Elindeki 1200 kg az zenginleştirilmiş uranyumu (AZU, % 3-% 5 arası), % 20 zenginleştirilmiş uranyum ile takas konusunda İran'ın ikna edilmesi, Türk diplomasisinin son yıllarda gösterdiği başarılar doğrultusunda çarpıcı bir adım daha atıldığını gösteriyor. 

Ancak bazı Batılı devletler, özellikle ABD Dışişleri Bakanlığı'nın resmi sözcüleri, değişik gerekçeler ileri sürerek, kendilerinin Ekim 2009'da başaramadığı bir anlaşmayı şimdi Brezilya ile beraber Türkiye'nin gerçekleştirmiş olmasını çok olumlu bir gelişme olarak değerlendirmiyor. Ne var ki ABD sözcülerinin ileri sürdüğü gerekçelerin hiçbiri çok inandırıcı değil. Bazı yerli yorumcularımız ise, kendi imal ettikleri temelsiz ilavelerle birlikte, ABD'nin açıklamalarını tekrar ediyorlar. Kısaca göz atalım.

En önemli itiraz: 1200 kg AZU, Ekim 2009'da İran'ın elindeki toplam malzemenin % 80'ine tekabül ediyordu. Şimdi bu miktar elinde bulunanın yaklaşık yarısına karşı geliyor. Takas yapılsa bile, kalan miktarla bomba üretimine dönük çalışmalara devam edebilir. Bu itiraz geçersiz; çünkü, eğer Batılı devletler Ekim 2009'da anlaşıp 1200 kg malzemeyi almış olsalardı dahi, İran zenginleştirme işine yine devam edecekti ve bugün elinde muhtemel bir takas sonrası kalacak malzeme yine aynı miktarda olacaktı.

İtiraz: Varılan takas anlaşması sorunu çözmüyor. İran zenginleştirmeye devam edeceğini açıkladı. Hayır, sorunu tam anlamıyla çözüyor. Takas sorununu, hem de ABD dahil Batılı devletlerin tam istediği koşullarda çözüyor. Ama elbette İran'ın zenginleştirme çalışmalarına son vermesi sorununu çözmüyor. Bunu iddia eden de yok. Zaten, ABD'nin uğraştığı ve başaramadığı anlaşmada da bu konunun çözülmesi öngörülmüyordu.

İtiraz: İran sözünü tutmayan güvenilmez bir ülke; o nedenle Türkiye'nin sağladığı anlaşma bir kâğıt parçasından başka bir şey değil. ABD Dışişleri sözcüsünün son derece yakışıksız ve anlamsız bir yorumu. Eğer öyle düşünüyorsanız, geçen sene siz niye İran'la aynı anlaşmayı yapmak için onca gayret sarf ettiniz? Ve neden bugün hâlâ İran'a, gelin sizinle kapsamlı müzakereler yapalım diye çağrılar yapıyorsunuz?

İtiraz: Türkiye kendi çalıp kendi oynadı; çünkü İran'a takas sonucu verilecek % 20 zenginleştirilmiş uranyum kendisinde yok. Üstelik bu konuda Obama yönetiminin uyarılarını da hiç dikkate almadı. Büyük ölçüde bizim yorumcularımızın uydurduğu ve konuya ne kadar uzak olduklarını gösteren temelsiz iddialar. % 20 zengin uranyumu, uzun süre önce sağlanan mutabakata uygun olarak Türkiye değil, Fransa temin edecek. Obama yönetiminden uyarı gelmesi bir tarafa, takas anlaşmasına giden yolda Türkiye, Washington yönetimiyle sürekli temas içinde oldu, destek ve uygun görüşleri alındı ve istenen koşulları sağlayan bir anlaşma yapıldı.

Öyleyse ABD kendi arzu ettiği ama başaramadığı bir anlaşmanın şimdi Türkiye tarafından yapılmış olmasından niçin hoşnut değil? Cevap büyük ihtimal şöyle: Geçen sene ABD, elindeki AZU'yu verse dahi İran'ın zenginleştirme işine devam edeceğini, ama aynı noktaya gelmesinin en az bir yıl süreceğini, o süre içinde de müzakere yolunu denemeyi hesaplamıştı. O anlaşma gerçekleşmedi. Başarabileceğine hiç ihtimal vermedikleri için, Türkiye'nin o doğrultudaki çalışmalarına da karşı çıkmadılar, hatta destek verdiler. Fakat geçen süre içinde zenginleştirme konusunda İran, Batılıların öngördüğünden daha başarılı oldu ve daha hızlı yol aldı. Yanıldıklarını gördüler, o nedenle fikir değiştirdiler ve geçen sene işlerine gelen anlaşmaya şimdi karşı çıkıyorlar. Bunu açıkça ifade ettikleri takdirde, kısa sürede tutum değiştirip kendileriyle çelişkili bir duruma düşecekleri için, değişik bahaneler ileri sürüyorlar.

ABD ve Batılı devletlerin bu tutumu, çelişkili de olsa, kendi siyasi hedefleri açısından -ayrıntılarına burada girmeyelim- mantıklı ve anlamlı bir siyaseti ifade ediyor. Ama ABD'nin gerekçelerini, yer yer abes iddialar ekleyerek körü körüne tekrarlayan yerli yorumcularımızın hedefleri ne? Onları ilgilendiren konunun kendisi değil; hedefleri, koyu önyargıları nedeniyle, hangi siyaseti izlerse izlesin AK Parti'nin yanlış yaptığını göstermek!

Türk diplomasisi bu hamlesi ile, Batılıların başaramadığı bir anlaşmayı sağlayıp prestij ve etkinlik kazanmakla kalmadı, başka önemli kazanımlar da elde etti. Batılı devletlerin bu anlaşmayı görmezlikten gelip BM Güvenlik Konseyi'ne bir müeyyide paketi getirmeleri durumunda artık Türkiye'nin elinde hayır demek için güçlü bir gerekçe var. Rusya ve özellikle Çin'in şimdi üzerinde mutabık kaldıklarından daha sert müeyyidelerin uygulanmasına hayır demesi de daha kolay olacak. Önümüzdeki dönemde devam edeceği muhakkak olan İran'ın nükleer programı sorununda Türkiye'nin ağırlığı arttı. Bütün bunlar, nükleer silahlardan arındırılmış bir Ortadoğu için Türkiye'nin katkı şansını artırıyor. Ayrıca, Latin Amerika'nın en etkili ülkesi Brezilya ile geliştirilmiş bulunan güçlü işbirliği bir başka önemli kazanım.

İran'ın nükleer programına ilişkin AK Parti hükümetinin siyasetini eleştirenlerin, şu soruya cevap vermesi gerekiyor: Hangi parti iktidarda olursa olsun Türkiye'nin hedefi nükleer silahlardan arındırılmış bir Ortadoğu olmalı ise, bu hedefe ulaşmak için bugünkünden farklı nasıl bir siyaset izlenebilir? Bu soruya verilmiş bir cevap henüz yok.

Kaynak: Zaman