Churchill Müslümanlar hakkında çok karanlık fikirler yayımlamıştı. Daha sonraki baskılarda silinmiş olsa da, ben bunları bir araya getirdim. Havengore’un Churchill’i Thame nehrinde taşıdığı cenaze töreninden kesinlikle hiç hoşlanmadım.
Newcastle Evening Chronicle gazetesinden acemi bir muhabir olarak, Blyht’te donmuş bir kömür limanındaydım. Burası o kadar soğuktu ki, Pazar sabahları barların dışında kusmuk birikintileri bile donmuş bir halde bulunuyordu. Ve Blyth filikalarına, ne kadar buna karşı çıkmış olsak da, uzun zaman önce Winston S Churchill adı verilmişti. Ve kentin sosyalist liderleri bile, bu mavi boyalı fakat hayat kurtaran teknelerin 30 Ocak 1965’te, bu Kuzey Denizi fırtınasında, tahmin edebileceğiniz gibi, içinde bir grup yerel muhabirle birlikte yola çıkması gerektiği konusunda hem fikirdi.
19 yaşındaki Fisk’i deniz tutuyordu fakat hizmetlilerin denize eski püskü bir çelenk atmasından dolayı teknenin dalgalar arasında korkunç bir sallanma yaşadığı ana kadar bu rahatsızlığını kontrol etmeyi başarmıştı.
Bir meslektaşım daha sonraları “bunun için Churchill’e teşekkür ederiz” diye bir yorum duymuş, ama benim Chron gazetesi için yazdığım rapor bu içerikte değildi.
Bu elbette tarihin yaşlı adamın hayatına bir yumruk savurmasından önceydi. Gelibolu yarımadası, hilekâr Arap satraplarının Mavera-i Ürdün ve Mezopatamya’nın kumluk alanlarında doğması, Genel Grev döneminde birliklerin Dresden’de konuşlanması, eski ırkçı sözler (Hintler, Kızılderililer, “fakir” Gandhi vs.); bunların hepsi 50 yıl önce cenazeyi anlatmak için yazılması gereken, fakat asla yazılmayan, “Churchill’in kim olduğunu unutma!” başlıklı haber yorumunun içeriği olmalıydı.
Fakat Churchill’in Müslümanlar hakkındaki son derece taşkın bazı görüşlerini açıklamak zorundayım. Churchill bu ifadeleri 1899’da Sudan seferi hakkında yazdığı The River War adlı kitabının ilk baskısında kullanmıştı. Bu görüşler o kadar korkunçtu ki, daha sonraki baskılarda bunların silinmesi için ikna edilmişti.
“Muhammediliğin kendi inananları için ettiği beddualar ne kadar korkunç!” Churchill şimdi neredeyse bulunması imkânsız olan ilk baskıda böyle yazıyor. “Kaldı ki, kişi üzerinde köpekteki kuduz kadar tehlikeli etkileri olan bağnaz taşkınlık, korku verici kaderci bir kayıtsızlığı doğuruyor. Müsrif alışkanlıklar, tarım alanındaki ihmalkârlıklar… Tüm bunlar Peygamber’in kurallarını veya yaşamını takip eden kişilerin olduğu her yerde mevcut. Yozlaşmış bir nefsine düşkünlük, bu hayatı onur ve incelikten, haysiyet ve kutsallıktan mahrum ediyor.”
Kadın köleliği ve İslam tehlikesi üzerine de, “modern zamanları”nın olağan liberal duyarlılığıyla yazılmış daha birçok görüş var.
“Müslümanlar olağanüstü nitelikler gösterebilir. Binlercesi Kraliçe’nin cesur ve sadık askeri olmuştur. Hepimiz nasıl öldüklerini biliyoruz. Ama dinlerinin etkisi, bu dini takip edenlerin sosyal gelişimini sekteye uğratmaktadır.”
Fakat günümüzde IŞİD ve Boko Haram’ın onaylayacağı birkaç sansürlenmiş yorum da var. Büyük adam “Dünya’da İslam’dan daha gerici bir güç yoktur.” buyurmuş. “… Muhammetçilik savaşçı ve herkesi kendi dinine döndürmeye çalışan bir inanç biçimi. Korkusuz savaşçıların çabalarıyla Orta Afrika boyunca yayılmış bile.” Bu Hristiyanlık için geçerli değil mi? Ardından da şöyle diyor: “Modern Avrupa uygarlığı, aynı antik Roma uygarlığı gibi çökebilir.” Büyük Britanya Bağımsızlık Partisi (UKİP) bundan daha iyi bir şey söylemiyor.
Ve Churchill çağdaşları arasında, Hintleri ve Arap dünyasını kötüleme konusunda yalnız değildi. Hindistan ve Mısır politikacıları, Avrupa’yı Britanya İmparatorluğu’nun çöktüğüne inandırdığı politikacılardan biri olan Hitler’den etkilenmişlerdi.
Hitler, “İngiltere kendini ırksal karmaşaya kaptırmadıkça, Hindistan’ı hiçbir zaman kaybetmeyecek. Hint yükselişi hiçbir zaman başarılı olamayacak. Hindistan’ın Britanya egemenliği dışında var olabileceğini hayal edemiyorum.” diyordu.
Bu emperyalist ifadeler Hitler’in Mein Kampf metninde geçmektedir. Bu metin 1938 baskısı için, İngiliz yayımcılar Hrust ve Blackett yazdıkları tanıtım yazısında şöyle diyor: “Son derece dikkat çekici ifadeler içeren, mevcut güçleri ve koşulları açığa çıkaran bu kitabı herkes okumalı.”
Hitler’in Mein Kampf kitabını çok sayıda insan okudu. Fakat trajik bir şekilde okuyucular bunu çok ciddiye almadı. Tanrı’ya şükür (!), bu nedenle The River War kitabının yazarına sahibiz. Babam Churchill’e, Marlborough: His Life and Times kitabının ilk cildini imzalattıracak kadar tapıyordu. Bu kitap her zaman o kadar yakınımdaydı ki, imzalarken yazdıkları hala hafızamda. Büyük Adam kitabın başındaki boş sayfaya atmıştı imzasını. İkinci baskı o kadar önemsenmemişti. “WSC” (Winston Spencer Churchill) babam için hayattaki en önemli kişiydi.
Bill Fisk, Maidstone’daki eski evimizdeki şöminenin üzerinde Churchill’in devasa, siyah beyaz bir fotoğrafını asmıştı; 1940 Başbakan’ı kameraya öfkeli bir bakış atıyordu.
Bill öldüğünde annem o fotoğrafı oradan kaldırmak istediğini söyledi. Kabul ettim. Churchill’den pek hoşlanmazdım. Doktora tezimi İrlanda ve İkinci Dünya Savaşı sırasında, WSC’nin ülkeyi işgal etmeye yönelik tehditlerini yazdıktan sonra olumsuz duygularım daha da arttı.
Fakat Nicholas Soames’in, büyükbabasının “otantik” bir kişi olduğu üzerine yaptığı yorumlarından ve şimdiki Başbakanımızın Cameron’un geçen hafta izlediğimiz Churchill anılarından sonra artık harekete geçtim.
Bill’in devasa fotoğrafına gelince, bugün duvarımda asılı değil. Ama onu küçük bir dolapta hala saklıyorum. Churchill’i çöpe atmak kolay değil.
Kaynak: Independent
Dünya Bülteni için tercüme eden: Cansu Gürkan