Herkesçe görüldü ki Batı’da Arapları ve Müslümanları provoke etmek ve deforme olmuş saygınlıklarını daha fazla deforme etme yöntemleriyle ilgilenen bazı çevreler var. Bunlar, halklarımızın ve özellikle de fakir ve cahil kesimlerin psikolojisini iyi biliyorlar. Önceki deneyimlerinden bu halkların spontane gelişen tepkilerini biliyorlar. Bu yüzden kızalım, ayaklanalım, elçilikleri yakalım, Arapların ve Müslümanların düşmanlarının hedefleri gerçekleşsin diye belirli aralıklarla provokasyonlarla karşımıza çıkıyorlar. Hatta planlarının başarılı olmasından sonra kendi oyunlarının sonuçları karşısında gülüyorlar. Sonra da bütün dünyaya, “Bakın, Araplar ve Müslümanlar bu işte. Değişmiyorlar ve ilelebet değişmezler. Onlar ayaktakımıdır, barbardır. Dinleri, şiddet ve terör dinidir. Kanıtı ise bu gördüklerimiz. Kanıta kanıt, makaleye makale veya filme filmle değil, ölüm, şiddet ve öfkeyle karşılık veriyorlar” diyorlar.

Kimi savunduğunu bilmek

Dahası, konuyla alakasız insanları öldürüyorlar. Böylece doğru insan, yani iyi elçi, kötü kişinin, yani yönetmenin suçu yüzünden öldürüldü. Gerçekten de çok acı. Bingazi’de yaşananların saçmalığı veya keyfi ceza verme felaketinin acısı burada saklı.
Batı’da bazı kindar aşırılıkçıların çektiği bu iğrenç filmi duyanlar, filmin kendi kendisini geçersiz kıldığını anlar. Film güvenilirliğe ihtiyaç duyacak derecede Hz. Muhammed’e yönelik yalan ve abartılarla dolu. Bununla birlikte şu an bizim, yani Kahire’deki ve özellikle Arap dünyasını seven saygın bir elçinin öldürüldüğü Bingazi’deki ABD elçiliğine saldıran cahillerin sayesinde film, büyük şöhret kazandı.
Bu ucuz ve kirli filmi yapan düşmanlarımıza, hayal ettikleri hizmeti sunduk. Bu önemsiz filmi ölüme terk etmek yerine, tarihin en büyük reklam ve medya propagandasını sunduk. Soruyorum: Peygamber, kendisini savunmaları için Bingazi ve Kahire’deki bu öfkelilere muhtaç mı? Peygamberi, onun ilahi gerçeği, insani büyüklüğü ve ebedi mesajı savunur. Peygamberler, kendilerini savunacak veya koruyacak birilerine muhtaç değildir. Aksine, tüm insanlığı savunanlar peygamberlerdir. Hz. Muhammed bu kadar kırılgan olsaydı, uzun zaman önce çökerdi. Ortaçağ’dan günümüze kadar ona karşı binlerce kitap yazıldı. Tonlarca iğrenç küfürler edildi. Bununla birlikte gerçeği parlak kaldı ve direnen büyüklüğü asırlara meydan okuyor.

İslam ’ı yanlış yorumlamak
Filmin aktörleri ve yönetmenleri yalan söylüyor. Peygamber normal bir insandı. Kadına saygı gösterir, bu barbarların aksine imkân ve yeteneklerini toplumun hizmetine sunardı. O sağduyulu, ahlaklı ve kalbi sevgiyle dolu bir peygamberdi. Peki ona bağlı olduklarını iddia eden bu dik kafalı insanlar nerede duruyor?
Peygamber, onların yaptığı gibi, şiddet için şiddet uygulamadı. Böyle olsaydı çağrısı yayılmaz ve dünya ölçeğinde biri olmazdı. Çağrısı iyiliğe ve doğruya dayalı olmasaydı, başarısız olurdu. Arap yarımadasını siyasi olarak birleştirmeden, ideolojik ve siyasi alanlarda eşsiz dehasını sergilemeden önce maneviyatta veya inançta birleştirdi insanları. Kendi milleti eski kinine ve yıkıcı bölünmeye geri döndüyse, halkların en ilerisindeyken en sonunda yer alacak kadar geriye gittiyse, bu onun günahı değil.
Bu önemsiz film, Hz. Muhammed’e hiçbir şekilde hakaret edemez. Bir Fransız atasözü şöyle der: Abartılı olan her şey, zayıf ve anlamsızdır. Ancak hiç kuşkusuz ona ve çağrısına bağlı olduklarını iddia eden tutucu cahiller, peygambere hakaret ediyorlar. Masum insanları öldürdüler. Libya halkının ezici çoğunluğu böyle değil. Onlar, maneviyatı köklü bir Arap halkıdır. Ancak sorun, İslam ’ın yanlış ve tehlikeli yorumlanmasında. Yani totaliter yüzeysel yorumu ve dinin terörist biçimde okunmasını kastediyorum. Bu, dünya ölçeğinde bir sorun. Araplar ve Müslümanlar, dini reform veya felsefik aydınlanma hattına girmeyi reddettikçe, bu sorundan yakın zamanda çıkamayacaklar. ( Londra ’da Arapça yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, 19 Eylül 2012)

Kaynak: Radikal