11 Eylül’ün 10. yıldönümünde düzenlenen dokunaklı anma törenini izlerken, o gün kendi yaşadıklarımı hatırladım. Bir kitap üzerinde çalışmak için Newsweek’teki işimden aldığım bir aylık izine başlamak üzereydim ve Long Island Otobanı’nda araba kullanıyordum. Saat 9’da haberler için CD çaları kapatıp radyoya geçtim. Haberler karışıktı fakat olanların ana hatları netti. Karıma ve bir yaşındaki oğluma ulaşmak için New York’a geri döndüm. Triborough Köprüsü’ne yaklaştıkça, dev barikatlar ve düzinelerce polis arabası gördüm. Manhattan kapatılmıştı.

Long Island’daki istikametime, arkadaşlarımın evine yöneldim. Orada kitap üzerinde çalışmayı planlıyordum. Eve varır varmaz, CNN’i açtım ve dehşetle izledim. Sonunda karımla konuşabildim iyi olduklarını öğrendim. Fakat sonra en yakın arkadaşlarımdan biri, üniversitedeki oda arkadaşım beni aradı. Abisi Chris kulelerinin üst katlarından birinde çalışıyordu. New York Emniyeti’nden, FBI ve CIA’den arkadaşlarımı ve bağlantılarımı aramaya başladım; yardım etmek için ne yapabileceğim hakkında bir fikri olan herkesi aradım. Chris’ten bir daha asla haber alınamadı.

Bunu kimin yaptığını hemen tahmin ettim. Birkaç yıl boyunca Usame Bin Ladin ve El Kaide’yi, Afrika’daki ABD elçiliklerine ve Yemen’deki USS Cole’a düzenledikleri saldırılar aracılığıyla takip etmiştim. Foreign Affairs dergisinde şef editörlük yaptığım bir önceki işimde, Bin Ladin’in ABD’ye karşı o zaman az bilinen fetvası üzerine, Princeton’dan saygın tarihçi Bernard Lewis’in yazdığı bir eleştiriyi yayınlamıştım. Fakat saldırı ve onun cüreti, basitliği ve başarısı beni yine de şaşırtmıştı. Bir açıdan tamamen Amerikalı’ydım. Ülkenin bir ada olduğunu, dünyanın geri kalanının tehlikelerinden uzak bir kaya olduğunu hayal etmiştim. Ve pek çok Amerikalı gibi, şok olmuş, ihlal edilmiş, saldırıya uğramış hissettim.

***

Kitap projemi askıya aldım ve tüm vaktimi saldırının sebepleri üzerine okuyarak ve düşünerek geçirdim. Bu korkunç kötülüğü ne açıklayabilirdi? Konu üzerine Newsweek’teki köşe yazımı ve iki hafta sonra “Bizden neden nefret ediyorlar” isimli, 7 bin sözcüklük kapak makalemi yazdım. O ana kadar yazdığım her şeyden daha fazla ilgi topladı. Amerikalıların, hatta dünyanın her yerinden insanların cevapları, açıklamaları ve anlamı derinden merak ettiği bir andı. Yazı Amerika’nın dış politikasına dokunuyordu fakat büyük ölçüde İslam ve özellikle Arap dünyasıyla ilgiliydi. Çoğunlukla onlar hakkındaydı.

O zaman 11 Eylül bu şekilde tartışılıp analiz ediliyordu: Çoğunlukla onlara odaklanarak. Onlar kim? Neden bu kadar öfkeliler? Ne istiyorlar? Nefretlerini sona erdirecek olan ne? İslam ve Arap dünyası üzerine gerçekleşen bu tartışmanın problemleri vardı, fakat özellikle Araplar ve Müslümanlar bizzat katıldığında verimliydi. Geçen on yılın en etkileyici yazısının Birleşmiş Milletler Arap İnsanı Gelişim Raporu olduğunu sık sık söylerim; Araplar tarafından yazılmış ve Arap dünyasının çöküşünü en ince detayına kadar belgelemişti. Araplar toplumlarının ne kadar gelişime kapalı ve baskıcı hale geldiğine odaklanmaya başladıklarında, bir fikir ve eylem zinciri başlattı ve inanıyorum ki bu da El Kaide ve onun felsefesine duyulan güvenin sarsılmasına ve Arap Baharı’nın ortaya çıkmasına yol açtı.

***

11 Eylül o zaman onlara odaklandıysa, 10 yıl sonra tartışma daha çok bizim üzerimize. Bugün Amerika’nın dünyadaki konumu nedir? Daha güvende miyiz? Buna değer miydi? Bu sorulardan bazıları dönüp duruyor çünkü ABD ekonomik sorunlara saplandı ve böyle anlarda ruh hali kendini gözlemlemek oluyor. Bunun bir kısmı El Kaide’ye karşı savaşta başarı kazanılmasıyla ilgili. İslami terör tehdidi hala gerçek görünüyor fakat daha idare edilebilir ve sınırlı.

Fakat büyük ölçüde doğru olan ABD üzerine tartışmak. Tarih büyük ihtimalle bu dönemi El Kaide ve İslami terörizm ile karakterize biçimde kaydetmeyecek. Asıl hikaye, hızla değişen bir dünya ve belki de dünyanın tek süper gücü olan ABD’nin kaderi olacak. Tarih 11 Eylül’ü, dünyanın rakipsiz egemeni olan Amerika’nın çöküşünün başlangıcı olarak kaydedebilir.

11 Eylül sabahında dünya barış içindeydi ve ABD o dünyayı bir dev gibi uzun adımlarla geçiyordu. Büyük bir bütçe fazlası yayınladı. Petrolün varili 28 dolardı. Çin ekonomisi Amerikan ekonomisinin sekizde biri kadardı. Bugün, Amerika dünya genelinde savaş halinde; 1.3 trilyon dolarlık açık söz konusu ve petrolün varili 115 dolar. Çin şimdi dünyanın ikinci büyük ekonomisi.

El Kaide unutulacak. Bugün pek az kişi Boer Savaşı’nın neden olduğunu hatırlıyor. Fakat bildikleri şu ki o zamanlar, 20. yüzyılın başlarında İngiltere kaynaklarının pek çoğunu ve daha önemlisi dikkatini dünyanın polisliğini yapmaya ve birliklerini Afrika, Afganistan ve Irak’a yollamaya harcadı. Bazı şeyler asla değişmiyor. Fakat İngiltere gücüne yönelik asıl tehdidin, onun sanayi konusundaki üstünlüğüne meydan okuyan Almanya ve ABD’nin ekonomik yükselişleri olduğunu unuttu.

Amerika enerji ve dikkatini tekrar gerçek mücadelesine yöneltmeli: Hızla değişen bir dünyada rekabetçi ve canlı kalmak. Bu dış politika ve savaşta büyük çabalar değil fakat ülke içinde derin değişimler gerektiriyor. Tehlike onlardan değil bizden geliyor.

 

Kaynak: Star