Lübnanlı siyaset bilimci Adham Saouli'ye göre, Ortadoğu'da devletlerin varlıklarını devam ettirebilmesi, kendi iç özelliklerinden çok uluslararası ve bölgesel sisteminin işleyişine bağlı (The Arab State, 2012).
Bölgenin usta siyasetçilerinden Iraklı Kürt lider Mesut Barzani, Saouli'nin bu tespitini bütün hücrelerinde hissediyor olmalı. Barzani, bir süredir Irak'tan ayrılma işaretleri veriyor. Çünkü uluslararası ve bölgesel şartlar, Kuzey Iraklı Kürtler için hiç bu kadar elverişli olmadı. Mevcut koşullarda küresel büyük güçlerden, Suriye'den ve Türkiye'den şiddetli bir itiraz gelmesi beklenemez. Bağdat yönetimi, önümüzdeki yıllarda askerî açıdan, muhtemelen hiçbir zaman bugün olduğundan daha zayıf olmayacak. ABD ve İsrail'in saldırı tehdidi altındaki İran'ın hareket alanı iyice daralmış durumda. Ankara, Bağdat, Şam ve Tahran arasında kuvvetli bir işbirliğinin şartları artık bulunmuyor. Temmuzun son günlerinde El Cezire'den Jane Arraf'a verdiği bir mülakatta Barzani, çarpıcı bir diplomatik üslupla, Kürtlerin bağımsızlığının sadece bir zaman meselesi olduğunu ve Türkiye'ye petrol satışı gerekçesiyle merkezi yönetim bütçesinden Kuzey Irak'a ayrılan yüzde 17'lik paydan kesinti yapılırsa, bağımsızlık ilanı için referanduma gideceğini açıkladı. Birkaç gün önce Bağdat hükümeti, Erbil'e ait bütçeden 3 milyar dolar keseceklerini duyurdu.
Suriye'de iç savaşın uzaması, bu ülkede üniter devletin bir şekilde dağılması ihtimalini artırıyor. Irak'ta federal devlet ile Suriye'de üniter devlet eşzamanlı olarak parçalanırsa, güney sınırlarımızda çifte erimeyle karşılaşacağız. Bu erimenin bize bulaşmaması için yapmamız gereken, her şeyden önce kendimizle ilgili. İlk olarak, artan PKK saldırılarına rağmen, başta anadilde eğitim ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi olmak üzere, cesur bir reform programı geniş katılımlı bir diyalog içinde hazırlanmalı ve adım adım uygulanmalı. Böyle bir yaklaşımın ön koşulu, iç siyasi kavga ve gerginlik dozunun azaltılması. İkinci olarak, şimdi dibe vurmuş bulunan AB üyelik perspektifi muhakkak surette canlandırılmalı. AB içinde belli çevrelerden gelen direniş, bizde duygusal kırılmalar yaratmamalı. O direnişe rağmen yapılabilecek çok şey var. AB üyeliğinin Türkiye'nin bütünlüğü için en önemli güvencelerinden biri olduğunu görmeliyiz. Güney sınırımızdaki hızlı değişim eğer bizi iç siyasi kavgalara batmış, reform yapamaz ve AB üyelik perspektifinden uzaklaşmış bir konumda yakalarsa, Türkiye ağır bir bedel ödeyebilir.
Suriye krizi
Suriye krizinde Türkiye, özgürlük ve insan onuru için ayaklanan halkı desteklemekten başka bir tercih içinde olamaz, olmamalı. Beşşar Esed rejiminin zulmünden, iç savaştan ve ölümden kaçan insanlara da sınırlarını ve kucağını açmak zorunda. Ancak sadece bu iki unsur, Suriye krizi karşısında politika belirlemek için yeterli değil. Çünkü böyle bir politikanın şekillendirilmesi için, başka unsurların da dikkate alınması gerekiyor. Bu yazının başında da değindiğimiz uluslararası ve bölgesel dengeler iyi tahlil edilmeden, Suriye krizini ne anlayabilmek ne de bu krize karşı bir politika belirleyebilmek mümkün. Aksi yönde bir deneme, ancak stratejik miyopluk olur. Bu asla, büyük bir insani cesaretle ayaklanmayı başlatan Suriye halkının, bazı dış güçlerin yönlendirmesi altında hareket ettiği anlamına gelmiyor. Ama krizin gelişmesi ve sonuçlanmasında, uluslararası ve bölgesel jeostratejik faktörlerin büyük etkisi olacağı anlamını taşıyor. Şu anda yaşanan da tam bu.
Bölgeyi yakından takip edenler, daha krizin başlangıcında, iç şartları çok daha elverişli Mısır'ın bile zorlandığı demokrasiye geçişin benzerini Suriye'de de beklemenin gerçekçi olmadığına işaret etti. Suriye aynı zamanda Ortadoğu'da, yine Mısır'dan farklı olarak, bölgesel ve uluslararası ittifaklar rekabetinin çok daha şiddetle yaşandığı bir halka. Şimdi iç savaşın neden olduğu on binlerce ölüm, korkunç yıkım ve kontrolsüz gelişmeler demokrasiye geçişin değil, parçalanmanın yolunu döşüyor. Suriye'nin parçalanması, Esed rejiminin B planı ve onu destekleyen devletlerin hiçbiri herhalde buna itiraz etmeyecek. Diğer cephedeki Obama yönetimi tavrını, tek müdahale nedeni kimyasal silahlar diye açıkladı. Bu da öncelikle İsrail'in güvenliğiyle ilgili bir konu. Kasım ayındaki başkanlık seçimlerinden sonra da bu tavır değişmeyecek görünüyor. Kahire'de çıkan El Ahram gazetesindeki bir habere göre Katar Emiri Bin Halife, geçen ay Mısır'a yaptığı bir ziyarette Cumhurbaşkanı Mursi'yi, Suriye'nin bölünebileceği konusunda ikna etti. Hatta bir yoruma göre, Yüksek Askeri Konsey Başkanı Tantavi'nin görevden alınmasında, Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunuyor olması önemli bir rol oynadı. Suudi Arabistan'ın esas hedefi İran'ın kanatlarının kırpılması; Suriye'nin parçalanması na ilaveten ancak Vahhabi ideoloji Bosna'da ve Kafkasya'da bulamadığı bir etki alanına kavuşacağı için parçalanmaya karşı çıkmaz. Mevcut Suudi devletinin, Amerika'nın desteği olmadan uzun süre ayakta kalamayacağı da gözden uzak tutulmamalı. Her şey gösteriyor ki; Suriye parçalanma noktasına gelirse, Türkiye asıl o zaman yalnız kalabilir ve yanında sadece Ortadoğu'nun stratejik tüy sıkleti Ürdün'ü bulabilir.
Suriye'deki iç savaşta Türkiye, taraflara hiçbir anlamda askerî destek vermemeli. İnsanî açıdan, iç savaşa askerî destek vermek savunulabilir değil. Siyasi açıdan, sonuçlarını kontrol edemeyeceği ve parçalanma ihtimalini artıran bir iç savaşa askerî katkı sağlaması doğru değil. Ayrıca bunun, PKK'nın dış yardım seçeneklerinin çoğalması anlamına geleceği açık. Ortadoğu'nun bugün yaşadığı sorunların önemli bir nedeni, büyük devletlerin uzun yıllar boyunca yaptığı sürekli müdahaleler. Suriye'de krizin diplomatik yoldan çözülmesi, iç savaşa son verilmesi ve bunun bölge dışı ülkelerin müdahalesi olmadan başarılması en doğru yol. Mısır Cumhurbaşkanı Mursi'nin; İran, Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin yer alacağı bir temas grubu kurulması önerisi tam bu istikamette atılmış bir adım. Mursi'nin müdahaleye karşı olduğu biliniyor. Bu dört ülkenin mutabık kalacağı bir siyasi çözüm planı karşısında, Suriye'de savaşan hiçbir taraf için farklı bir hareket alanı kalmayacak. Dört ülke, şimdi tarihî bir sorumluluk taşıyor.
*AK Parti Ankara Milletvekili
Kaynak: Zaman