. Biz onu ihmal etmeyi marifet saymışız.

Bu kanaate vardıktan sonra, karınca kararınca mazimizin manasını araştırmaya başladım. İlmi rehber edindim. Kendime göre bazı neticelere vardım. Bunları yazdım. Fakat Türk aydınları arasında sayısı bir hayli olan materyalistler  ve solcular beni “mürtecilik” ile damgalamaya kalktılar. Yazılarımı okumadan insafsızca hücum ettiler.

Erzurum’a büyük bir idealizm ile gittim. Vatan Gazetesi kıyametler kopardı. Beni Said-i Nursi veya Necip Fazıl ile bir tutuyordu. Ben bir ilim adamı idim. Fakat materyalist ve solcular nazarında en ilmi şekilde de olsa tarihten, dinden bahseden “geri”dir.

Bunlar hürriyeti yalnız kendileri için mübah sayarlar. Türk Ordusunun hareketini kendilerine mal etmek isteyenler “irticaın başını ezelim” diye yine feryada başladılar. Behçet Kemal, gençlere  beni linç etmelerini tavsiye edecek kadar ileri gitti. Şimdi onlar sonsuz bir sevinç içindeler. Ordunun asaleti, adaleti, ilme saygısı, rezilleri tepelemesi beni çok sevindirmekle beraber, itiraf edeyim ki  içimde endişe var. Materyalist ve komünistlerden korkuyorum. İrticaa karşı tedbirler alınması tamamıyla yerindedir. Fakat İkinci Cumhuriyet’in hayat felsefesi ne olacaktır? Türk Ordusunun temeli olan asil Mehmetçiğin ruhu, ahlakı zedelenecek midir?

Bence Türkiye’nin en mühim meselelerinden biri din meselesidir. Onu bir şekil, bir nizam vermek lazım. Onu istismardan olduğu kadar tahripten de korumak, onu ilim felsefe ve sanatla işlemek lazımdır. Maalesef bunu hakkıyla yapacak aydın bir zümre yoktur. İrticaı doğuran amillerden biri, din müessesesinin  başıboş bırakılmasıdır. Memleketin her tarafına yayılmış olan cahil imamların halka din diye ne batıl şeyleri aşıladıklarını bilmiyoruz.

Size Erzurum’da halka verdiğim konferanslardan bazılarını takdim ediyorum. Müteala saatinizde onları okumak lütfunda bulunursanız memnun kalırım.  Beni bu fikirlerimden dolayı “mürteci” sayanlara  bilmem hak verecek misiniz?

Eğer size gerçekten tam bir samimiyet ile inanmasaydım, ne evvelki ne de bu mektubu yazardım. Sizin ve Milli Birlik Komitesinin Türkiye’ye yepyeni bir şekil ve ruh vereceğinize  inanıyor ve sizi bütün kalbimle tebrik ediyor ve başarılar diliyorum Paşam. Derin hütmetlerimle.

Mehmet Kaplan