Washington’da, Başkan Obama’nın geçen hafta Amerika’nın İsrail’e yönelik politikasında bir kaymanın işaretlerini vermek konusunda hatalı olduğuna dair yaygın inanış hızla katılaşıyor. Aslında sıkıştığında her zaman yaptığı gibi bir dizi saptırma ve engel ortaya çıkararak geçmişe sünger çeken Başbakan Benjamin Netanyahu’ydu. Kısa vadede kazanıyor fakat neticede kendini “Mr. Nyet” olarak da bilinen Sovyetler Dışişleri Bakanı Andrei Gromkyo’nun, tarihin es geçeceği bir adamın versiyonuna dönüştürüyor.
Netanyahu’nun bir önceki selefi Ehud Olmert, 2008’de İsrail Knesset’ine yaptığı ve büyük yer bulan konuşmada şunları söyledi: “Kudüs’teki Arap mahallelerinden vazgeçmeli ve o zamandan beri ortaya çıkan gerçekliğin bize dayattığı küçük düzeltmelerle, 1967’den önce İsrail Devleti olan toprakların merkezine geri dönmeliyiz.” Muhafazakar bir adam olarak nam salan Olmert, bunun, İsrail’in büyük yerleşimlerin olduğu Batı Şeria’nın yüzde altısını elinde tutarak diğer arazilerinden vazgeçmesi anlamına geldiğini söyledi. Bu 1990’ların sonunda İsrail başbakanı olan Ehud Barak’ın da görüşüydü.
***
Başkan’ın ve Condoleezza Rice’ın beyanlarından açıkça anlaşıldığı gibi Bush yönetiminin de farklı bir görüşü yoktu. 2008’de George W. Bush şunları söyledi: “Aralarında gerçekleşecek herhangi bir barış anlaşması, 1949 ateşkes sınırlarında üzerinde mutabık olunan bazı düzeltmelerin yapılmasını ve yaşayabilir ve hemhudut Filistin Devleti’nin teminini gerektirir.” (1949 ateşkes sınırları, 1967 sınırları demenin başka bir yolu.) Veya geçen Kasım yapılan şu açıklamayı düşünün: “ABD, iyi niyet müzakereleri yoluyla, tarafların çatışmayı sona erdirecek bir sonuç üzerinde anlaşabileceğine inanıyor. Bu yolla; Filistin’in, üzerinde mutabık olunan arazi değişimleriyle, 1967 sınırlarına dayanan ve bağımsız ve yaşayabilir bir devlet kurma hedefi ve İsrail’in müteakip gelişmeleri yansıtan ve İsrail güvenlik gereksinimlerini karşılayan güvenli ve sınırları tanınan bir Yahudi Devleti hedefi arasında uzlaşma sağlanabilir.” Bu Obama, Bush veya Rice’ın değil, Devlet Bakanı Hillary Clinton ve Netanyahu’nun 11 Kasım 2010’da ortak yayınladıkları bir demeç.
Bugün, Netanyahu 1967 sınırlarının tartışılmasını ihanet olduğunu ve yeni sınırların o zamandan beri gerçekleşen “büyük değişimleri” yansıtmaları gerektiğini söylüyor. Demek ki bir İsrail başbakanının görüşü “minik düzeltmelerden” “büyük değişimlere” dönüşmüş. Netanyahu’nun kavgası kendiyle gibi görünüyor. Hala politika değiştirenin Obama olduğunu mu düşünüyoruz?
Netanyahu neden en iyi ihtimalle küçük bir fark olacak bir şeyi, büyük bir yüzleşme haline getirdi? Bunun İsrail güvenliğine bir faydası var mı ya da aksi takdirde, en güçlü müttefiki ve en büyük destekçisi ile gerilimi canlandırmak için ona güç mü veriyor? Bu tavır İsrail’in sorunlarının çözümünü ileriye taşır mı? Hayır, fakat bu Netanyahu’nun içeride destek uyandırmasına ve hassas koalisyonunu devam ettirmesine yardımcı oluyor. Ve Bibi’nin söyledikleri Churchill’e benzese de, makamına tutunmakla, makamını İsrail’in geleceğini güvence altına almak için kullanmaktan çok daha fazla ilgilenen bir yerel bölge şefi gibi davranıyor.
Haber değeri olan ve gerçek olansa, Amerikan politikasındaki değişim, Obama’nın, Filistin’in bir devlet olarak tanınmak için Eylül’deki B.M. Genel Kurulu’na gitme stratejisini açıkça kınamasıydı. Fetih ve Hamas arasındaki anlaşmayı da sorguladı. Obama İsrail’in geçen yıllarda yaptığı bir talep doğrultusunda ordusu olmayan bir Filistin Devleti fikrini destekledi. Netanyahu ise Obama’ya teşekkür etmek yerine, ülkesinde beğeni toplamak için aleni bir karşılaşma yarattı.
***
Netanyahu’nun “savunulamaz” 1967 sınırlarına atıfta bulunması, artık var olmayan bir dünyada saplanıp kaldığını ortaya çıkarıyor. Bugün İsrail’e yönelik asıl tehdit bir Filistin ordusundan gelmiyor. İsrail, nükleer silah cephanesiyle tamamlanan, bölgenin en güçlü ekonomisine ve ordusuna sahip. İsrail’e yönelik asıl tehditler yeni teknolojilerden; roketlerden, biyolojik silahlardan ve nüfustan geliyor. Ne oy vermeye ne de bir ülkeleri olmasına hakları olmayan milyonlarca Filistinliyi kölelik koşullarında yaşatmaya devam ettikçe, demokratik varlığı fiziksel varlığından daha büyük bir tehlike altında.
İsrail-Filisitn çatışmasının çözümünün yolu 20 yıldır net. İsrail büyük yerleşim bloklarını tutarak, 1967 savaşında işgal ettiği arazilerden çoğunu Filistin Devleti’ne devredecek. Buna karşılık, güvenliğini korumak için tasarlanmış bir dizi önlem alacaktı. Bu yüzden sürece barış karşılığı toprak deniyor. Sorun Netanyahu’nun buna asla inanmamış olması. Stratejisi engeller koymak, kafa karışıklığı yaratmak ve beklemek. Fakat bir gün insanların 20 yıldır bahsettiği sınırlarda barış olacak. Ve Netanyahu, barış yapan kişiden önceki kişi olarak, tarihte sadece bir virgül olarak hatırlanacak.
Kaynak: Star