Ortadoğu'da kalıcı barış ve istikrarın önde gelen şartlarından biri, halkların kendi seçtikleri iktidarlar tarafından yönetilmesine dayanan rejimin, demokrasinin yerleşmesi.Sonuçları henüz belli olmayan Arap Baharı'nın yönü de tamamen bu doğrultuda. Şimdi Suriye halkı, gaddarca üzerine yürüyen BeŞşar Esad iktidarına rağmen bu geçişi başarmaya çalışıyor.

Suriye krizi karşısında Türkiye'nin ve bölgenin diğer etkili ülkelerinin (İran, İsrail, Mısır gibi) tutumunu gösteren büyük fotoğrafa bakıldığında, bu ülkelerin stratejik ağırlıklarını nasıl kullandığına ilişkin bir değerlendirme yapma imkânı doğuyor.

İran, savunmasız insanları acımasızca katleden Esad iktidarını en güçlü şekilde destekleyen ülke. Bu tutumunu, Suriye halkının emperyalist devletlerin oyununa geldiği gibi abes söylemlerle tevil etmeye çalışıyor. Tahran, en temel insanî değerleri göz ardı etmek pahasına, önemli bölgesel müttefikini kaybetmek istemiyor. Bu çelişkinin kendisi için yarattığı itibar kaybının farkında ve o nedenle son zamanlarda Şam'a itidal tavsiye etmek ihtiyacı hissetti. Ama genel siyasetinde bir değişme söz konusu değil.

İsrail'in resmî söylemi sessiz kalmak şeklinde. Ancak İsrail, görünürdeki büyük hasmı Esad rejiminin değişme ihtimalinden rahatsız. Suriye sınırı, son otuz yıl içinde İsrail'in en sâkin sınırı oldu. Golan Tepeleri'nde Yahudi yerleşmelerinin devamlı artması veya nükleer tesislerinin bombalanması (2006) gibi İsrail tahrikleri karşısında dahi Esad yönetimi kayda değer bir tepki göstermedi. Suriye'de iktidar değişikliği muhtemelen İran'dan uzaklaşma sonucu doğuracak; ama Hizbullah ve özellikle Hamas'a mevcut destek artabilir. Üstelik Mısır'dan sonra Suriye'de de halkın seçtiği iktidarlar işbaşına gelirse, şimdi İsrail'in bölgedeki en yakın müttefiki Ürdün'ün Arap Baharı rüzgârlarına direnmesi iyice zorlaşacak. İsrail'in aşırı sağcı siyasetçilerinden ve eski bakanlardan General Effi Eitam'a göre, "Suriye'deki mevcut rejim, İsrail için en iyisi." Eitam'ın şok edici açıklamalarına göre Esad yönetimi, İsrail ile "çatışmaya benzeyen" bir görüntü yaratarak meşruiyetini koruyor; ama aslında İsrail'le barışı ve Golan Tepeleri'nin iadesini ciddi olarak arzu etmiyor. Çünkü Esad o durumda Suriyelilerin, azınlık Alevi diktatörlüğünü çok daha şiddetli bir şekilde sorgulamaya başlayacağını biliyor.

Arap dünyasının siyasî lideri Mısır, eski ortağı Suriye'de değişime sıcak bakıyor. Ama şu sırada meclis ve başkanlık seçimleri, yeni bir anayasa ve demokratik düzenin oluşturulması gibi kendi geçiş dönemi sorunlarıyla boğuşuyor. İşbaşında bulunan ve temsil yetkisi zayıf geçici askerî konseyin, Suriye krizi gibi bir konuda etkili politikalar yürütmesi pek mümkün değil.

Yukarıdaki basit fotoğraf çok şeyler anlatıyor. Suriye halkının verdiği onur ve özgürlük mücadelesinin bölgede en etkili destekçisi, hatta tek etkili destekçisi Türkiye. Suriye ile özenle geliştirdiği çok yakın ilişkilerine rağmen Türkiye, hiç tereddüt dahi etmeden, hem ahlaken ve ilkesel olarak, hem reel siyaset açısından doğru olanı yaptı.

Şüphe yok ki Türkiye'nin bu tutumu, sadece Suriye değil bütün Arap halkları tarafından fark ediliyor. Türkiye ve Erdoğan'a Arap Sokağı'nda gösterilen ilgi ve desteğin arkasında yatan nedenler işte bunlar. Ancak Erdoğan'a gösterilen ilgi Arap Sokağı ile sınırlı değil. Kısa süre önce Milano'da bindiğim bir taksinin İtalyan şoförü, Türk olduğumu öğrenince hemen şunları söyleyiverdi: "Ahmedinecad'dan nefret ediyorum. Çünkü o bir deli. Erdoğan'ı çok seviyorum. Çünkü o dürüst bir insan."

Diğer taraftan, dünyanın değişik karar merkezleri de farkı görüyor. O nedenle şimdi, Suriye krizinin aşılması için başlıca yönlendirici uluslararası güç, ABD-Türkiye işbirliği. O nedenle şimdi, Ortadoğu'da kendini İslamcı olarak veya başka şekilde tarif eden pek çok siyasî harekete yön verenler, Türkiye ve AK Parti tecrübesini de dikkate alarak siyasî programlarını yeniden şekillendirmeye çalışıyor.

Tabii farklı düşünenler de var. Mesela CHP, Ortadoğu siyasetinde Arap Sokağı'nı esas aldığı için Erdoğan hükümetini eleştiriyor. Hâlbuki içeride veya dışarıda, demokratik siyasetin en temel kaynağı sokaklar, yani sokaktaki insanlardır. Ancak belli ki, kendini halkçı olarak tanımlayan anamuhalefet partisi için, siyasetin meşruiyeti başka yerlerde bulunuyor.

*Haluk Özdalga AK Parti Ankara Milletvekili

Kaynak: Zaman