2. Dünya Savaşı'nda Alman işgaline uğrayan ülkelerden biri de Fransa'ydı. Bu yıllarda Fransızların önemli bir kısmı Nazilerle işbirliği yaptı (Vichy Yönetimi). Hatta Fransız yöneticiler savaş boyunca Yahudi soykırımına da ortak oldular. Pek çok Yahudi Fransız-Alman işbirliği içinde evlerinden alındı ve kendilerini bekleyen kötü kader için toplama kamplarına gönderildiler. Onurlu Fransızlar ise özgürlükleri için yeraltı direniş örgütleri oluşturarak işgal güçleriyle savaştılar. Fakat Fransa'yı kurtaran en önemli girişim De Gaulle liderliğindeki 'Özgür Fransa' ordusuydu. 550.000 kişilik bu ordunun yarıdan fazlası ise Fransızlardan değil, Kuzey Afrika Müslümanlarından geliyordu. Askerlerin en az 135.000'i Cezayirli'ydi. Fransa'nın ileri gelenleri Nazilerle işbirliği içinde rahat etmeyi umarken, bu cesur askerler önce İtalya'da, ardından Güney Fransa'da ve sonra da Nazi işgalindeki Alsace-Lorraine'de savaştılar. Fakat savaş esnasında bile ırkçı ayrımcılığa uğradılar. Beyaz Fransızların yemekleri tam verilirken, 'renkli' askerlere daha az yemek verildi. İzin kullanırken ve daha pek çok konuda ordunun renkli ve Hıristiyan olmayan unsurları aşağılandır. Buna rağmen Kuzey Afrikalı askerler orduyu terk etmediler. Savaş bitti, Kuzey Afrikalı askerler anladı ki gazi maaşları bile beyaz Fransız gazilerinkinden daha az. Bu da yetmedi, Paris Hükümeti eski sömürgeler bağımsız olunca Kuzey Afrikalı gazilerin maaşlarını dondurdu (1959). Kısacası Fransızlar işgalci Almanlardan daha az ırkçı değildi (Bu askerlerin hikayesini merak edenler 'Days of Glory' adlı filmi de izleyebilirler).

***

8 Mayıs 1945'te Naziler yenilip, sözde özgürlük kazanınca Cezayirliler de bağımsızlık için ümitlendiler. Fransa'yı kurtaran pekçok Kuzey Afrikalı ülkelerine daha özgür günler görmek ümidiyle döndü. Özgürlük şarkıları Cezayir'in Setifşehrinde yükselmeye başlayınca Cezayirliler Fransızların Almanlardan bile beter olduğunu acı bir şekilde anladılar. Kalabalıkların üzerine ateş açıldı. Katliamın en vahşicesi gerçekleştirildi. Koca bir ordu ve donanma Setif gibi birçok Cezayir şehrini inletti.

Cezayir 1,5 milyon evladını bağımsızlık savaşında Fransızların elinde kaybederek özgür olabildi. Fransız askerleri savunmasız halk üzerinde işkencenin bin bir çeşidi denedi. Pek çok Müslüman kadın Fransızların tecavüzüne uğradı. Bu apaçık bir soykırım girişimiydi. Çünkü Fransızların amacı, diğer sömürgelerinden farklı olarak Cezayir'i Cezayirliler'den arındırmak ve Fransa'nın yeni bir vilayeti haline getirmekti.

***

Cezayir Devlet Başkanı Abdülaziz Bouteflika 2006 yılında, yaşananları 'soykırım' olarak niteledi ve Fransa'dan özür beklediklerini söyledi. Fransız Dışişleri Bakanlığı'nın bu talebe yanıtı ise oldukça tanıdıktı: Tarih tarihçilere bırakılmalıdır. Bir önceki Fransa Başkanı Jacques Chirac'ın cevabı da benzer şekildeydi: "Tarih yazmak tarihçilerin işidir, hukukun değil". Aynı şekilde dönemin Başbakanı Dominique de Villepin de "Geçmiş hakkında konuşmak veya yazmak meclislerin işi değildir" diyordu.

2006 yılında Fransa'nın İçişleri Bakanı olan bugünkü Başkan Nicolas Sarkozy ise 2006 yılında Cezayir'de olanlardan dolayı kendilerinin suçlanamayacağını iddia ederek "Çünkü babalarının hatalarından dolayı çocuklarından özür dilemesi istenemez" dedi.

***

Aynı Sarkozy bugün, neredeyse 100 yıl önce yaşananlardan dolayı Türkiye'nin özür dilemesini, hatta çok daha fazlasını yapmasını bekliyor. Üstelik bunu kendisi için değil, Ermeniler için istiyor. Türkler Ermeniler'den özür dilemeli midir, dilememeli midir, bu çok ayrı bir konu. Fakat bildiğim bir şey var ki bu konuda Fransızlar'a düşen bir tek kelime dahi yoktur. Hatta Fransızlar öncelikle 1915 ile ilgili kendi dileyecekleri özürleri düşünmelidirler. Sarkozy'nin Ermenistan'da yaptığı en son çıkış ve Cezayir Soykırımı karnesi onun bu konularda ne kadar samimiyetsiz olduğunun açık kanıtı.