Terörle mücadelede şekillenen yeni strateji çeşitli çevrelerden çok sert eleştiriler aldı. Kimi stratejiyi Başbakan Erdoğan sahiplendiği için eleştirdi, kimi de O’na ait olmadığını düşünerek. Bizde böyledir, takım tutar gibi strateji tutarız (!). Ankara’da yaptığım gözlemlere göre gökten inen bir strateji yok. Başka bir deyişle birileri yeni bir rapor veya kitap yazmış da, eskinin yerini bu almış değil. Tam aksine karşımızda acı deneylerden ve geçmiş birikimlerden doğan ve adım adım şekillendirilmeye çalışılan bir strateji kurma çabası var. Bu, Türkiye için çok yeni bir girişim. Eskiden stratejiyi askerler kurar veya değiştirirdi. Sivillere de Ordu’nun stratejilerine uymak düşerdi. Oysa son 6-7 yıldır Hükümet o zamana kadar ilgilenmesine müsaade edilmeyen, dolayısıyla ilgi oluşmaması nedeniyle yeterince bilgili olamadığı bir alana girdi. Onlarca yıldır ilgisiz ve bilgisiz bırakılan sivil otorite bu uzun yıllar içinde pek çok kabiliyetini de yitirmişti. Bana sorarsanız Habur da, Açılım’daki eksiklikler de, KCK operasyonlarındaki gecikmede hep bu geç kalmışlığın, yani sivil acemiliğin bir sonucudur. Şimdilerde ise terörle mücadele ciddi anlamda toparlanıyor. Geçmişten alınan dersler ve hızla artan kurumsal akıl ve uygulama kapasiteleri üçüncü bir yolu inşa ediyor. Bu yol şiddetten arınmak kaydıyla her türlü seçeneği masaya getirmektir.
***
Bazıları yeni stratejiyi ‘silahlara geri dönüş’ gibi lanse ederek, Hükümet’in militarist seçeneklere mahkûm olduğu izlenimini yaratıyor. Oysa ki görebildiğim kadarıyla Yeni Strateji tam tersine PKK’ya ‘zeytin dalı’ uzatıyor. PKK’ya “terörü bitirme gündemiyle her şeyi, ama her şeyi konuşabiliriz” deniyor. Diğer bir tabir ile İngiltere IRA’ya ne önerdiyse, Türkiye de PKK’ya aynısını öneriyor.
Bazı yorumcular Yeni Strateji’nin bazı kurumlara, örneğin MİT’e, rağmen ortaya konulduğunu da iddia ettiler. Bu yorumculara göre MİT Oslo Görüşmeleri’nde olduğu gibi PKK ile müzakereyi savunuyor, Emniyet ve Ordu ise PKK ile görüşülmesine kesinlikle karşı çıkıyor. Öncelikle bu varsayım tamamen yanlış. Geçmişten farklı olarak, sivil otorite oyun kuruculuğu hiçbir alt aktöre bırakmak niyetinde değil. İkinci olarak terörle mücadele aktörlerinin sayısı ve aralarındaki uyum her geçen gün artıyor. Örneğin Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı gibi yeni aktörler devreye giriyor. Yine geçmişten farklı olarak Jandarma ile Polis ortak operasyon bile yapabiliyor. MİT de dâhil olmak üzere, tüm istihbarat birimleri terör konusunda ortak bir bilgi otobanı oluşturabilmişler ve istihbarat anlık olarak paylaşılabiliyor. Gerçi işbirliğinde alınacak daha çok yol var. Niyetler yakınlaşsa da fiziki imkânlar ve anlayış kapasitesi hala gelişmeye muhtaç. Örneğin Özel Harekât zaman içinde yaşlanmış ve uzun yıllar sahadan uzak kaldıkları için takviyeye ihtiyaçları var. Teçhizat açığı tüm güvenlik birimlerinde hissediliyor. En önemli eksikliklerden biri de yargı ile güvenlik birimlerini daha çok iletişime sokabilmek. Ayrıca yasal eksiklikler de var. Yasaya göre suç oluşuyor ve savcılar suça müdahale etmek zorunda kalıyor. Oysa ki istisnai bazı durumlarda suç oluşsa da yargısal müdahalenin olmaması gerekiyor. Bu sorunun çözümü ise TBMM’de. Yani yeni yasal düzenlemeler de şart.
***
Tüm bunlara rağmen Ankara’da görebildiğim kadarıyla ciddi bir uyum oluşturulmaya çalışılıyor. Yeni Strateji kesinlikle MİT’e veya Hakan Fidan’a rağmen geliştirilmiş değil. Bu stratejinin içerisinde kiminle gerekirse onunla görüşmek de var. Aslına bakarsanız güvenlik önlemlerine aşırı önem verilmesinin nedeni daha çok terörist öldürme isteği değil. Tam aksine Hükümet daha az terörist öldürmek ve PKK’yı masaya mecbur etmek için sahadaki çatışmaları azaltmaya çalışıyor. Buna siz ‘masayı silahlarla koruyup’ konuşmaya uygun bir zemin hazırlıyor da diyebilirsiniz. Ve tüm bu gelişmeler içerisinde sanılanın aksine MİT veya başka bir kurum dışlanmış değil, tam aksine stratejinin merkezinde yer alıyor.
Kaynak: Star