Avrupa krizi artık bir Avrupa krizi değil. Küresel ekonomiyi kolaylıkla içine çekebilecek bir şeye dönüştü. Sadece bankaları değil hükümetleri içermesi, büyük bir zayıflık anında gelmesi ve boyutları sebebiyle, üç yıl önce bu hafta iflas ilan eden Lehman Brothers’ın çöküşünün ortaya çıkardığı krizden daha tehlikeli.
Gerçek problem Yunanistan değil İtalya. Yunanistan, AB’nin gayrisafi yurtiçi hasılasının yalnız yüzde 2’sini temsil ediyor. İtalya ise bir G-7 ülkesi. İtalya’nın borcu 1.9 trilyon Euro, yani ekonomisinin yüzde 120’si kadar ve İspanya, Portekiz, İrlanda ve Yunanistan’ın borçlarının toplamından fazla. İtalyan bonoları Alman bonolarından yüzde 4 daha fazla puanla işlem görüyor ve bu Euro tarihinde eşi görülmemiş ve sürdürülemez bir durum. İtalya yüzüstü bırakmak için çok büyük bir ülke; ancak aynı zamanda kurtarmak için de çok büyük olabilir.
Almanya; İtalya, İspanya, Yunanistan ve diğer sorunlu ülkelerin borçlarını garanti altına alabilsin diye “euro bonolarının” çıkartılması için çağrıda bulunanlar oldu. Kağıt üstünde bu şık bir çözüm. Fakat Alman halkı ve Alman hükümeti buna katı bir şekilde karşı. Almanya Yüksek Mahkemesi, bunun büyük ihtimalle anayasaya aykırı olduğu hükmünü verdi. Bu tip bonolar piyasaya sürüldüğü anda İtalya, Yunanistan ve diğerlerinin acılı reformlar yapmalarına gerek kalmayacaktır; Almanlar’ın sübvanse ettiği oranlarla ihtiyaç duydukları tüm parayı borç alabilirler, o zaman neden tatsız yeniden yapılandırma sürecinden geçsinler? Almanlar bunu biliyorlar; karşı çıkmaları da bu yüzden.
***
Benzer biçimde, vergilendirme ve harcamaları Brüksel’den koordine etme fikri kağıt üstünde iyi görünüyor fakat asla gerçekleşmeyecek. Hükümetler vergilendirme gibi temel işlerden asla feragat etmezler. Bu güçlerin Avrupa bürokrasisine devredilmesine yaygın biçimde muhalefet ediliyor ve pek çok ülkedeki mahkemeler büyük ihtimalle bunun bir anayasa ihlali olduğu şeklinde hüküm verecektir. Bu engellerin üstesinden gelinebilse bile, daha sıkı bir mali birliğin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak on yıl alır. Pazarların ise şu anda güvenceye ihtiyaçları var.
Benzer bir krizle 2008’de de karşı karşıya kalan, o zamanın Hazine Bakanı Henry Paulson bir bazukaya, pazarları boyun eğmeleri için korkutacak büyük bir silaha duyulan ihtiyaçtan bahsetmişti. Avrupa’nın böyle bir silahı yok. Borcunun GSYİH’e oranı yüzde 83 olan Almanya bile, güvenli biçimde İtalya ve İspanya’yı kurtaramıyor. Birlikte bir dahaki yılın sonuna kadar 600 milyar dolarlık borcu uzatmaları lazım. Kimde öyle bir para var ki?
Bugün 10 trilyon dolarlık döviz rezervi dünyanın dört bir yanında bekliyor. Bir bazukayı oluşturabilecek büyüklükteki tek para yığını bu. IMF bu tip rezervleri elinde bulunduran Çin, Japonya, Brezilya ve Suudi Arabistan gibi başlıca ülkelere gidip, 750 milyar dolar limitli bir kredi açmasını isteyebilir. IMF sonra bu krediyi İtalya ve İspanya’ya sunabilir; fakat ekonomik reformları yakından gözlemleme konusunda ısrar ederek ancak yeniden yapılanma devam ederken fon verebilir. Bu kredi limiti iki ülkenin de borçlanma maliyetlerini iki yıl boyunca rahatlıkla karşılayabilir.
Peki fonların en az yarısını tahsis etmek zorunda kalacak olan ve İtalyanlar’ı kibarca reddetmiş olan Çin’in bundan çıkarı ne? Çin likidite, güvenlik ve makul oranda kâr için döviz rezervleri ile yatırım yapıyor. Dünyayı kurtarmaya çalışmıyor. Başbakan Wen Jiabao geçen hafta biraz da olsa cesaret verdi ve bono alımlarını artıracağını ve karşılığında Avrupa pazarına daha fazla erişim isteyeceğini ima etti. Bu klasik Çin diplomasisi: ihtiyatlı, değişen ve tamamen çıkarlarına odaklı.
***
Çin’in çıkarları konusunda daha kapsamlı bir anlayış benimsemesinin ve “sorumluluk sahibi bir hissedar” olmasının vakti geldi. Avrupa krizi hızla küresel bir krize, büyük ihtimalle ikinci bir küresel gerilemeye dönüşecektir. Ve ikinci bir gerileme daha kötü olur çünkü hükümetlerin elinde parasal veya mali araçlar kalmaz. Çin’in böyle bir senaryoda kaybı büyük olacaktır çünkü Avrupa ve Amerika’daki tüketicileri para harcamayı kesecektir.
Tabii ki Çin cömertliği karşılığında birşey almalı. Bu, Çin’in IMF’de daha fazla söz sahibi olmasına önayak olabilir. Hatta, Christine Lagarde’ın organizasyonun son Çinli olmayan başkanı olacağının açıklanması gerekebilir.
Borca batmış bir dünyada güç kredi sağlayanların eline geçer. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa ülkeleri borçla, Almanya ise onarım masraflarıyla hırpalanmıştı. Kredi sağlayabilecek tek ülke Amerika’ydı. Amerika için Avrupa’nın umutsuzca ihtiyaç duyduğu nakti sağlamak, güç konseyine bir giriş, neticede küresel çadıra yeni bir güçlü oyuncu sokan bir süreçti. Bugünün krizi, Çin için “sorumluluk sahibi bir hissedar” olma fırsatıdır.
Kaynak: Star